Seçimlerde ve sokakta işçi-emekçi ittifakı için görev başına!

60

Türkiye, 11 yıllık AKP hükümeti deneyiminin ardından, yeni bir rejim kriziyle karşı karşıya. AKP hükümetinin önderliğinde inşa edilen iktidar bloku, gerisinde devasa bir ekonomik ve sosyal enkaz bırakarak, büyük bir gürültüyle dağılıyor. Erdoğan ve AKP hükümeti, iktidarı boyunca, işçi sınıfına, emekçilere ve ezilen kesimlere uyguladığı sistematik baskı ve sömürü sayesinde, burjuvazi adına bir siyasi istikar tesis ederken; çürümüşlüğün, yolsuzluğun en iğrenç biçimlerine imza atmaktan da geri durmadı. Şimdi ise, hükümetin yalan, yağma ve baskı temelinde özenle ördüğü sistemin dikişlerinin birer birer patlayışına tanıklık etmekteyiz.

AKP hükümetinin işçi düşmanı ve giderek otoriterleşen politikalarına karşı emekçilerin, gençlerin ve ezilen kesimlerin biriken öfkesi Gezi isyanıyla sokağa taşmış, Gezi isyanı kitlelerin eskisi gibi yönetilmek istemediklerinin, AKP hükümetinin de artık eskisi gibi yönetemeyeceğinin bir göstergesi olmuştu. Fakat AKP hükümeti, yalnızca emekçiler ve ezilenler kesimler nezdinde değil, iç ve dış politikadaki çuvallamalarının ardından, emperyalizmin ve Türkiye burjuvazisinin önemli bir kesiminde de kredisini giderek yitirmeye başlamıştı. Gezi isyanıyla sarsılan ve arkasındaki iktidar bloku dağılmaya başlayan AKP hükümetine dönük olarak gerçekleşen 17 Aralık yolsuzluk operasyonu da, böylesi bir arka plan üzerinden gelişti ve hükümete ölümcül darbeyi indirdi. Bu sayede, hükümetin üzerinde yükseldiği yolsuzluk imparatorluğu da, bütün görkemiyle açığa çıkmış oldu.

AKP hükümeti, varlığını sürdürebilmek adına bütün politik sistemi altüst etmekten çekinmeyerek Türkiye tarihinin en derin politik krizlerinden birine öncülük ederken, ekonomik krizin ayak sesleri de giderek daha güçlü bir biçimde duyulmakta. Böylece Türkiye 30 Mart yerel seçimlerine, derin bir politik kriz altında ve bir ekonomik krizin arifesinde girmekte. Bu dönemde bir yandan Erdoğan, “komplo” ve “darbe” iddialarıyla, güncel ihtiyaçları doğrultusunda rejimi yeniden dizayn etmeye çalışarak, hegemonyasını yeniden tesis etmek için uğraşacak; diğer yandan, Erdoğan’ın alternatifi burjuva adaylar ve partiler, kitlelerin hükümete dönük derinleşen hoşnutsuzluğunu ve öfkesini manipüle ederek, oluşan politik boşluğu doldurmak için var güçleriyle çalışacak.

Burjuva politik sistemin sarsıldığı böylesi bir dönemde, burjuvazi ve onun politik temsilcileri, sarsılan sistemi onarabilmek için yoğun bir çaba içerisinde. Erdoğan, her ne pahasına olursa olsun ayakta kalabilmenin peşinde. CHP ise, “ılımlı AKP” görünümü kazanmaya çalışarak burjuvaziye güven vermeye ve AKP’ye oy vermiş kitleleri kazanma çabasında. Aynı zamanda, AKP içinden Erdoğan’ın alternatiflerini öne çıkarma çabaları da hız kesmeden sürüyor.

Buna karşın, işçi sınıfının ve ezilen kesimlerin politik temsilcileri ise, bu tarihi günlerde seslerini güçlü bir biçimde yükseltebilmekten ve kitlelere bir politik alternatif sunabilmekten fazlasıyla uzak konumda. Bunun başlıca nedeni ise, sol ve sosyalist güçlerin büyük bir kesiminin, “gerçekçi” siyaset adına, mevcut baskı ve sömürü sisteminden kopuş temelinde bir alternatifi öne çıkarmak yerine, mevcut sistemin çatlakları arasında kaybolmaya devam etmesidir. Kürt siyasi hareketi ve sol/sosyalist hareketin bir kesimi AKP ile yapılan müzakerelerin barış ve demokrasi getirebileceği yanılsaması içinde AKP’yi ehven-i şer görürken, sol/sosyalist hareketin bir diğer kesimi ise AKP’den kurtulmak adına CHP’yi ehven-i şer görmekte, CHP’nin “soluna” oynamayı “gerçekçi” siyaset olarak sunmakta. Oysa, ne Roboski katliamının sorumlusu, KCK operasyonlarının mimarı, Kürt halkını ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışan AKP barışı ve demokrasiyi getirebilir ne de CHP, kitlelere AKP’nin uyguladığı işçi düşmanı, otoriter politikalardan farklı bir program sunabilir.

Bugünkü politik kriz içerisinde, ya burjuva politik sistemin yeniden tesis edileceği ya da işçi sınıfından ve ezilenlerden yana bir siyasi alternatifin gündeme getirileceği bir dönemde, işçi sınıfı ve ezilenler adına tek “gerçekçi” çözüm, mevcut baskı ve sömürü sisteminden kopuş temelinde inşa edilebilir. Bu nedenle İDP Girişimi olarak, bütün sol ve sosyalist güçlere, burjuvaziden bağımsız bir işçi-emekçi ittifakının oluşturulması çağrısında bulunuyoruz.

Böylesi bir ittifak, mevcut politik kriz karşısında, seçimlerde ve sokakta, yolsuzluğa batmış baskı ve sömürü sistemine karşı, siyasal demokrasi için emekçilerin ve ezilenlerin tayin edici olacağı bir kurucu meclis şiarını ön plana çıkarmalı; yaklaşan ekonomik krize karşısında, dış borçların ödenmesinin reddedilmesini, bankaların işçi denetiminde tazminatsız kamulaştırılmasını ve işten çıkarmaların yasaklanmasını savunmalı; emekçilerin ve ezilenlerin siyaset sahnesine çıkmasını, kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesini sağlayacak bir alternatif olmalıdır. AKP’nin kaybettiği meşruiyeti yeniden kazanmasını veya AKP’ye karşı kitlelerin biriken öfkesinin başka bir burjuva alternatifi güçlendirmesini, yalnızca işçi sınıfının ve ezilenlerin birliğinin sağlayacak bir siyasi ittifak engelleyebilir.

Yorumlar kapalıdır.