AKP: Hayaldi kâbus oldu!

145

AKP “mucizesi” tra­jik bir sona doğru hızla ilerliyor. Üstelik peşinden Türkiye’yi de sürükleye­rek. Sürekli tekzip edilen kurucu lideri ikbal derdi­ne düştüğünden bu yana, artık bir dil sürçmesiyle karşı karşıya olunmadı­ğı anlaşılmış durumda. Hakiden yeşile geçişin şimdilerde yağmurdan kaçarken doluya tutulma sonucundan ibaret oldu­ğunu tartışan da kalmadı. Demokrasi egemenlerin gardolabı olunca başka sonuç tabii ki olanaklı değildi. Neticede her rejim kendine yakışanı giyer. Gardolap demok­rasisi ile ancak bu kadar. 40 derece sıcakta herkese palto giydirmeye ye­minli müstakbel başkan adayı karşısında, “biz nerede hata yaptık?” diyen eski şakşakçılar bu pirincin taşını biraz zor ayıklarlar.
Gardolap demokrasisi

Geçmiş geleceği esir aldı. Olumsuz olum­luyu kovdu. Başka türlüsü olanaklı mıydı? Rus ruleti oynayan bir toplum eninde sonun­da şirazeden çıkar. Kötü şeyler iyi şeylerin kefaretine döner. Yeni eskiyi mumla aratır hale gelir. Dünün bugünü inşa ettiği, eski­nin yeninin mimarı olduğu hemen unutulur. Kısacası geçmişin günahları üzerine yükselen bugünün cehenneminden, ne Bismillah ne de tövbe estağfurullah ile kısa yoldan kurtu­luş yok. Yüzleşmeden helalleşme olmayacağı gibi, hesap vermeden yeni bir sayfa açmak da olanaklı olamaz. Harcında eşitlik, adalet olmayan hiçbir yapı yozlaşmadan, çürümeden ayakta kalamaz, kalmadı. Kalmasın da zaten! Evlatların ana-babalarından önce öldüğü bir ülke tabii ki sağ olmasın! Olmaz da zaten. Evet, Türkiye bir genç insanlar ülkesi. İnsan­ların bol bol doğduğu ama mutlu mesut uzun bir hayat süremeden, kaçınılabilir envai çeşit meseleden, can verdirildiği bir ülke aynı za­manda. Suriye cehenneminden kaçan mülte­cilerin dahi kaçmak için ölümü göze aldığı bir ülkeden bahsediyoruz. Pekiyi, neden?

AKP’nin hörgücü

Tam üç yıl önce şöyle yazmışız: “AKP’nin tek sorunu hörgücünün eğriliği (radikal İslami kökeni) olsa anlamak kolay olabi­lirdi. Nihayetinde geçmişin geleceği esir almasına izin vermemek gerekir. Olumlu olumsuzu kovar! Yeni eskiyi unutturur! İyi şeyler kötü şeylerin kefareti olur! Hele toplumsal barış ve eşitlik istiyorsak bu sadece gerekli değil zorunludur. Kendi adımıza hiçbir zaman “AKP’nin gizli ajan­dası var” saplantımız olmadı. Lakin lafla peynir ekmek gemisinin yürüme­diğini de göz ardı etmedik. Gardolap demokrasisinin kör gözün parmağına bir göz boyama olduğunu ilk andan itibaren söyledik. Bir farkla! Hakiden yeşile geçişin neoliberal sömürünün derinleştirilmesinde bir toplumsal meşruiyet manivelası olarak kullanıl­dığının altını ısrarla çizdik. Kısacası AKP’nin “dinciliğini” değil burjuva sınıf karakterini teşhir ettik. Bu yüz­den gelinen noktada her şeyi AKP’nin hörgücünün eğriliğiyle açıklamaya çalışanlara söylenecek tek bir söz var: ‘AKP’nin neresi doğru (idi) ki?’ Evet, AKP’nin dikişleri patlıyor. Kendini sürekli tekzip eden AKP’nin, bir dil sürçmesi ol­madığına daha geniş kesimler tanık oluyor. Seviye beş yaşındaki çocuklara “geri zekâlı” deme nokta­sına kadar inmiş durumda. Kaygılı anne-babaları iç düşman ilan etmekten çekinmeyen AKP’nin şirazeden çıkma potansiyelinin oldukça yüksek olduğunu görüyoruz.” (Eylül 2012)

Evet, üç yılın ardından Türkiye şirazeden çıktı. AKP son kullanma tarihi geçmiş bir ürün gibi Türkiye’yi hasta etti. Sandığı kendisine her şeyi yapma hakkı veren bir toplumsal meşruiyet manivelası haline getiren iktidar tam anlamıyla kâbus oldu. Gazetemiz sayfalarında hemen her alanda yaşanan bu çürüme ve yozlaşmaya dair haberler, makaleler mevcut. Her biri üzerine düşünmemiz, çözüm önerileri geliştirmemiz, mücadele etmemiz gereken konular içeriyor. AKP’nin en fazla iftihar ettiği konuların başında ise ekonomi geliyor; biraz daha yakından ama tabii ki biz işçi-emekçiler cephesinden bakalım.

Sömürünün adını “rekabetçi iş gücü” koymuşlar

On üç yılda işsizlik, yüksek büyüme oranları sağlanan 2003–2007 dönemi de dâhil olmak üzere, anlamlı hiçbir iyileşme göstermedi. On üç yılda işçi-emekçiler lehine hiçbir yapısal düzenleme yapılmadığı için 2008 gibi kriz anlarında işsizlik, cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırdı. Türkiye’yi ucuz emek cenneti diye pazarlayanlar için tabii ki bu umursama­dıkları bir ayrıntıdan ibaret. T.C. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı (TYDTA), “Türkiye’de Yatırım Yapmak İçin 10 Neden?” başlığı altında şöyle yazıyordu: Türkiye, “Haftada 52,9 çalışma saati ve çalışan başına yıllık ortalama 4,6 gün hastalık izni ile Avrupa’daki en uzun çalışma süreleri ve çalışan başına ortalama hastalık izninde en düşük oran”a sahip ülkedir. Gerçekten de Türkiye Avrupa’da yılda ortalama 2152 saat çalışmayla en çok çalışılan ülke durumunda. Biz buna sömürü diyoruz; onlar adını “Nitelikli ve Rekabetçi İş Gücü” koymuşlar. Ağızlarına sakız yaptıkları bir diğer konu Türkiye’nin genç emekliler ülkesi olması. Bu propagandayla mezarda emekliliği yasalaştırdılar. Emekli olmak için şimdi 60, kademeli olarak 65 yaş gerekli. Oysa Türkiye nüfusunun sadece yüzde 5,9’u, yani her 100 kişiden sadece 6’sı 65 ve üzeri yaşta. Bu oran Romanya’da 14,7, Bulgaristan’da 17,47. Yani Türkiye’de kimsenin 40 yaşında emekli olup 80 yaşına kadar maaş aldığı yok. Patronların uzayan ömür beklentileriy­le emeklilik yaşı arasındaki makasın kapanmasından ölesiye korkması ve bunu sosyal risk olarak adlandırmaları esas niyeti gösteriyor. Emekli maaşlarının insanca yaşamaya uygun olma­ması da işin cabası.

İşsizlik rakamları, asgari ve ortalama ücretlerin düşüklüğü, çalışma saatleri ve şartlarının ağırlığı, sigortasız-sendika­sız çalışmanın yaygınlığı, iş güvence yoksunluğu, mezarda emeklilik, sağlık hizmetlerinde yetersizlik, kıdem tazminatına el koyma girişimleri, bölgesel asgari ücret arayışları, köle­likten farksız özel istihdam büroları, taşeron çalışma, toplu kıyım düzeyinde iş cinayetleri ve daha nicesi AKP döneminde serpildikçe serpildi. Patronlar bu nedenle AKP mucizesinden bahsetti, bu nedenle Erdoğan’ın sırtını sıvazladı. Bugün karşı karşıya gelmeleri işçi-emekçileri düşünmelerinden, özgürlük ve demokrasi aşığı olmalarından değil, iktidar dertlerinden, çıkar endişesinden. O yüzden mesele kapitalizm, çözüm sınıf mücadelesi, özne işçi sınıf diyoruz. Siz hala anlamadınız mı?

Yorumlar kapalıdır.