Erkek egemenliğine, sömürüye, şiddete ve cinsel ayrımcılığa hayır demek için 8 Mart’ta alanlara!

28

8 Mart, kadın işçilerin eşdeğer işe eşit ücret ve daha iyi çalışma koşulları için verdikleri mücadeleyi yaşamlarıyla ödedikleri bir mücadele günüdür. Erkek ve devlet şiddetinin olmadığı bir dünya, daha iyi bir çalışma ve yaşam koşulları bizler için hala hayati önemde. Mücadelesi işyerlerinde, sendikalarda, sokakta, evde, okulda kısacası erkek egemen sistemin var olduğu her yerde her gün sürmekte olan kadınları selamlıyoruz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü direniş ve mücadele günümüz olarak kutluyoruz.

Ne geçen yıl 8 Mart’ta Kürt kadınlara yapılan faşist saldırı ne de ardından gelen 1 Mayıs yasağı kadınları susturabildi. Devletin ne kadınları aileyle tehdidi ne de polis şiddeti kadın mücadelesini durduramadı. Gezi direnişiyle bizi AVM’lere, evlere kapatan hükümetten kenti ve yaşam alanlarımızı talep ettik. Hem sokakta iktidara karşı hem de bizi eve hapsetmeye çalışan erkek egemenliğe karşı gezinin kırmızılı, siyahlı kadınları olarak mücadele ettik. Tacize uğramadan erkeklerle bir arada olabileceğimizi ve aksi durumda binlerce kadının hesap sorabileceğini gördük. Kadınların mücadelesi sayesinde kadınlar ve LGBTİ bireyler üzerinden üretilen cinsiyetçi sloganların erkeklerce sorgulandığını ve dönüştüğünü deneyimledik.Gözaltılarda uygulanan tacize, şiddete, ince arama işkencelerine karşı yılmadık direndik, teşhir ettik. Erkek egemen sisteme olan öfkemizi, hak ve özgürlük taleplerimizi “hükümet istifa” sloganıyla birleştirdik. Ancak mücadelemiz bitmedi, alacaklı olduğumuz daha çok alan var.

Emeğimize ve bedenimize dönük saldırılar devam ediyor!

Hükümet, kadınları sokaklardan eve döndürmenin yolunu aile politikalarında ve kadın istihdamında arıyor. Yine aynı hükümet “Aile ve iş yaşamını uyumlaştırma” adı altında “uzaktan çalışma”, “esnek zaman modeli” gibi güvencesiz çalışma koşullarını yaygınlaştırarak kadınları hem evde hem işte daha fazla sömürmeye çalışıyor. Düşünün ki bir devlet kendi eliyle kadın işçileri “sosyal politikam” diyerek kölelik koşullarında sigortasız çalıştırmakta ve emeğini sömürmektedir.

Nitekim, tüm dünyada neoliberal hükümetler benzer politikalarla kadın haklarına saldırıyorlar. Bankaları kurtarmak için bütçe kesintilerine önce kadınların kazanılmış haklarından başlıyorlar. Kriz varsa önce kadınlara kapının yolu gösteriliyor, on binlerce kadın işten atılıyor ve arka kapıdan ise daha düşük ücretli, esnek ve güvencesiz koşularda çalışmak üzere başka kadın işçiler alınıyor. AKP ucuz işgücü ordusu yaratabilmek için kadınların daha fazla doğurduğu bir nüfus politikasını teşvik ederken; tıpkı İspanya’da Rajoy hükümeti, Arjantin’de Kirchner hükümeti gibi kürtaj hakkını yasaklamaya çalışıyor. Ama ev işleri ve bakım emeğini üstlenmek istemiyor. Tam da bu yüzden kadın istihdamını kayıtsız, güvencesiz ve esnek hale getirirken; sosyal yardımların kesildiği, kreş zorunluluğunun ortadan kalktığı ve bakım yükünün kadının sırtına bindirildiği politikalarla aileyi kutsamaya ihtiyaç duyuyor.

Ne bedava emek ne de oy deposuyuz, siyasetin öznesiyiz!

Bugün, 17 Aralık tutuklamaları ve sonrasındaki süreç ile beraber hükümetin dehlizlerindeki pisliklerin ortaya saçıldığı ve AKP hükümeti için yapısal krizin derinleştiği bir süreçten geçiyoruz. Böylesi bir politik kriz döneminde, biz kadınlara yönelik saldırılar daha da artıyor. Dünya kapitalizmi ve hükümet cephesi kendi iç krizlerinin bir çözümünü de beden politikalarında ve kadınlara yönelik saldırı programlarında görüyor.

Krizin faturası biz kadınlara kesilirken yerel seçimlere gelindiğinde ise hükümet, “çocuk doğurana 300 TL vergi indirimi”, “evlenen öğrencilerin borçları siliniyor” gibi haberlerle sosyal yardımı bir sadaka siyasetine indirgiyor, kadınları oy deposu olarak görüyor.

Yalnız AKP değil, erkek egemen politikalarla yönetilen diğer partiler ise kadın erkek eşitliğinden sadece seçimlerde aday gösterilen kadın sayısını anlıyor. Oysa ne belediyelerde ne mecliste kadınların temsili basitçe seçilmiş kadınların sayısı değildir. Gerçek anlamda bir temsilden söz edebilmek için, biçimsel temsiliyetin ötesinde kadınların gereksinimlerini formüle ettikleri politik temsiliyeti, yani kadınların politik programının temsil edilebilmesi gerekir. Kuşkusuz, kadınların cinsleri adına konuşma güvenini elde edebildikleri, bir başka deyişle biçimsel temsilden gerçek temsile geçebilecekleri bir sayısal eşik vardır, ancak kadınların programına alan açmadan sağlanan sayı da yeterli değildir. Buradan hepsine sesleniyoruz; kadınları görmeyen, yok sayan, kadına yönelik şiddeti görmezden gelen, katledilmelerine, erkek devletin cinsiyetçi uygulamalarına maruz bırakılmalarına ses çıkarmayan partilere oy yok!

Bu kentlerde kadınlar da var!

Rant için değil kadınlar için düzenlenmiş, doğası tahrip edilmeyen, yaşanabilir kentler istiyoruz. Kentsel politikalar neoliberal sistemin ihtiyaçları doğrultusunda kâr için ve piyasalaştırma için değil bizlerin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenmelidir. Kadınların can güvenliği endişesi taşımadan sokağa çıbileceği bir kent istiyoruz. Mahallelerimizde karanlık sokak kalmasın, ücretsiz 7/24 toplu ulaşım sağlansın.

Her mahalleye nitelikli ve donanımlı sığınma evi ve cinsel şiddet kriz merkezleri açılsın!

Erkeklerin koca, baba, sevgili sıfatıyla şehir eşkiyaları gibi kadınları sokakta, evde dövdüğü, öldürdüğü bir ülkede aileyi kutsayan bir iktidar, kadına yönelik şiddetin, taciz ve tecavüzün ortağıdır. Biz kadınlar şiddetin her türlüsüne maruz kalmamıza karşın korunmamızı sağlayacak, erkek şiddetine dur diyebilecek nitelikli ve donanımlı kadın sığınma evlerinin her mahalleye açılmasını talep ediyoruz.

Biz kadınlar cinsel şiddet durumunda bizleri sorgulayıp, şiddeti bedenimizle ispat etmeyi beklemeyen; kadının beyanını esas alan, kadına tam koruma sağlayan, kadın uzmanlar eşliğinde acil hizmet veren Cinsel Şiddet Kriz Merkezleri kurulsun istiyoruz!

Kürtaj ve doğum kontrol hakkımız engellenemez!

Her kadın sağlıklı koşullarda, kamu veya özel hastanelerde ücretsiz kürtaj hakkına erişebilmelidir. Kürtajda 10 haftalık yasal süreye uyulmalı ve bu süre 12 haftaya çıkarılmalıdır. Bunu sağlamak devletin sorumluluğudur. Kürtaj koca iznine bağlanamaz, karar kadının olmalıdır! Tecavüz sonucu ortaya çıkan gebeliklerde kadının beyanı yeterli görülsün! İstenmeyen gebeliklerin önlenmesi için gerekli doğum kontrol yöntem ve araçlarına kolay ve parasız erişim sağlansın ve ödemeleri SGK yapsın! Erkeklere de doğum kontrolü uygulansın!

Bütün işyerlerine ve mahallelere kreş!

Yaşlı-engelli bakımını bir sosyal hizmet olarak üstlenmeyen hükümetin, ücretsiz kreşler açmayıp bu görevi büyükannelerin, çalışan kadınların sırtına yüklediğini görüyoruz. Bu nedenle her mahalleye yeterli sayıda kreş ve bakımevi istiyoruz!

Tek tek taleplerimiz tüm sisteme karşı öfkemizdir. Emeğimizin ucuza yağmalanmadığı bir dünya var olana, sermayenin çıkarı için üç çocuk-beş çocuk doğurmaya zorlanmayana, istemediğimiz bir hayatı yaşamak istemediğimiz için öldürülmediğimiz günlere varana, tacize tecavüze uğramadan yaşayabilene kadar mücadeleye devam edeceğiz! 9 Mart’ta Kadıköy’de yapacağımız mitinge isyanımızı büyütmek için tüm kadınları çağırıyoruz!

Tarih: 9 Mart, Pazar

Saat: 12:00

Yer: Haydarpaşa Numune Hastanesi önü

Yorumlar kapalıdır.