Tutuklama terörü sürerken…

96

Yeni bir yıla Uludere’de “terörist” sanılarak insansız hava uçaklarıyla 35 insanın katledilmesi haberiyle girdik. Orada öldürülenlerin çoğunun yaşları 14-18 arası değişen, harçlığını çıkarmak için çalışan lise öğrencileri olduğunu çok geçmeden öğrendik. Böylelikle, hükümetin muhalif veya Kürt diye yüzlerce öğrenciye dair “terörist” ya da “örgüt üyesi” oldukları gerekçesiyle bazen bir poşuyu, bazense bir ders notunu delil göstererek uyguladığı tutuklama terörü bir katliamla da taçlanmış oldu.

Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi’nin tuttuğu çetele geçtiğimiz yıldan bu yana 600’ü aşkın öğrencinin tutuklu olduğunu gösteriyor. Yeni yılın ilk günlerinde de hükümetin öğrencilere dönük saldırısı hız kesmiş değil. Bu yazı yazılırken İstanbul Üniversitesi’nde çoğu Kürt 23 öğrencinin okuldan yaka paça çıkarılıp gözaltına alındığını duyuyoruz. Sorguları tamamlanınca kaç tanesi dışarı çıkabilecek ve eğitimine devam edecek bilemiyoruz. Zira katıldıkları basın açıklamaları, siyasal eylemlerine “terör” damgası vurarak tutuklanan öğrencilerin, alternatif bir cezalandırma yöntemi olarak uzun süren yargılama sürecinin mağduru olduklarının ve sonu belli olmayan yargılama süreçlerinde eğitim ve birçok temel haklarından mahrum bırakılarak gözden kaybedilmeye çalışıldığının farkındayız.

Hükümetin yapılan her türlü protesto eylemini “terör” olarak nitelemesinin kendince pek çok sebebi var. Öncelikle Kürt halkının haklı mücadelesini okul sıralarından, çocuk akıllardan başlayarak silme çabası mevcut. İkinci olarak, eğitim politikalarının asimile etmeyi başaramadığı bu gençler üzerinde “başka tür yollarla” bir tür sindirme ve bunu da “terör olayları” diyerek kamu nezdinde bir meşrulaştırma çabası olduğu çok açık. Zira tutuklanmayı gerektirecek bir delil olmadan, delil karartma kaçma şüphesi de olamayacağını, tutuklamaların referandum sonrası başlayan bir sindirme operasyonu olduğunun ve daha da tamamlanmadığının farkındayız.

Öte yandan Kuzey Afrika ve Arap ülkelerinde yaşanan gençlik isyanlarının devrimleri beraberinde getiren kıvılcımlar olduğunun hükümet de en az bizler kadar farkında. Hatta, Avrupa’daki kamu kesintileriyle geleceksizliğe itilen gençlik hareketinin yükselişini göz önünde bulundurursak, güvencesizlik ve esnek çalışmanın kural haline geldiği Türkiye için de yeni yılda ekonomik kriz çanlarının en çok da diplomalı genç işçiler ve yeni mezunlar için çalacağını söylemek herhalde abartı olmayacaktır. Özetle, AKP hükümetinin gerek büyük şehirlerdeki geleceksiz gençliğin, gerek Kürt illerindeki gençliğin dinamizmini tutuklama terörüyle bastırmaya çalışmasını rüzgâr girecek delikleri tıkamaya çalışması gibi okuyabiliriz.

Böylesi bir panoramada, tutuklanan tüm öğrencilerin derhal salınmasını istiyoruz. Bu tutuklama terörüne karşı arkadaşlarımızı dışarı çıkaracak gücü yaratamazsak, sıranın teker teker hepimize geleceğinden eminiz. Bu sebeple sesimizi duruşma salonlarına duyurmak için sokakta mücadelemizi vermemiz gerekiyor. Sıra hepimizde…

Yorumlar kapalıdır.