Plazalarda yıkım başlıyor…

Eğer Büyük Marmara Depreminin tarihini ve saatini bilseydiniz ne yapardınız?

Muhtemelen, sevdiklerinizle birlikte güvende olacağınız bir yere giderdiniz. Bu dönemde açta açıkta kalmamak için nakde çevirebildiğiniz tüm birikimlerinizi de yanınızda götürürdünüz. Deprem sonrası yıkımın yaşandığı şehre de bir süre gitmezdiniz.

Aslında yıkıcı depremin ofislerimizi ne zaman vuracağını biliyoruz. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun 31 Mart yıkıcı bir afetin tarihidir. Öncü sarsıntılarını geçtiğimiz yıllarda hissettiğimiz ve net bir şekilde tahlilini yaptığımız büyük felaket plazalarımıza geldi.

2000’li yılların başında emperyalizm parasal genişleme politikasına gitti. Mali sermayenin ve çokuluslu şirketlerin kârlarını artırabilmek adına merkez ülkelerde faizler düşürüldü ve bizim gibi yarısömürge olan ülkelere dolar adeta yağdı. Parasal genişleme döneminde siyasi iktidar kamu kaynaklarını adeta yağmaladı. Bizim olmayan paralarla rayiç bedelinin çok üzerinde altyapı yatırımları, inşaatlar ve AVM’ler yapıldı. İktidarın etrafında kümelenmiş sermaye, çekirge sürüsünün buğday tarlasını mahvetmesi gibi sınırsız zenginleşti. Vergi borçları silindi. Telekom’un özelleştirilmesi sebebiyle Lübnanlı Hariri Türkiye’nin 10 milyar dolarını yağmalayıp gitti. Bütün bu paralar emperyalizmden alınan dolarlarla gerçekleşti.

Ne var ki lale devri geçiciydi. Arap Baharı, Gezi Parkı seferberlikleri, Ukrayna’da Maidan gibi toplumsal hareketlerden emperyalizmin katırları ürktü ve dolarlar yuvaya dönmeye başladı. Biz ve bizim gibi dolara aç ve emperyalizme göbekten bağlı ekonomiler için çanlar çalmaya o günlerde başlamıştı. Deprem her yaklaştığında biraz daha erteledik. Her ertelediğimizde biraz daha enerji birikti.

31 Mart 2019 biriken enerjinin zincirlerinden kopup boşaldığı tarihtir. Kamu kaynaklarının iktidardaki patronlarca yağmalanması sonucunda ekonomide derin bir durgunluğun başlayacağı aşikârdır.

Şimdi yerli ve yabancı tefeciler kapımıza geldi ve paralarını geri istiyorlar. İktidar ise yüzünü bir kez daha bize çevirdi. Hedefinde daha çok vergi, kıdem tazminatlarımız ve sosyal haklarımız var. Seçimlerin sonucunda IMF’li veya IMF’siz bir kemer sıkma programıyla yüksek cari açığı ve yüksek enflasyonu olan bir ekonomide bizi işsizliğe mahkûm ederek, hatalarının bedelini sırtımızdan ödetmek isteyecekler.

Ama bu depremin sebebi biz değiliz, bedelini de biz ödemeyeceğiz. Çekmecemizdeki deprem çantamızda taşıdığımız taleplerimiz bellidir. İflas eden işyerleri işçi denetiminde kamulaştırılmalıdır. İşçilerin emeğinin emperyalizme peşkeş çekilmesi anlamına gelen dış borç ödemelerine son verilmelidir. İşten çıkarmalar yasaklanmalıdır.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.