ABD’nin politik cinayeti: Michael Brown

27

9 Ağustos tarihinde henüz 18 yaşındaki Afrika kökenli siyahi genç Michel Brown, beyaz polis Darren Wilson tarafından başından iki kez vücudundan altı kez vurularak katledildi. Katledildiği sırada hırsızlık yaptığı iddia ediliyordu fakat silahsız olduğu ve karşısındaki polis için herhangi bir tehlike barındırmadığı görgü tanıkları tarafından kesin olarak teyit edildi. Cinayetin ardından, Brown’un katledildiği şehir olan Ferguson’da ve Missouri eyaletinin genelinde polis şiddetine karşı ayaklanmalar başladı. Ayaklanmaları bastıramayan eyalet yönetimi geceleri sokağa çıkma yasağı ilan etmekle kalmayıp ABD anayasasına aykırı olmasına rağmen orduyu ayaklanan kitlelerin üzerine salmaktan da çekinmedi. Ayaklanma sırasında şu ana kadar 2 kişi daha polis ya da askerlerce katledildi.

Kitlelerin burjuva devlet terörüne karşı ayaklanması devam ederken Michael Brown’un katledilişinin politik olduğunun altını çizmek gerekiyor. Bu cinayet kesinlikle beyaz polis Darren Wilson’un bireysel ırkçı tercihlerinden doğmadı; bu cinayetin sorumlusu Darren Wilson ile birlikte ABD hükümeti ve onun işçi düşmanı politikalarıdır. ABD’de işçi sınıfının en ezilmiş kesimlerini oluşturan siyahi vatandaşlar sürekli ve sistematik olarak devletin silahlı kuvvetlerinden baskı görmektedirler. Örneğin, 1992 yılında Los Angeles’ta dört polisin siyahi ABD vatandaşı Rodney King’i darp edip mahkeme tarafından salınması tesadüf değildir. ABD, işçi sınıfını bölmek için ırkçılığı her zaman elinde bir koz olarak tutmaktadır. ABD’nin geleneksel ırkçı örgütü Ku Klux Klan’ın Michael Brown’u katleden polise destek kampanyası başlatması da bunun kanıtıdır.

Geçtiğimiz yıllarda siyahi bir başkanın seçilişi ABD politikalarının özünü hiçbir şekilde değiştirmemiş sadece üzerine daha yumuşak bir maske takmıştır. Michael Brown’un katledilişi ezilen ulusların yekpare olmadığının da en büyük kanıtıdır. Zira ABD başkanının siyahi olması, siyahilere yönelik şiddet ve baskının durmasını sağlamamıştır. Siyahilere karşı baskının durmasını tümüyle burjuvaziye hizmet eden siyahi bir başkan değil, siyahi emekçilerin kararlı ve örgütlü mücadelesi sağlayabilir. Bu dünyadaki bütün ezilen uluslar için geçerlidir.

Dünya kapitalist krizinin ilerleyen safhalarında siyahi emekçilerin devletten çok daha büyük darbeler alması olasıdır. Şu an sürmekte olan ayaklanma siyahilerin ne ilk ne de son ayaklanmasıdır; fakat hedefimiz bu ayaklanmayı siyahi emekçilerin üzerindeki baskıyı sonlandıracak bir etki yaratıp son ayaklanma olmasını sağlamak olmalıdır. Bu ise ancak sınıfsal olarak burjuvaziden tamamen bağımsız devrimci bir partinin inşası ile mümkündür. Zira kapitalizm ezilen halkların emekçilerine, diğer emekçilere göre iki kat sömürüden başka bir şey vaat etmemektedir. Devrimci bir parti, siyah ve beyaz emekçileri ve dünya çapındaki bütün ülkelerin proletaryasını kapitalizme karşı ortak bayrak altında birleştirip, onu dünya çapında yok etmeden ABD’de siyah ve beyaz vatandaşların eşitliğinden söz edilemez.

Yorumlar kapalıdır.