AKP’nin depremle imtihanı ya da araba farına yakalanan tavşan

121

23 Ekim’de Van’da yaşanan depremin üzerinden iki aya yakın zaman geçti. Ancak Van halkı hâlâ her türlü yoksunlukla, sefaletle başetmeye çalışıyor. İlk ayın sonlarına doğru, Van il merkezinden ve/veya bağlı yerleşim yerlerinden göç edenlerin sayısının 400 bin’i aştığı tahmin ediliyor. Van şehir merkezinin toplam nüfusunun bu sayıdan daha az olduğu düşünüldüğünde oluşan göçün nasıl önemli bir seviyeye ulaştığı görülebilir. Bölgeden aktarılanlar ve bizzat kendi gözlemlerimiz Van’ın adeta hayali kente dönüştüğü yönünde.

Çadır yangınları, çocuk ölümleri, salgın hastalıklar başlamış durumda. 400’den fazla çocuğa zatürre teşhisinin konması başlıbaşına durumun vehametini özetler nitelikte.

Hükümet; Yardım istemeyecek kadar gururlu, İran çadırları kadar dandik!

Depremin hemen ertesinde hükümetin ilk icraatı; çeşitli ülkelerden arama kurtarma çalışmalarına katılmak isteyen ekiplerin yardım tekliflerini reddetmesi, hatta bir şekilde gelebilenlerin bölgeye ulaşmasını engellemek oldu.

Özellikle depremin ilk günlerinde enkaz altından kurtarılacak hayatlara kilitlenen kamuoyunun tepkisi, bir süre sonra İçişleri Bakanı’nın ağzından hükümetin hatasını utangaç bir şekilde kabul etmesine neden oldu. Gerekçe ise ilginçti; hükümet kendi performansını görmek için yardımları reddetmişti.

Performans, perfor”ma”mans

Kızılay’ın ya da diğer bütün diğer devlet kurumlarının elinde bulunan barınılacak çadır miktarının Van gibi nispeten küçük bir şehirde bile ihtiyacı karşılayacak düzeyde olmadığı “tespitinin” ardından, bu kez de gelebilecek her yerden çadır teminine başlandı. Deprem bölgesinde İsrail çadırlarından, İran’dan alınan pejmurde çadırlara kadar değişik çadırlar toplanmaya başlandı.

Valilik ise bu arada, daha çok depremin ilk günlerinde bölgede çalışmasına müsaade etmeyeceğini açıklayacağı sivil toplum kuruluşlarının (STK) listesiyle meşguldü.

Ülkenin dört bir yanından toplanmış olan yardımların ancak valilik eliyle dağıtılacağı açıklamasının ardından gelen yardımlara da şehir girişlerinde polis-jandarma denetimi ile el konularak gelen tonlarca yardımın çoğu dağıtılamıyor, depolanıyordu.

Depremden sonra bütün insanların ağzına pelesenk olan o kelimenin türeyişi tam da bundan sonradır; “koordinasyonsuzluk”.

Valilik kriz merkezi değil, basın açıklamaları merkezi

Valilik bünyesinde oluşturulan afet koordinasyon merkezi daha ilk günden itibaren bakanların, milletvekilleri ve TOKİ müteahhitlerinin krize kendilerince müdahale merkezi haline dönüştü. Valiliğin koordinasyonu, daha ziyade bakanların, iktidar partisi milletvekillerinin lojistik sorunlarının giderilmesi amacına hizmet ediyordu.

Bu arada, merkezi hükümet sandıklarından bir türlü ortaya çıkaramadığı çadırların neden alınmadığını, hatta bu paranın nerede olduğunu açıklıyordu.

Vergiler yola düştü, yol dağa kaçtı

1999 depreminden bu yana toplanagelen ve yaklaşık 30 milyar dolara ulaştığı sanılan vergilerin ne olduğu sorusuna Maliye Bakanı Ankara’dan cevap vererek, malumu açıklıyordu; “bu paralar duble yolların ihalelerine harcandı.”

Halktan topladığı AKP’li müteahhite

Ülkenin dört yanından çok büyük bir seferberlikle, depremin hemen ertesinde oluşan ırkçı-faşist tutuma tepki ile de doruğa ulaşan yardım kampanyaları ile toplanan malzemeler Van’da depolanıyor ama ya dağıtılamıyor ya da AKP tandaslı çeşitli kuruluşların elinde yardım edilecek insan, köy seçilerek dağıtılıyordu.

Başından beri valiliğin Van’ın BDP’li belediyeye karşı uyguladığı tecrit, yetkisizleştirme ve itibarsızlaştırma çalışması tam bu dönemde doruğa ulaşıyordu. Belediye görevlilerinin kriz merkezine ulaşması engelleniyor, Van’da belediye başkanının istifa ettiği söylentileri yayılıyordu. Bununla birlikte BDP kanalıyla dağıtılan yardımların PKK’li gerillalara gönderildiği yönündeki akıl yoksunu kara propaganda, iktidar yandaşı basın kuruluşlarında tekrarlanıyordu. Gerillaların çadırlarda kaldığını sanan beyinsizlerin ikinci icraatları da Van’da eylem yapmadan yakalandığını iddia ettikleri PKK’lilerin görüntülerinin “yardım götüren ve depremle meşgul olan polise saldıracaklardı” başlıkları ile basına servis edilmesi idi.

Bu arada içişleri bakanını protesto eden ya da çadır isteyen depremzedeler, valiliğin kesin talimatı ile, provakatör oldukları yaftasıyla coplanmakta beis görülmüyordu.

Ercişteki AKP belediyeciliği; “doğa intikam almaya devam ediyor!”

Bir önceki genel seçimlerde AKP milletvekili seçilerek TBMM’ye giren eski Erciş belediye başkanı döneminde yapılan imar değişikliği ile Urartular zamanında bile yerleşim yapılmamış Erciş ovası ticari arsa statüsüne sokuluyordu. Gölcük depremindeki görüntülere benzer görüntülerin olduğu Erciş’te yıkılan binaların büyük kısmının da bu imar değişiklikleri sonunda yapılan nispeten yeni yapılar olduğu düşünüldüğünde bu değişikliğin “önemi” anlaşılır. Tevekkeli deprem sırasında bile Erciş’te bilboardlarda reklamı yapılan; AKP’li belediyenin aşevi, yoksullara gıda yardımı, kaldırım yenileme, sahil yolu projeleri de AKP’nin belediyecilik anlayışının mikro kopyası görünümünde idi.

İstanbul’daki sel sonrası “doğa intikamını alır” diyen Başbakan’ın sözlerine bakılırsa Erciş’te doğanın kimden intikam aldığını düşünmeden edemiyor insan.

Köyler AKP’li kardeş belediyelere

Hasarın fazla olduğu köylere depremin üzerinden iki hafta geçmesine rağmen ulaşamayan AKP’li iktidar, bu kez bu köylerin ıslahını AKP’li diğer belediyelere bırakmıştı. Her köy bir AKP’li belediye tarafından sahiplenilerek, koordinasyon artık “AKP’li belediyenin gereken ne ise yapacağı” düzeyine iniyordu.

Yemek, dağıtım vb. gibi gerekenler ise AKP destekli sivil toplum “gönüllülerinin” “Van herşeyiyle yenilenecek; yararlı, devletine sadık, bağlışiarına teslim edilmiş durumda.

İkinci depremin altında kalan AKP

Geceler boyunca sürekli artçı ve/veya bağımsız depremlerle sarsılan Van ve çevresinde AFAD eliyle sürdürülen ve İnşaat Mühendisleri Odası’nın katılımını reddettikleri hasar tespit çalışmalarında “sağlam” raporu verilen ve hatta valinin bir TV programında, şehircilik bakanı ile yarışırcasına “Van’ın deprem açısından en güvenli il olduğu”nu ispata girişmek için örnek olarak verdiği otellerin yıkılması bir fiyaskoya daha neden oldu.

Şimdi, yeni bir Van’ın inşa edileceği lafı ile müteahhitlerle birlikte arsa bakan Şehircilik Bakanı dışında Deprem ile ilgilenen pek yok.

Depremzedeler ise “sivil toplum” gönüllülerinin örgütleme, hizaya sokma, “allah devletten razı olsun” lafını duyana kadar el uzatmama insafına terkedilmiş durumda.

Sağlam polis devleti, dandik sosyal devlet

Polis soruşturmalarında, telefon dinlemelerinde tıkır tıkır işletilen devlet mekanizmalarının, konu insan hayatı, değeri olduğunda reflekslerinin çalışmadığı, çalışan reflekslerinin ise her türden gerici, şoven ve kâr odaklı olduğu gerçeğini bir kez daha söylemek gerek.

İktidarın motivasyonu, söylediklerinin aksine, insan odaklı değil. Tüccarlık gerektiren işlerdeki cevvalliği, diyelim devletin stoklarında ne kadar çadır olduğu sorusunun cevabını bilmekte işlemiyor.

Sormak lazım; Van depreminde yüzlerce insanın ölümünden sonra İstanbul’da çadır kurulacak alanların bile imara açıldığını keşfeden hükümetin, olası bir felaketin olmaması için dua etmesine mi teslim olacağız yoksa kendi yazgımızı kendimiz mi çizeceğiz? Soru bugün de bu.

Yorumlar kapalıdır.