Ertuğrul Kürkçü’ye açık mektup

108

Değerli Yoldaş;

“Yunanistan’ın 30’unda, ayın 30’unda ödemesi gereken 1.6 milyar Avro’luk borcun tamamını Türkiye üstlenebilir.” şeklindeki açıklamanızı duyduğumda üzerine pek düşmeden neye istinaden yapılmış olduğunu kavrayamadığım bir alegori yaptığınıza inandım. Öyle ki, 12 Eylül sonrası birlikte hapis yattığınız kimi yoldaşlar, sözünüzle ilgili olarak kaygılarını ifade ettiğinde onları da yaptığınızın bir şaka olduğuna inandırmaya çabaladım. Ancak Cumhuriyet gazetesi haberinde yer alan açıklamanızı okuyunca, devrimci kişiliğiniz ve mücadelenize duyduğum saygıdan ötürü bu mektubu yazma zorunluluğunu hissettim. Cumhuriyet’te yer alan açıklamanızın bence en alıcı kısmı şöyle: “[…] borcu inkar et, demek, siyaseten kabul edilebilir değil. Yunanistan’ın talebi ortada. Yunanistan halkı borçlarla bir şekilde başa çıkmaya karar vermişken, oturduğumuz yerden ‘doğru olan borcun tamamını inkar etmektir’ diye konuşmamızın değeri yoktur. Yunanistan halkının kararına saygı duymamız gerekir. Onlar ödeyecek, ödemeyecek, ya da inkar edecek, etmeyecek.”

Sizinle ilk karşılaşmamız Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun toplantılarına denk gelmişti. Seçimlerin sonrasında çatı partisi önerisinin tartışıldığı Levet Tüzel ve Gültan Kışanak ile beraber divanda bulunduğunuz ilk toplantıda en çok da size istinaden İşçi Cephesi adına şöyle bir söz almıştım: “Cephenin [o zaman partileşilmemişti] halklar, inançlar, cinsel kimlikler, çevreciler ve işçi sınıfından yana mücadele eden beş blokun birleşimi olması gerektiğini ifade ediyorsunuz. Bu beş mücadelenin beşi de hepimizce sonuna kadar sahiplenilmelidir. Ancak bu 5’li blok adına çağrı yapılan ekipler içerisinde ciddi bir program uyumsuzluğu söz konusu. Örneğin Avrupa Birliği’ni net biçimde programında bulunduran kimi partiler de bu çatının içerisine girmek için davet ediliyorlar. Bu durumda 5 mücadelenin her birine ağır yaralar vermiş olmaz mıyız? AB’nin işçi düşmanı politikalarının yanı sıra, Türkiye’yi Avrupa’nın kazan dairesine çevirmekteki kararlılığı, yahut Kürt mücadelesi adına baskıları asla sonlandırmayan ama önderliğin imhası ve parçalanması anlamına gelecek olan Bask Modeli var. Bu durumda ilk yapmamız gereken iş bu mücadelelerin her birini sahiplenecek asgari bir programda anlaşmaktır. Farklı programları uzlaştırmak değil.” O günü de unutamıyorum. Çünkü benden sonra konuşup: “AB tartışılamaz, işçi sınıfı ölmüştür ve böyle sözlere mahal vermeyelim!” içeriğinde konuşma yapan ve halen HDP’de yer alan kimselere rağmen siz ne onların ne de bizim sözümüzle ilgilenmiştiniz. Sonrasında Karaburun Bilim Kongresi’nin Mordoğan’daki bir oturumunda konuşmacı olan size aynı sözleri, “Böylesi bir program karmaşası işçi sınıfının devrimci programının baskılanması ve yitirilmesi sonucunu doğurmaz mı?” şekilde sorulaştırmıştım. O gün bana “Genç yoldaşım” -ki marksizmi Türkçe’de öğrenmemizde büyük katkısı olan sizin benim kuşağımın devrimcilerine yoldaş diye hitap etmesi her zaman bir onurdur- diye başlayan sözünüzü kısaca “Evet partimizin sağa kayması tehlikesi her zaman var ancak sizin gibi yoldaşlarımız katılırsa partimizi sola çekebiliriz. Anlattığınızın aksine biz sağa kaymıyoruz, HDP’ye gelenler sola kayıyorlar. Onları sola çekiyoruz” demiştiniz.

Bu beyanlarınızdan yola çıkarak HDP’yi sola çekme, sınıfçı bir devrimcilik eksenine kazandırma iddiasında olduğunuzu var sayıyorum. Peki yoldaş ne zamandan beri devrimciler emperyalizmin borçlarını üstlenme önerisinde bulunabiliyor? Bunu yaparak partinizi sola değil sağa çekmiş olmuyor musunuz? Size emperyalizmden alınan borçların tek kuruşunun dahi Yunan haklının ihtiyaçları için kullanılmadığını, dış borç ödemesinin başta Alman ve Fransız bankaları olmak üzere bir grup soyguncular çetesinin idare rejimi olduğunu anlatma hadsizliğine düşmeyeceğim. Yine de Yunan halkının borçlarla başa çıkmak istediğini nereden çıkardığınızı açıklamanızı rica edebilirim. Yunan halkı bunu nasıl açıkladı? Yunan halkına bu soru ne zaman ve kim tarafından soruldu? Kilkis hastanesi gibi yönetimi bizzat işçilerin ele geçirdiği geniş çaplı direnişlerin taleplerinde “dış borç ödemelerine son!” maddesinin de olduğunu kendi gözlerime görme şansına sahip olmuştum. Ayrıca Yunan devrimcileri ile biraz temasa sahip olmak “dış borç ödemeleri durdurulsun” tartışmasının ne kadar da canlı olduğunu anlamak için yeterlidir. Yahut siz haklı olsanız dahi bir devrimcinin önerisi nasıl olur da soyguncuların politikasının sürdürülmesine destek vermek olabilir? Yunan halkına onlar boğun eğmiş olsalar dahi -şaşkınlığımı bağışlayın ama yinelemek zorundayım: Sahiden, bunu nereden çıkarıyorsunuz?- borcu ödemek zorunda olmadıklarını anımsatmak bir devrimcinin görevi değil midir? Böylesi bir açıklama Türk ve Yunan kardeşliğini daha da güçlü bir hale getirmeyecek midir? Bunu açıklamanızı da rica edebilirim.

Aynı zamanda üzülerek bir konudaki sorumluluğunuzu da anımsatmak isterim. HDP’nin kuruluş kongresinde coşkulu konuşmanızı gözlemci olarak dinleyenlerden biriydim. Elinizde bir çantanın, devrim çantasının olduğunu ifade ederken “geçmişi geleceğe bağlamak” kaygınızı belirtmiştiniz. Bu konuşmayı partinizi sola çekme kaygısı ile yaptığınızı düşünecek olursak, Yunan siyasetinde aynı kaygıları taşıyan kişilere karşı da sorumsuz davranmış olmuyor musunuz? Şu an için koşulsuz destekliyora benzediğiniz SYRİZA içerisindeki sol muhalefet dış borç ödemelerinin sonlanması, Avro bölgesi ve AB’den çıkış doğrultusunda taleplerle parti içi mücadelesini sürdürüyor. Destekçileri arasında Nazizme karşı mücadele döneminin kahramanları dahi olan bu ekipler parti içerisinde yüzde kırk beş gibi ciddi bir orana tekabül ediyor. Yani, SYRİZA’yı sola çekmeye çabalayan birileri varken sizin dış borç tavrınız SYRİZA’yı sola çekmeye çabalayanlara ve SYRİZA dışında kalan devrimcilere yönelik de bir sağ basınç (adını koyalım, Troyka’nın temel soygun politikası olan dış borç ödemelerinin sürdürülmesini sağlayacak sınıf işbirlikçi-revizyonist bir basınç) yapmanız anlamına gelmez mi?

Son ve de en önemli husus olarak Türkiye devrimci kamuoyuna ve HDP’yi destekleyen herkese dair bir yükümlülüğünüzün daha olduğunu anımsatmak isterim. Bugüne değin HDP’nin dış borç ödemeleri hakkında bir bildirim ile karşılaşamadık. Partinizin Türkiye’nin dış borçları hakkındaki politikası nedir? Türkiye’nin dış borcu Yunanistan’ınkinden fazla ve özel sektöre ait olmasına rağmen ödenmemesi durumunda kamu borcu haline gelecek. Siz, partiniz HDP ve kurucularından olduğunuz SYKP Türkiye’nin tek kuruşu bizim için kullanılmamış olan dış borcunun da ödenmesi gerektiğini düşünüyor musunuz? Türkiye’nin dış borçları hakkındaki tavrınız nedir?

Ertuğrul Yoldaş, bu elzem soruları yanıtlayacağınızı umar size tüm saygılarımla birlikte samimi devrimci selamlarımı sunarım;

Sedat Durel

Yorumlar kapalıdır.