Kamu işçisi grev yapabilir mi(ydi)?

Sorunun cevabı şu: Evet eskiden yapabilirdi, ama şimdi bu neredeyse imkânsız hale geldi. Anlatalım:

Kamu işçileri toplu pazarlığı Türk-İş ve Hak-İş ile hükümet arasında yapılıyor. Ama işçi konfederasyonlarının toplu iş sözleşmesi (TİS) ehliyeti yok. TİS imzalayamazlar, uyuşmazlık tutamazlar ve grev kararı alamazlar. TİS yetkisi işkolu sendikalarına ait.

Ancak 1990’lı yıllardan bu yana Türk-İş ile hükümet arasında hep “çerçeve protokoller” imzalanıyor. Daha sonra bu protokoldeki esaslar dikkate alınarak işkolu sendikaları tek tek kendi toplu iş sözleşmelerini bağıtlıyor. Sendikalar özel koşullara bağlı olarak farklı düzenlemeler yapabiliyor ve protokolde yer almayan konularda toplu iş sözleşmesine hüküm koyabiliyor. Veya çerçeve protokolde yer alan düzenlemeleri beğenmeyen sendika grev yolunu tercih edebiliyor. Daha doğrusu edebiliyordu…

Çünkü 2017 sonlarında çıkarılan bir KHK ile (6356 sayılı yasaya Ek Madde 1) konfederasyonların imzalayacağı “çerçeve protokoller” sendikalar için bağlayıcı hale getirildi. Böylece sendikaların ücret ve sosyal haklar konusundaki pazarlık gücü konfederasyonlara devredilmiş oldu. Ama konfederasyonlara uyuşmazlık çıkarma ve grev hakkı verilmedi.

Yani konfederasyon çerçeve protokolü imzalarsa bu sendika için bağlayıcı olacak ve dolayısıyla da grev yapamayacak. Ama konfederasyon hükümetin önerisini beğenmezse de greve ilan edemeyecek. Ya hükümetin önerisini kabul edecek ya da kabul etmezse işçi yeni ücret ve sosyal hakları elde edemeyip eski sözleşmeyle devam etmek zorunda kalacak.

Bundan sendikal planda kurtulmanın bir yolu vardı. İşkolu sendikalarının ve işçilerinin konfederasyona baskı yaparak onun çerçeve protokole “işbu protokol 6356 sayılı yasanın Ek Madde 1 kapsamında değildir” diye bir hüküm ekletebilmeleri. Ama Türk-İş kamu işçileri için hükümetle imzaladığı çerçeve anlaşmaya böyle bir hüküm koydurtmadı ve kendine bağlı sendikalara grevi yasaklayarak satışı tamamladı.

Ama daha önemlisi en azından bu “Ek Madde 1” hükmünün tamamen iptalini sağlamak. Zira Türk-İş ve Hak-İş konfederasyon yönetimlerinin ve de bunlara bağlı sendikalardaki çoğu yönetimin bürokratik ve uzlaşmacı niteliği göz önünde tutulursa konfederasyon başkanlarının imzalayacakları çerçeve protokoller aynen kabul edilip geçilecektir. Hatta bağlı sendika yönetimleri tarafından “Başkan imzaladı, bağlayıcıdır, bizim yapabileceğimiz bir şey yok” denilerek satış sözleşmeleri meşrulaştırılabilecektir.

Günümüzde sendikalar ne yazık ki böyle. Büyük çoğunluğunun yönetimi tamamen bürokratlaşmış durumda. Yönetimler elbette üye tabanlarının içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal koşulları bir miktar dikkate almak zorunda kalıyorlar. Ama onlar için asıl önemli olan sendikanın kasası ve kendi koltukları. Bu nedenle de her adımda patronlara ve hükümetlere daha çok yakınlaşıyorlar. Üzerlerindeki işçi kontrolünden kurtulabilmek için de sendika şubelerinde, bürolarında, hatta işyeri temsilciliklerinde, kendilerine yakın ayrıcalıklı yönetici gruplar oluşturuyorlar.

Bu tip sendikaları devletin kontrolünden, etki ve baskısından kurtarabilmenin yolu bürokratik yönetimleri işbaşından uzaklaştırmaktan geçiyor. Sendika içi demokrasi ve sınıf sendikacılığı için mücadele edecek akımlar yaratabilmemiz gerekiyor. İleri işçilerden başlayarak, sendikaların bürokrat ve uzlaşmacı yöneticilerini sarsacak ve gerektiğinde onları iş başından uzaklaştıracak işyeri komiteleri kurmak önemli bir adımdır.

Ve en önemlisi de sendikaları hükümetlere daha da bağımlı kılan gerici sendikal yasalara ve hükümlere karşı mutlaka bir sınıf seferberliği yaratmak zorundayız.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.