YÖK’e karşı mücadele ve 6 Kasım’ın anlamı

17

6 Kasım, Yüksek Öğretim Kurulu’nun (YÖK) yeni bir yıldönümü olacak. Tarihsel hafızamızı yenileyecek olursak, YÖK 1981’de “yüksek öğretim kurumlarını organize etmek ve bütün birimleri merkezi bir yönetim altında toplamak” ve “dönemin siyasal sorunlarının eğitimde yarattığı yıpranmayı acil bir reformla gidermek” amaçlarını taşıyarak kurulmuştu. Peki, YÖK’ün tarihteki izleri nasıl oldu?

Kurulduğu andan itibaren 12 Eylül baskıcı rejiminin çok iyi bir temsilcisi olan bu organ eğitim ve öğretimle ilgili her şeyi kontrolü altına alarak, işine önce üniversitelerdeki sol muhalif kesimleri üniversiteden atıp, yerine kendi kadrolarını atayarak başladı. Öğrencileri okuldan atma ve uzaklaştırma işlemini kolaylaştırarak öğrencilerin her türlü politik faaliyetini engellemek için elinden gelen her şeyi yaptı. Öğrenciler bir bir polise ihbar edildiler ve öğrencilere ve eğitimcilere suç cezaları verilerek önleri kesilmeye çalışıldı. Bu sancılı dönem, burjuvazi ile el ele vermiş baskıcı rejiminin dönemin toplumsal muhalefetini bastırmadaki işbirliğinin eğitim alanındaki yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

YÖK’ün o dönemdeki en önemli kuruluş amacı, sınıf hareketiyle bağlarını çok iyi kurmuş, sınıf hareketi kitleselleştiği oranda büyüyüp gelişen öğrenci hareketine ket vurmak ve onun gelişmesini engellemekti. Ve bugün geçmişini unutmuş, tek tip, apolitik ve pasifize olmuş bir gençlik varsa bunun yegane sorumlusu da YÖK’tür.

YÖK’ün diğer bir işlevi ise 12 Eylül’den sonra, sistemin eski dengelerine yeniden ulaşmasından sonra bile bu baskı araçlarını yeniden üretip, karşımıza farklı biçimlerde çıkarmasıdır, ki bugün burjuva ideolojisinin ve neoliberal politikaların üniversitelere uygulanması görevini üstlenmiştir. Bugün üniversiteler bir ticarethane gibi çalışıyor ve öğrencileri iş bulana ve sisteme adapte olana kadar hapis altında tutacak mekanlar işlevi görüyor.

Geçtiğimiz günlerde de YÖK hâlâ kuruluş amaçlarını taşıdığını bize bizzat göstermiş oldu, 81 ilin valiliğine gönderilen “Özgür ve Güvenli Üniversite” adlı genelge, üniversitelere sivil polislerin tahsis edilmesi ve gerektiği zamanlarda çevik kuvvetin okula girip müdahale etmesini olanaklı ve resmî hale getiriyordu. Genelge, adına karşın, öğrenciler üzerindeki baskı ve şiddeti daha da arttıran bir niteliğe sahip, hükümetin üniversitelere bakış açısı da böylece açıkça ortaya çıkıyor. Başımıza gardiyanlar dikiyor ve bize özgür olduğumuzu, bilimsel eğitimin bu koşullar altında mümkün olduğunu söylüyorlar.

Ayrıca, gazetemizde daha önce de yer vermiştik. Bugün yapılan neoliberal dönüşümler eşliğinde, YÖK’ün yapılandırılması hatta kaldırılması dahi konuşuluyor. Bu proje devletin eğitim alanından elini çekmesi ve bu alanı sanayi çevrelerine açması ve girişimci üniversite modeli ile her üniversitenin kendi başına bir şirket gibi çalışması, üniversitelere mali özerklik verilerek bütçeden üniversitelere ayrılan payın kesilmesi anlamına geliyor.

YÖK’ün kalkması ya da bu tür bir değişikliğe tâbi tutulması sistemin ihtiyaçlarını da ortaya koyuyor, daha önce de belirttiğimiz gibi kendini yeniden yapılandırıp farklı biçimler altında tekrar ortaya çıkıyor. Dolayısıyla YÖK’ün kaldırılması da bugün demokratik bir talep olmaktan çıkıyor.

Her şeye rağmen bugün biz geçmişimizi unutmadık, özgür eğitimin başımıza gardiyanlar dikilerek de mümkün olabileceğini sanmıyoruz. Gerçek, özgür ve bilimsel eğitimin sermayeden uzak, eşit, kafa ile kol emeği ayrımının olmadığı ve herkese açık bir eğitim olduğunu biliyoruz. Bu nedenlerden dolayı da YÖK’e karşı mücadele dün olduğu kadar güncel ve önemli. 6 Kasım’da ve her zaman alanlarda YÖK’e karşı parasız ve demokratik eğitim hakkımızı haykırmaya devam etmeliyiz.

Yorumlar kapalıdır.