Rüzgâr eken her zaman fırtına mı biçer?

18

Rüzgâr eken fırtına biçer derler…Belli ki AKP hükümeti aynı düşüncede değil! BDP üye ve seçmenlerini gözaltı ile yıldırıp, tutuklamalar ile siyaseten bitirmeye yemin etmiş gibi hareket ediyor. 14 Nisan 2009 – 7 Ekim 2011 arası 2,5 yıllık dönemde 7 bin 748 kişi gözaltına alınmış, 3 bin 895’i tutuklanmış. Temel gerekçe bu kişilerin KCK üye ve/veya sempatizanı olması…

Rakamlar olayın vahametini anlamamıza biraz daha yardım edecektir. Açıklanan rakamlar her ay ortalama 258 gözaltı, 130 tutuklama olduğunu gösteriyor. Diğer bir ifadeyle her gün ortalama 9 BDP üyesi KCK’li olduğu gerekçesiyle gözaltına alınıyor ve yarısı tutuklanıyor. Türk kolluk kuvvetleri bir gözaltı, Türk yargısı da bir tutuklama makinesine dönmüş durumda.

Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz!

AKP hükümetinin iç politikada “ileri demokrasi”, dış politikada komşularla “sıfır sorun” politikasına ne oldu? Ne olduğu ortada; çöktü, işlemez hale geldi ya da daha doğru bir ifadeyle gerçek anlamına kavuştu. Şapka uçtu, kel göründü!

AKP hükümeti nezaretinde gidilen tek yer nezarethanedir. AKP’nin ileri demokrasisi bizatihi demokratik hak ve özgürlükleri kullanmanın engelidir. Yurtta nezarethane, cihanda savaş! AKP hükümetinin “ileri demokrasi” ve “sıfır sorun” politikalarının vardığı son durak, işte bu… Dağ fare doğurmuştur!

Ama halk bizi istiyor!”

Denize düşen yılana sarılırmış! Bir darbeden diğerine sörf yapan, film arası reklam gibi darbe arası demokrasi teneffüsüne çıkarılan memlekette, emekçi halk gidişattan fena halde gayri memnun idi. Kokuşmuş, ticarethane gibi işleyen, çürümüş bir politik sistem her yanı sarmıştı. En milliyetçisinden, cumhuriyetin kurucu unsuruna dek defalarca denenmekten cılkı çıkmış burjuva “politika esnafı” ise kendi postunu parlatmak ile meşguldü. Saadetlerinin sonsuza dek süreceğine emindiler! Oysa bakın bazılarının daha şimdiden ne adı ne sanı kaldı geride…

Ve AKP diyor ki: “Ama halk bizi istiyor!” Her iki kişiden biri onlara oy vermiş! Sanırız AKP oy ile tapuyu birbirine karıştırmakta. Patronlar deveyi hamuduyla götürürken, nüfusun üçte ikisi yoksulluk, beşte biri işsizlik ile imtihan olurken, sabrın sonu selamet çorbasını bu emekçi halkın daha ne kadar içeceğini, hep birlikte göreceğiz! “Bu halk nankör kardeşim!” kervanına kimler kimler katıldı, saymakla bitmez…

Usta” olamazsın demedik!

Malum “ustalık” dönemindeyiz. Ustalığın alamet-i farikası da belli: Yaptığı işte en üst mertebeye çıkmak! Kendi tezgâhını kuracak noktaya gelmek! Ustalığını ilan edenin kurduğu tezgâhın fikrini zikrini de biliyoruz, gizlisi saklısı yok: Adalet kalkınmaya tabiidir! Diğer bir ifadeyle kalkınmanın anahtarı adalet değil, adaletin anahtarı kalkınmadır. Ne kadar çok kalkınma, o kadar çok adalet!

Kalkınma denilen de; dünyanın en zengin 1000 aile sınıfına Türkiye’den daha fazla patronun girmesi! Patronların önünde ne engel varsa temizlenmek istenmesi de bundan dolayı. Şimdi de kıdem tazminatına el uzattılar. İşverenlerle tam bir uzlaşı varmış bu konuda da; işçi sendikalarının ikna edilmesi gerekirmiş. Akla, izana muhtaçlar, hırsızımızın bizi ikna etmesini bekleyecekmişiz.

Ustalık bahane, patronlar için her şey şahane! Adaletin kalkınma adına paspas yapıldığı bir düzenin demokrasi ve özgürlük üreteceğini ummak için gerçekten çok çaresiz olmak gerekir. Bir nevi, ya tutarsa! Tutmaz!

Yeni bir anayasa versem!

Çocukları kandırmanın etkili yöntemidir. Çocuk çikolata isterse ona, “yahu çikolata da neymiş dedirtecek” daha büyük bir hedef sunarsın: Çikolatayı boş ver, akşama pasta var! Adı üstünde, çocuk, umutla bekleyecek. Akşama da kim öle, kim kala; her zaman imdada yetişecek bir yalan nasılsa çıkar!

AKP hükümetine bakarsak vitesi tam beşe takmışken dünya ekonomik krizi çıktı. Bizde değil, onlarda! Ah, şu dünya olmasa! Şimdi mecburen Türkiye tam gaz giderken brüt 2 bin lira olan asgari ücreti ve emekli maaşlarını indirmek gerekecek! Sıfırlanan işsizlik -maalesef- yine bir miktar artacak! Ölme eşeğim ölme…

Kıssadan hisse! Dünyanın 17. büyük ekonomisi olmanın emekçi halkın sofrasına yansımasının ne olduğunu biliyoruz. Örneğin, 2002-2011 döneminde en kalitesiz beyaz peynirin fiyatı 5 kat artarken asgari ücretin sadece 3 kat artması laf değil, gerçek. İşte AKP mucizesi budur!

Patron medyasının AKP’yi niye cilaladığı ortada! Ya liberal budalalar? Onun cevabı da; “sana yeni bir anayasa versem”de gizli. Adam olacak çocuk denir ya… Vaat edilen yeni anayasanın ne olacağını tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok.

Mücadele, müzakere…

Başbakan Erdoğan ilan etti; “terörle mücadele, siyasetle müzakere!” Hükümetin Kürt sorununun çözümü için sunduğu bu içi geçmiş/köhnemiş taktik hamlenin sonuçlarını 30 yıldır yaşıyoruz. BDP’ye yönelik sürdürülen siyasi operasyonların bilançosu partinin, “İstanbul’da dışarıda, tutuklanmayan sadece üç yetkili kaldı” açıklamasında fazlasıyla mevcut. Bir sonraki adım BDP’nin kapısına kilit vurmak mı olacak?

Geçmiş deneyimler bunu her zaman yapabileceklerini gösteriyor. Lakin bugün bütün emareler -tüm toplu gözaltı ve tutuklamalara rağmen- istenenin de bu olmadığı yönünde. AKP hükümeti, başta neoliberal yeni anayasa ve Kürt sorununun burjuva çözümü olmak üzere Kürt siyasi hareketini, sistemin sermaye lehine yeniden yapılandırılmasında bir manivela olarak kullanmak istiyor. Hesabını da karşılık olarak en azını vermek üzerine yapıyor. Bunun için ortalığı kasıp kavuruyor. AKP şunun farkında; bu tek kişilik bir oyun değil ama konjonktür olarak inisiyatif kendisinde! Masada yalnız kalmayacağına olan inancı ise özgüvenini artırıyor… Rüzgâr ekse de fırtına biçmeyeceğini düşünen AKP’nin bir bildiği olmalı, öyle değil mi?

Yorumlar kapalıdır.