MSF’de bir hayalet dolaştı, devrim hayaleti!

104

21-25 Eylül tarihleri arasında Diyarbakır’da gerçekleşen Mezopotamya Sosyal Forumu, bir yandan forumların tartışma ile sınırlandırıcı yapısı ile dizginlenirken, bir yandan da Arap devrimleri deneyimi ve KCK operasyonları ile süren sıcak sürecin kamçılayıcı etkisi ile iki uç belirleyen arasında gerçekleşti. Böylece tüm zayıflıkların yanı sıra oldukça önemli deneyimlerin paylaşıldığı bir organizasyon olabildi.

Uzunca bir süre öncesinde enternasyonalizmden, yani Marksizm’den kopmuş olan pek çok akım ulusalcılığa ve reformizme doğru savrulurken, geçmişin mücadeleci hafızasını ve uluslararası birlik bilincini silmek, bunu yaparken de dünya ile bu çerçevede bir bağ kurabilmek için bir uluslararası ağa ihtyaç duymaktaydılar. Dünya partisi fikrini bilgi dağarcıklarından atan pek çok akım için bu ihtiyaca karşılık olarak “sosyal forumlar” fikri oldukça işlevsel hale gelmişti.

Geçmişin sosyalizm severleri Sovyetler Birliği’nin çökmesi ile beraber bir zamanlar sahiplendikleri pek çok ilke ve özlemi hızla terk etti ve sosyalist mücadelelerinin yerini, “başka bir dünya mümkün” şiarına bırakarak, “daha insani bir kapitalizm” arayışına koyuldular. Bu şiar içerisinde sosyal forumlar, uluslararası bir tartışma platformu olarak, enternasyonalizmin yerine ikame edilmiş oldu.

Bu noktada sosyal forumların temel niteliği, kampanyaların tartışılıldığı ve bu kampanyaların örgütlendiği -yani eylemin ve devrimlerin konuşulup birleştirildiği değil de, sadece “biten komünizm sevdası” ve de, “işçi sınıfının dışındaki mücadele dinamikleri” hakkında tartışma platformu oluşturmak oldu. Hatta doğrudan doğruya işçi sınıfının enternasyonalist mücadelesinden kaçmak ve de bu mücadeleyi eleştirmek için, pek çok sağ-muhaliflerin sığınağı haline dahi geldi. Her şeye rağmen, arayış içerisinde olan ve geçmişteki Stalinist önderliklerden medet ummayan pek çok gencin ilgi ile karşıladığı bu forumlar, olumlu bir nokta olarak dünyanın dört bir yanından gelen devrimci partilerin katılımı ile devrimci görüşlerin tanıtılması olanağını zar zor da olsa sunmuştu. Ancak bu ufak ama anlamlı mevzi, yine de forumların niteliğini değiştiremedi.

Kuşkusuz ki Mezopotamya Sosyal Forumu da forumların bu niteliğinden azade bir biçimde gerçekleşmedi. Ne var ki, Arap devrimci sürecinin yakıcılığını halen yaşayan Tunuslu ve Ürdünlü devrimcilerin katılımı, forum niteliğinin sınırlarını zorlayan bir gündem yarattı. Buna karşılık olarak, pek çok forum katılımcısı ve konuşmacısı yoğunluklu olarak Arap ülkelerinde yaşanan bu sürecin aslında bir devrim olmadığını ispatlamaya çabalayan konuşmalar yaptılar.

Arap devrimini tahlil etmek bu yazının amacının dışında kalmakta ve sınırlarını aşmaktadır. Bu yazıda mümkün olduğunca yapmaya çalışacağımız şey, forumun en yoğun ve en verimli şekilde geçen çeşitli konularını özet geçmek olacaktır. Sıralayacak olursak, Özerklik tartışmaları, Filistin davasının bulunduğu durum, Tunus süreci ve Ürdün’de süren mücadeleye ilişkin çeşitli oturumlardan çıkan notları oldukça kısa şekilde aktarmanın faydalı olacağına inanıyoruz.

Demokratik Özerklik

Forum içerisinde özellikle de gençlik çadırında en çok konuşulan ve en hararetli biçimde alkışlanılan konu, Demokratik Özerklik konusu oldu. Yoğunluklu olarak alkışlarla karşılanan demokratik özerklik hususunda, sonuca yaklaşıldığı ve hakların kazanıldığı vurgusunun dışında en çok tartışma yaratan nokta, demokratik özerklik projesinin geçmişte bileşik bir coğrafya olarak değerlendirilen “Kürdistan” coğrafyasının geri kalanı ile bir araya gelme konusunda ne derecede yeterli olduğu idi. Ayrıca foruma katılan “güneyli”lerin (Kuzey Irak Kürtleri’nin) bu tartışmalara yabancı kalışı ve kuzeyin ve güneyin Kürtleri arasındaki hiç de sıcak görüntü vermeyen ilişkiler bu tartışmaları daha da önemli bir hale getirdi. Bunun yanı sıra, herhangi bir çözümün tek garantörlüğünü sağlayacak olan “kaderini tayin hakkı” hususu ise tüm oturumlarda konu dışında bırakılmıştı.

Filistin ve Lübnan

Forumun en yoğun katılımı Filistin’den gerçekleşti. Öncesinde, İşçi Cephesi‘nin de bir bileşeni olduğu “Filistin için İsrail’e boykot” grubunun çalışmaları sayesinde MSF Filistin meselesine ve katılımcılarına yabancı değildi.

Lübnan Komünist Partisi ve LKP Gençlik hareketinden gelen katılımcılar, en genel şekilde Arap devrimci sürecinin kendi topraklarına etkilerinden ve İsrail ve Lübnan devletine karşı yürüttükleri mücadelenin arka planından bahsettiler.

Katılım’ın en yoğun olduğu Filistin’den ise, Boykot grubunun ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC)’nin etkisi ile, Filistin’de tek, laik ve demokratik bir Filistin’in kurulması ve İsrail devletinin yıkılmasına yönelik sunumlar yapılırken, Filistin kadın sendikalarının kadınlar içerisinde yürüttükleri çalışmalar ve kampanyalardan, Filistin’de iaşe ve sağlık sıkıntılarına değin pek çok meseleye dair salt uluslararası desteği değil, doğrudan uluslararası mücadeleyi çağıran sunumlar da yapıldı. Ancak buna ek olarak özellikle Filistin Halk Partisi’nin katıldığı tüm oturumlarda ısrarla Arap devrimci sürecini bir devrim olarak nitelememesi ve buralarla ilişkiye geçilmesinin ihanet olacağını belirtmesi, Ortadoğu’daki bürokratik partilerin, seferberliklerden nasıl da korktuğunu gösterir nitelikteydi. Buna ek olarak Ramallah Belediye Başkan yardımcısının, FHP politbüro üyesine, otuz yılı aşkın bir süredir parti içi seçimlerin yapılmamasını Filistin’deki ulusal birliği sağlamaya yönelik olarak en büyük engel olarak betimlemesi de bölgeye dair bir başka veriyi sunmaktaydı.

Tunus

MSF’ye Tunus’taki Uluslararası El-Taler Organizasyonu’ndan katılan iki devrimcinin Arap Devrimci Sürecine dair yapılan tüm saldırıların karşısında durmaları ve sabırla her oturumda söz alarak yıllanmış bürokratlara karşı devrimlerini savunmaları ise, MSF’nin belki de en önemli noktasını oluşturdu. Tunus’lu devrimci Moez El Hamdi, FHP’nin konusu farklı oturumlarda “Arap süreci devrim değildir” içeriğindeki yaptığı aynı sunumlardan birine karşılık verdiği cevap bu noktada paylaşılmaya değer: “Bizi devrimden saymıyorsunuz ancak iki meseleyi, Filistin davası ve Arap devrimleri meselesini karıştırdığınızı ve anlayamadığınızı düşünüyorum. Batı, Filistin halkının tüm isteklerine karşı geliyor. Sadece Arap devrimleri, Filistinlilerle ortak pek çok taleple başlayan bir mücadelede ilk başarılarını kazandı. Bunu atlıyorsunuz. Ve bizler başarımızı toplu bir irade ile kazandık. Sizlerse çok parçaya bölündünüz ve ulusal birliğinizi-toplu iradenizi kuramıyorsunuz. Başarı için önünüzde ikili görev var: ulusal birliği kurmak ve İsrail’e karşı sizlere destek verebilecek olan tek dinamiğe, Arap devrimlerine yüzünüzü dönmek.”

Tunuslu devrimci Intisar Sammerad’in, Mesafe’nin önümüzdeki sayısında yayımlayacağımız röportajımızı büyük bir sevinçle kabul ederken söyledikleri belki de Tunus’a dair aklımıza kazınması gereken şu cümlelerdi: “Devrimimizi tanımadıklarını ilan ediyorlar, buna karşılık bizim onu iyice tanıtmamız ve en geniş birliği kurmamız gerekir. Çünkü bizim devrimimiz insanlık onuru ile ilişkilidir ve tüm dünyanın devrimdir. Henüz tamamlanmamıştır. Biz rejimi yok edemedik, sadece başındaki diktatörü ve en yakınlarını kovduk. Ancak mekanizması hala ayakta. Bu da bizi anti-kapitalist yapan unsurdur. Bu yüzden bizi anlamalılar ve bizler de beraber hareket etmek, devrimi tüm dünyaya taşımak zorundayız.”

Ürdün

MSF’nin konuları içerisinde en az bilineni ise Ürdün’deki seferberlik idi. Ürdünlü devrimci Mohs Naid’in belirttikleri ise, Ürdün konusuna daha çok eğilmeye ihtiyaç duyulduğunu gösterir nitelikte idi. Yılın ilk çeyreğinde krala karşı ayaklanan kitleler, kral adına büyük bir tehdit oluşturmuş, buna karşılık olarak da kral, ücretlerde yüzde 40’lara varan artışlar ve kimi demokratik haklar gibi tavizleri vererek kitleyi evine göndermeye girişmişti. Tam da bu tavizlerin ardından seferberliğin başını çeken Naid gibi devrimcilere de, adi suçlardan (ahlak dışı cinsel ilişki, hırsızlık, kumar oynama gibi) asılsız suçlamalar ile davalar açılarak, onlar sosyal çevrelerinden yalıtılmaya çalışıldı. Kralın tavizleri ve açılan davalar her ne kadar seferberlikleri bir adım geri çekmiş olsa da, Ürdün’de seferberlik sürecinde oluşmuş olan bağımsız sendikalar konfederasyonunun hala aktif oluşu ve tüm ülkeyi kapsayışı, yeni bir seferberlik dalgasında devrimin karargahı rolünü üstlenebileceğini gösteriyor.

Tabii Ürdünlü devrimciler de, bürokratik önderliklerin, “Görüyorsunuz işte devrim değiller, ilgilenmeyin onlarla, bizimle ilgilenin.” içeriğindeki eleştirilerinden kurtulamadılar. Ancak organizasyon sıkıntıları, forum mantığının kendi sınırlayıcılığı gibi olumsuz etkenleri saysak dahi forum, devrimden hem de işçi sınıfının kendi örgütleri ile gerçekleştirdikleri devrimlerden ödü kopanları devrimle burun burna getirmiş oldu. Devrimin öğrencileri de her tartışmada yıllanmış bürokratları alt etmekte zorlanmadılar. Ancak devrimin öğrencileri devrimin platform malzemesi edilecek değil, sürdürülecek, sürekli kılınacak bir mekanizma olduğunu bir kez daha gördüler, gösterdiler. Sadece buradan hareketle dahi, önümüzde duran acil görevlere bakarsak, sosyalist devrimin dünya partisine duyduğumuz ihtiyacı başka hiçbir şeyin kapatamayacağını da görmüş oluruz.

Yorumlar kapalıdır.