Boğaziçili öğrencilerle işgali konuştuk

29

İki ay önce Boğaziçi Üniversitesi’nde eski ‘Çarşı Kantin’in yerine açılan Starbucks, beş haftadır devam eden protestoların sonuç vermemesi üzerine geçen salı (6 Aralık) günü öğrenciler tarafından işgal edildi. Starbucks’ın bulunduğu Çarşı Kantin, Güney Kampüs’ün elde kalan son makul fiyatlı kantiniydi. Yazın başlatılan inşaatın ardından kantin kapatıldı ve yerine Starbucks açıldı. Bunun ardından toplantı yapmaya başlayan öğrenciler, Starbucks’ı işgal etmeye karar verdi. İşgal hakkında Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) öğrencilerinden Uğur Çalışkan ve Merve Şen ile süreç hakkında konuştuk.

İşçi Cephesi (İC): İşgale getiren süreçten bahsedebilir misiniz?

Uğur:Bu süreç şöyle başladı. 28 Ekim gibi eski Çarşı Kantin’in bulunduğu yere Starbucks açıldı. Bizim de o dönem gündemimizde ‘Operasyonlar Durdurulsun’ kampanyası vardı, bu yüzden yaklaşan 6 Kasım nedeniyle YÖK hakkında bir şeyler yapmayı ertelemiştik. Operasyonlar Durdurulsun kampanyası kendi kendine sönümlenince YÖK hakkında bir forum düzenlemeye karar verdik 2 Kasımda. Mekan tartışırken, YÖK’ü de Bologna sürecini uygulayan, üniversiteleri ticarileştiren bir kurum olarak gördüğümüzden, Starbucks’ı seçtik. Bir forum örgütledik sorunlarımızı tartışmak üzere. Forumda, okulda en yakıcı sorunun yemek sorunu olduğu çıktı. Fakat bunun başka bir anlamı daha var. Burası aslında bizim okulda görece ucuz ve sağlıklı yemeklerin de satıldığı bir kantindi. Orta Kantin’in dönüştürülmesinden sonra açılan yeni Orta Kantin’de sadece sandviç satılır ve en ucuz sandviç 5 lira. Teras Kantin nam-ı diğer “sosyete kantin” de çok pahalı. Burada görece ucuz ve sağlıklı yemek yiyebiliyorduk. Bununla birlikte en önemli sorun belki de okulun yönetiminde öğrenci bileşeni olarak hiçbir karar aşamasında söz hakkımızın olmayışıydı.

Merve:Çarşı Kantin vakit geçirebildiğimiz, yemeklerin ucuz olduğu bir kantindi. Sonra bu kantin binanın restorasyonu esnasında kapatıldı. Restorasyon bittikten sonra ilk olarak Starbucks açıldı. Tabii ki biz öğrencilere kesinlikle sorulmadan. Hiçbir zamanda bu süreçler hakkında fikrimiz sorulmadı. 28 Ekim’de de Starbucks’ın açılmasıyla, bizim tepkimiz de biraz refleksif oldu.

Uğur: Bir yandan da Çarşı Kantin ders çalışılabilen, rahat bir yerdi. Okulda son kalan kantindi öğrencilere yönelik. Güney kampüste şu anda bir öğrenci alanı bulamıyoruz. Son kantinimizi de kapattılar.

Merve: Okulda küresel şirketlerin temsilcileri olan Dunkin Donuts, Roberts Coffee, İlly Coffee ve Starbucks var. Bu, ticarileştirme ve nezihleştirme politikasının bir tezahürü. Bir yandan da bize ait alanların işgali anlamına geliyor.

Uğur: Nezihleştirme kısmı aslında mekanlar üzerinden ilerliyor. Okulda bir güzelleştirme derdi var. Dış cepheler yenileniyor. Aslında her yenilenmeyle birlikte içindekiler de değişiyor. Binalar kabuk değiştirmesi, yeni yerlerin dönüştürülmesine paralel olarak ilerliyor.

Merve:Bu arada BÜ’de biz şunlardan da bahsediyoruz. İkili yemekhane sistemi var, daha pahalı yemekhane -bir zamanlar sadece öğretim görevlilerine açıktı; şimdi öğrencilerde kullanabiliyor- daha ucuz yemekhane. Ucuz yemekhanede yemeklerin kalitesiz, yenilmeyecek durumda olduğu yemekhanedir. Benzer şekilde ucuz yurt, pahalı yurt. Yoksul öğrencilere yönelik yurt, hatta hotel fiyatlarına varan pahalılıktaki yurtlar aynı anda mevcut. Boğaziçi de sınıfsal eşitsizliklerin iyice su yüzüne çıktığı bir yer haline geldi. Artık eski liberal yaklaşımın var olduğu aşamayı da geçiyoruz: ‘Size de yer var, zengine de yer var’ dedikleri. Artık yeni bir dönemden bahsediyoruz Boğaziçi’nde. Çünkü bize yer bile kalmadı. Son olarak da Starbucks’ın açılmasıyla bunu tartışmaya karar dedik. Aslında derdimiz Starbucks gibi bir sembol üzerinden küresel kapitalizm eleştirisi değil kesinlikle gazetelerde bahsedildiği gibi. Yani bu dertle biz burayı işgal etmedik. Bizim derdimiz üniversitede alanımızın olmayışı, söz yetki karar hakkımızın bulunmaması emekçiler ve akademisyenlerle birlikte, ucuz nitelikli parasız yemek, kampüsler arasında parasız ulaşım, nitelikli sağlıklı barınmak için üniversitedeki meşru taleplerimizi bu zeminle tartışabilmek, bir fiili eylemle de varlığımızı göstermek istedik. Bir eylem de yapılabilirdi, yürüyüş de olabilirdi ama biz bundan farklı olarak fiili bir alan kurgulayarak kendimizi de göstermiş olduk.

Uğur: Bize gelen eleştirilerin arasında okulda Roberts coffee, Illy vardı şimdi neden Starbucks’ı işgal ediyorsunuz rektörü işgal etsenize deniyor.

Merve: Bizim bildirilerimizde şöyle bir ifade yer aldı: “Starbucks gibi sembolik bir mekan üzerinden kamu üniversitesinin iadesini talep ediyoruz”. Elbette Starbucks’ın küresel ilişkiler ağındaki rolüne ilişkin bir derdimiz var. Ama burada, kampüste, hafızalarda taze olan yeni açılmış bir mekan var. Bu mekan, üniversitedeki ticarileştirme ve nezihleştirmeye örnek teşkil eden bir mekan olarak sembolleşti. Eylemin kitleselleşmesi açısından önemli gördüğüm bir şey bu. Yani sembolden kastımız Starbucksın kendi sembolik kültür alanı değil. Bizim daha çok üniversitedeki diğer arkadaşlarımızla konuşabileceğimiz ucuz, nitelikli yemek talep edebileceğimiz, üniversitede özne olabilmenin tartışma zeminini kurabileceğimiz sembolikleşen bir yer oldu sadece.

İC: Süreç bu noktaya nasıl vardı?

Uğur: Sürecin buraya gelmesini aktaracak olursam, yemek sorununun en yakıcı sorun haline gelmiş olduğunu farkettik. İşgal olarak kurgulanmamıştı süreç fakat böyle bir inisiyatif gelişti. Aslında biz işgal sürecine gelene kadar 5-6 toplantı yaptık Starbucks’ta. Burada toplantı yapmakta ısrarcı olmamızın sebebi de burası bizim eski kantinimiz… Bu yüzden de o mekanı tekrar kullanmak, bizim yapmak gibi bir amaç vardı. Zaten o toplantılarda bazen o kadar kalabalık oluyordu ki, kimse kahve alamıyordu. Onlar da fiili işgallerdi; bugünkü de öyle. Fakat kimsenin kahve almasını engellemiyoruz ya da camını, kapısını kırmıyoruz. Zaten burası geceleri şirketlerin seminerler düzenlediği, kokteyl havasına bürünen bir yer haline geliyor. Biz geçen sene emek haftası düzenlemiştik. O hafta da Garanti sponsorluğunda yapılan etkinliklere denk gelmişti. Zaten yazın güney kampüste sürekli bir sürü şirket standı oluyor. Müzik açmaya çalıştığımızda ya da masa kurduğumuzda bizi kaldırmaya çalıştılar. Ki orası bizim bahçemizdi. Bize izin almamız gerektiğini hatta bunun dönem başında bildirilmesi gerektiğini söylediler. Dışarıya sandalye atmak için bile rektörden izin almalıymışız. Daha önce süreç böyle işlemiyordu.

Merve: Boğaziçi’nin şirketlerle ilişkisinden söz edersek malumun ilamı olur artık bu. Biz burada kendimize dışarıdan gelen şirket ceoları kadar yer bulamıyoruz. BÜ’de artık yeni bir süreçten geçiyoruz. Akşam 6’da yurda dönerken güvenlik kampüs içinde kimlik sormaya başladı. Ben söylemeyeceğimi bildirdiğimde öğrenci numaramı istedi. Bu benim ilk defa karşılaştığım bir şey. Artık yurtta kalan birine haftasonu kimlik soracak haline geldiler.

İC: Bu değişimi neye yoruyorsunuz; öğrenci muhalefetiyle olan ilişkisini nasıl kuruyorsunuz?

Merve: Boğaziçi şirketlerle olan ilişkisi açısından neoliberal bir üniversiteye iyi bir örnekti. Ama artık Türkiye tipinde bir neoliberal üniversite olmaya başladı. Şirketlerle olan ilişkisini hala iyi koruyor fakat o üzerindeki demokratik, özgürlükçü, liberal cilası bu sürecin getirdiği bir biçimde kazınmaya başladı. Artık öğrenciyle de o ilişkiyi kurmuyor. Artık ona çok ihtiyaç olduğunu da düşünmüyor olabilir. Yani üniversiteyi ticari yönünü, neoliberal halini koruyor fakat ‘sanıldığı kadar da özgürlükçü değiliz’i göstermeye başladı.

Uğur: Öğrenci muhalefetiyle olan ilişkisine gelince, bu baskının sebebi öğrenci muhalefetinin yokluğundan kaynaklanıyor.Buna tepki görmeyeceklerini düşünüyorlar. Artık o bahsettikleri “Robert College geleneği” yok burada. Şu an bizi muhattap almak istemiyor yönetim fakat bunu da yine hoşgörü gibi sunuyor. Mesela iki sene önceki Kilyos eyleminde -rektörün küfür ettiği eylemdir- fakat eylem yapıldığında, biz talep ediyorsak rektör gelirdi. Fakat şu an işgal var ve rektör burada değil. Çünkü bu eylem Boğaziçi siyaseti ve eylem tarzının biraz dışına taştı. Eski tarza biraz da olsa alışkınlardı ve ilişkilenebiliyorlardı fakat buna aykırı bir şey gördükleri için gelmek istemiyorlar şu an. Eylemi tanımadıklarını bildiriyorlar. Fakat hocalara gönderdiği açıklamada rektör her zaman hoşgörülü olduğunu ve bu eyleme de toleransla yaklaştığını ifade ediyor. Burada “Boğaziçi hoşgörüsü” altında umursamazlıklarını gösteriyorlar.

Merve: Biz zaten Boğaziçi’nin sunulduğu gibi hoşgörülü olduğunu düşünmüyorduk hiçbir zaman. Ama şu anda biraz daha açıktan göstermeye başladı gerçek yüzünü. Şu an işgali, “gençlik bu, eylem yapısınlar tabii” diyerek bir eğlence gibi sunarak eylemi politik içeriğinden soyutlamaya çalışıyorlar. Destek yazıları da bu yaklaşıma sebep oluyor çoğunlukla. Nötr, barışçıl eylem, gençlik heyecanının bir göstergesi olarak sunulması ister istemez eylemin politik içeriğini, taleplerini görünmez kılıyor. İster istemez şu oluşuyor, buradaki taleplerden soyutlanmış, biraraya gelip bir mukavemet görmeden, iyi vakit geçiren, eylem yapan gençler… Oysa bizim eylemimizin meşru tartışmaları, talepleri var. Biz bunu somut bir şekilde söylüyoruz. Bu da Boğaziçi’li gençler okulun özgürlükçü ortamında demokratik haklarını kullanıyorlar gibi gösteriliyor.

İC: Okuldaki öğrencilerin tepkisi nasıl? Herkesi katabiliyormusunuz?

Merve: Şöyle bir durum var tabii. Bir haftadır işgal var. Kampüs içindeki arkadaşlar hala “ne
yapıyorsunuz? Kapitalist olmaya mı karar verdiniz Starbucks’ı işgal ederek” diyorlar. Bir yandan da gün içinde dönüşümlü olarak burada 300 kişi görüyoruz.

Uğur: Aslında basında, internette çıkan eleştirileri okumuşsunuzdur. Boğaziçi amerikan üniversitesi zaten nasıl bir antikapitalizm bu, ne yapmaya çalışıyorsunuz diye anlamsız argümanlarla yaklaşılıyor.

Merve: Antikapitalist bir eylem kapitalizmin içinden filiz verir. Biz tam da bu ilişkilerin içinde olduğumuz için bundan şikayetçiyiz. Şikayetçi olduğumuz için de tam da buradan, kapitalizmin içinden antikapitalist aktivizm geliştireceğiz.

Uğur: Başka türlüsü mümkün mü?

Merve: Başka türlüsü şöyle mi olabilir Cüneyt Özdemir’in yazdığına ilişkin. Antikapitalist eylem yapmanın ön koşulu kapitalist ilişkilerden arındırılmış emek dayanışmasına dayalı bir komün oluşturmak ve bu kültürün içinde yer almaksa, birincisi bu ne kadar mümkün; ikincisi de bu olsa da; bu eylem kültürel dışlayıcılık olacaktı. Halbuki biz tam da kapitalizmin içindeki, dünyadaki bütün herkes gibi bu ilişkilerden muaf olmayan insanlarız. Dolayısıyla antikapitalist eylem de bu ilişkinin içinden, buradan çıkmak zorunda. Biz buradan da alışveriş yapabiliriz. Hedef burada Starbucks değil.

Uğur: Starbucks’ın kapatılmasını istiyoruz elbette. Bu bir kazanım olur fakat tek başına Starbucks’ın kapatıldığında hiçbir talebimiz gerçekleşmiş olmayacak.

İC: Burada bir gününüzü nasıl geçiriyorsunuz, işgal sürecinin gündelik pratiğinden bahsedebilir misiniz?

Uğur: Biz burada kalıyoruz, yemeğimizi kendimiz yapıyoruz. Bir yandan çok fazla dayanışma amacıyla yemek geliyor. Buradan Hisarüstü esnafının da desteğinden bahsetmek gerek. Hocalarla olan dayanışmamız da çok iyi. Kalkıyoruz, toplantı yapıyoruz. Kahvaltıyı sabah 9’da birlikte yapıyoruz. Başka bir grup da burayı temizliyor. Gece zaten burada kalıyoruz. Kahvaltıdan sonra 11 gibi program başlıyor. Açık dersler, atölyeler oluyor. Bazı hocalar derslerini buraya taşıyorlar, bazıları da buraya özel açık dersler yapıyorlar. Akşam gibi yine açık toplantıya başlıyoruz. Bunlar kaçta biteceği pek de belli olmayan toplantılar. Sürekli burada yaşadığımız için sürekli toplantı yapabiliyoruz. Toplantılardan sonra eğlenceler başlıyor. Çok fazla ziyaretçimiz var. Onlarla eğleniyoruz. Aynı zamanda Çarşı Kantin’in ortasındaki alanı ders çalışma alanı haline getirdik. Starbucks’ın alanı daaçık derslerin, toplantıların olduğu, uyuduğumuz ve sohbet ettiğimiz alan. Günün tamamını burada birlikte geçiriyoruz.

Merve: Hocalarla ilişkimiz, onların kendi aralarında kurduğu iletişim de değişmeye başladı. Bir hocamız “biz, burada ilk defa bu eylem üzerinden, bu konuda söz söyleyebilecek hocalarla tanıştık” dedi. Çünkü ne biz hocalarla ilişkileniyoruz, ne onlar tam olarak birbirleriyle. Ne de biz öğrenciler olarak bunları konuşabiliyoruz. Bu tam da neoliberal üniversitenin gerçeği. Biz bu yüzden bu gerçeğe ters bir şey yapıyoruz şu anda. Bunu bir fiili dönüşümle, mekansal dönüşümle bir yandan da emeğin dönüşmesi, düşüncenin, ilişkilerin dönüşmesi üzerinden yapıyoruz. Aslında üniversiteye dair yeni bir şey deneyimliyoruz. Bizim arkadaşlarımızla kurduğumuz ilişki de değişti. Üniversite öğrencilerin rekabetçi olduğu, ticaret odaklı, bilginin metalaştığı, tepeden bir öğretme ve eğitim ilişkisinin olduğu bir yerken biz bunun dışında bir şey yapıyoruz. Birlikte bir alan kurguluyoruz, orada kendimiz üretiyoruz, insanlarla konuşuyoruz. Bunun platformunu normalde bulamıyoruz ki üniversitede. Bu normalde ancak bir kulüp etkinliğiyle sınırlı kalıyor. Yer bile bulamıyoruz. Ancak şimdi ‘üniversitede özne miyiz?’ tartışmasını yüzlerce kişi birlikte yapıyoruz. Bu paylaşım da çok önemli.

İC: Eyleminizin devamını nasıl kurguluyorsunuz? Bu birlikteliğinizin sürekliliğini nasıl koruyacaksınız, alternatif planlarınız var mı?

Merve: Bir hafta oldu.Tabii şunu öngörebiliyoruz, finaller gelecek belli teknik sıkıntılarla karşılaşabiliriz. Fakat bu bir sorun değil.

Uğur: Bizim talebimiz ucuz ve nitelikli yemek. Fakat ilkin doğru düzgün bir kantin olsun derken şu an yaptığımız tartışmalar sonucu şöyle bir noktaya evrildik. Hocaların ve Eğitim-Sen’li çalışanların kÇiftçi-Sen aracılığıylaüreticiden tüketiciye ürün sağladıkları bir kooperatif (BÜKOOP) var. Biz de onu kullanarak okulda ucuz ve sağlıklı yemeğin satılmasını sağlayacak bir öğrenci kooperatifi kurmayı düşünüyoruz. Tabii bu konuyu hala tartışmaya devam ediyoruz.

İC: Devrimci Karargah operasyonunda tutuklanan BÜ Tarih Bölümü ikinci sınıf öğrencisi öğrencisi Şeyma Özcan tutuklandı. Bu konuda ne planlıyorsunuz?

Uğur: Arkadaşın tutuklu. Haberin var mı” afişiyle üniversite kampüsünde eylem düzenledik, bir de imza kampanyası başlattık. Şimdiye kadar 1700’e yakın kişi imzaladı. Yakın bir zamanda da hocaların inisiyatifiyle “Öğrencime Dokunma” adlı bir kampanya başlayacak. Bugün bu konuya dair bir basın açıklaması yaptık ve cuma günü (16 Aralık) basın açıklaması yapacağız Beşiktaş Adliyesi’nde. Bir yandan da Şeyma’nın ailesiyle dayanışmamız sürüyor. Arkadaşımızın yanındayız, bu davanın takipçisiyiz.

İC: Teşekkürler.

Yorumlar kapalıdır.