Monarşi defol, yaşasın Katalan Cumhuriyeti!

146

2017’de, Katalonya’da bağımsızlık referandumu gerçekleştirilmesini organize eden hükümet temsilcileri ve sivil toplum örgütü liderleri, İspanya devleti tarafından toplam 100 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in İspanya seksiyonu Enternasyonalist Mücadele konuya ilişkin bir bildiri yayımladı.

Cezalara ve baskıya karşı: Genel Grev için bir mücadele planı!

2017 yılının Eylül ayındaki olaylar, gösteriler ve kararlardan, 1 Ekim 2017 bağımsızlık referandumdan, arkasından 3 Ekim 2017’de gerçeklesen genel grevden ve yaklaşık iki yıllık tutuklu yargılanma süreçlerinden sonra İspanya Devleti Yüksek Mahkemesi 12 Katalan siyasetçi ve sivil toplum örgütü liderini anayasaya aykırı ayrılıkçılık, kamu malini kötüye kullanma ve devlet kurumlarına itaatsizlik suçlarına dayanarak toplam 100 yıl hapis cezasına çarptırdı. Bu ceza o dönemde bağımsızlık mücadelesine katılan tüm halka karşı verilmiştir. Bu devletin, yargı organı kanalıyla 1 ve 3 Ekim’de halk hareketini durdurmak sergilediği şiddet ve acizliğin sonucu aldığı siyasi yenilgiye örnek bir ceza vermek istemesidir.

Bu cezalara verilecek yanıt Katalonya’daki durumun anahtarıdır. ERC (Katalonya Cumhuriyetçi Solu), hükümeti ve cezalara verilecek tepkiyi kontrol altına almak amacıyla beklenen erken seçimlere yoğunlaşmış durumda ve güçlü konumundan faydalanarak cumhuriyet ve referandumdan süresiz olarak vazgeçme karşılığında PSOE ile pazarlık masasına oturmayı umuyor. Ancak bu plan, tüm organlarını Katalonya’ya karşı etkin bir planın hizmetine sokan ve bu plan kapsamında Guardia Civil (Sivil Muhafızlar) Genel Müdürü’nün utanç verici ve kışkırtıcı ifadelerine olanak tanıyan İspanya Devleti duvarına tosluyor. JxCat (Katalonya için Birlik) ise seçimleri reddediyor, muhtemelen dâhil olduğu post-birleşimci partilerin son kez elinde tuttuğu Generalitat (Katalan Özerk Hükümeti) Başkanlığına tutunuyor ve çözüm olarak ERC’den Roger Torrent’in başkanlığındaki Katalan Parlamentosunu öne çıkaran ve devlet kurum ve kanalları üzerinden sürdürülecek bir “demokratik meydan okuma” öneriyor: Yani aynı tas aynı hamam devam ediyor ve mücadeleyi ilerletmek adına hiçbir adım atmıyor.

Peki ya kitleler? 1 ve 3 Ekim tarihlerini toprağa gömerek birkaç yıl öncesine geri dönmekle ve Katalan Cumhuriyeti için mücadeleyi sembolik demeçlere hapsetmekle yetinebilecek miyiz? Siyasi mahkumların özgürlüğü ve sürgündeki liderlerin geri dönüşü için verilen mücadele kendi kaderini tayin etme hakkı ve Katalan Cumhuriyeti’nden feragat etme pahasına olmamalı. Ayrıca sözümüzden dönersek İspanya Devleti’nin Katalan halkına yönelik zulüm ve baskılarını gevşeteceğine inanıyor muyuz? Ekim 2017’nin tereddüt ve ihlalleri rejimi durdurmadı; sadece mevcut ERC ve JxCat önderliklerinin sınırlarını belirledi.

Sağın üç büyükleri PP (Halk Partisi), C’s (Vatandaşlar) ve Vox (Ses) —eski İspanya Başbakanı José María Aznar’ın da söylemiş olduğu gibi— bağımsızlık hareketini tavizsiz bir şekilde ezerek tamamen yenilgiye uğratmak istiyor. Baskının hareketi tasfiye etmek için yeterli olmayabileceğini düşünen PSOE (İspanyol Sosyalist İşçi Partisi) ise hareketi politik yenilgiye uğratmak, yani bağımsızlıkçı siyasi önderliğin önemli bir kesimini monarşist özerk çerçeveye çekerek bağımsızlık hareketini demoralize etmek ve etkisiz hale getirmek gerektiğini düşünüyor. Bu amaç doğrultusunda bağımsızlık hareketini tehdit etmek ve nihayetinde müzakere masasına oturtmak adına 12 lideri devletin rehinelerini olarak elinde tutmak işine geliyor. Buna rağmen Sánchez’in 155. maddeyi yeniden uygulamaya geçirme tehdidi, PSOE’nin İspanya Devleti’nin ve IBEX 35 (Madrid Borsası Endeksi)’in hizmetinde olan bir monarşik rejim partisi olduğunu bir kez daha kanıtlamış oluyor. 10 Kasım’da gerçekleşecek İspanya Genel Seçimlerinin tekrarı ve rejimin çaresiz bir şekilde bu seçimlere bel bağlaması büyük ölçüde PSOE’nin baskılarından kaynaklanıyor, çünkü rejimin içinde bulunduğu krizi göz önüne alırsak PSOE Katalonya’ya saldırmak için birleşik ve güçlü bir İspanyol hükümetine ihtiyaç duyuyor. Devlet ve devletin baskı, yargı ve medya aygıtları da bu gidişatı doğruluyor.

CDR (Cumhuriyeti Savunma Komiteleri)[1] ve çeşitli taban örgütlerine üye 9 bağımsızlıkçı aktivistin gözaltına alınması ve yedisinin 23 Eylül’den bu yana tutuklu olması aslında halk olarak hepimizin yargılandığının ve yükselen baskının çapının İspanya Devleti’nin aksettirdiğinden çok daha geniş olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum aynı zamanda bağımsızlık hareketinin belirli bir sektörünün kriminalizasyonu kampanyasıdır. Aynı gün iki bağımsızlıkçı sol militanının Mossos d’Esquadra (Katalan Kolluk Kuvvetleri) tarafından gözaltına alınması ve Yüksek Mahkeme kararı ertesinde gerçekleşebilecek seferberlikler için yeni baskı araçlarının uygulamaya konulacağının ilan edilmesi tüm baskı organlarının bu sürecin kilit noktasına saldırdığını gösteriyor: sokak seferberlikleri ve taban örgütlenmeleri.

Bu nedenle Yuksek Mahkeme’nin ceza kararına verilecek tek gerçek cevap seferberliği yeniden inşa etmektir. JxCat ve ERC’nin önderliklerini aşmamız, öne sürdükleri “stratejik bağımsızlık cephesi” söylemlerinin altında yatan devletle olası tüm çatışmalardan kaçınma ve bizleri frenleyerek yenilgiye sürükleme niyetlerini ifşa etmemiz hayati önem taşımaktadır. 18 Ekim için yapılan yeni genel grev çağrısıyla bir mücadele planı oluşturmalıyız. Tabandan örgütlenmeli ve 17 Ekim’in ortaya çıkardığı en dinamik örgütlenmeler olan CDR’leri yeniden inşa etmeli ve güçlendirmeliyiz. Ayrıca pek çok tarihsel anda olduğu gibi 2017’de de grev ve işgaller gerçekleştirerek kilit rol oynamış olan öğrenci meclisleri ve sokak seferberliklerinin yükseltilmesi için de çabalamalıyız. Genel grev çağrısı yapan sendikal ve politik örgütler ve hareketler olarak 3 Ekim (Genel Grev) Platformu’na ivme kazandırmalıyız.

Sola, işçi sınıfına ve emekçilere doğru bir dönüşe ihtiyacımız var. Tabanı genişletmek, ERC’nin dediğinin aksine PSOE ile işçi sınıfına ve halka karşı yapılan bir anlaşma değildir. Tabanı genişletmek Aragonés Yasa Tasarısı’nın[2] öngördüğü gibi daha fazla özelleştirmeye kapı açmak değildir. İşçi sınıfının büyük bir kesimi Katalan Cumhuriyeti için verilen mücadelenin parçası değilse bunun nedeni mücadelenin önderliğinin —JxCat ve ERC— kamu hizmetlerinde sert özelleştirmeler ve kesintileri uygulayan yönetimle aynı olması ve işçi ve emekçilerin bu önderliğin sundugu cumhuriyetten kazanacak hiçbir şeylerinin olmamasıdır. Tabanı genişletmek, işçi sınıfı ve emekçi sektörlerin maruz kaldığı ciddi eksiklikleri gidermek için sağlam bir taahhüt oluşturmaktır. Bu aynı zamanda bağımsızlık hareketinin bastırılmasının, bu rejimin sütunlarını sorgulayan herhangi bir muhalefet veya mücadele hareketini bastırmanın öncüsü olduğunu da anlamaktır. Bugün 19 kişiyi hapseden ve binden fazla kişiyi suçlayan baskı, yarın daha fazla kemer sıkma ve tasarruf planını uygulamaya koymak için de kullanılacaktır. Bu nedenle Katalan işçi sınıfı olmadan Katalan Cumhuriyeti olamayacağı açıktır. Ve sola dönüş olmazsa bu cumhuriyet kararlı ve istikrarlı olmayacaktır.

Aynı şekilde, Katalan Cumhuriyeti için işçi sınıfını kazanmak –cumhuriyetin tarihsel kökenlerini de düşünürsek— İspanya Devleti’nin geri kalanında bulunan ve Altsasu gençlerinin mahkûm edilmesi[3] veya SAT (Endülüs İşçi Sendikası) üyelerinin uğradıkları zulüm[4] gibi olaylarda açıkça görüldüğü üzere Franco’nun mirasçısı güncel rejimin mağduru diğer işçi ve halklarla dayanışma köprüleri inşa etmenin en doğrudan kanalıdır. Ve bu dayanışma olmaksızın İspanya Devleti’nin saldırmak için hep bir şansı olacaktır. 1978’in monarşik rejimini sona erdirmek için tüm işçi ve halkların Katalan Cumhuriyeti için verilen mücadeleye eşlik etmesi şarttır.

Katalan Cumhuriyeti için bir hareket ve örgütlenme inşa etmek, emekçileri sefalete sürükleyen kapitalist sistemi kıran ve devleti yıkan bir alternatif geliştirmek anlamına geliyor. CUP-CC (Halk Birliği Adaylığı- Kurucu Çağrı) bu yeniden yapılanmanın bir motoru olabilir mi? Bunun gerçekleşmesi ve Katalan hükümetine imtiyaz vermeyen, emekçilerden yana olan kararlı bir yol izlenmesi için mücadele ediyoruz. Bunun için —16 Mart’ta Madrid’de yapılan gösterilerde olduğu gibi— ülke çapında kapitalizm, devlet baskısı ve Monarşi karşıtı ve halkların kendi kaderini tayin hakkını savunan eylemler ve örgütlerden oluşan platformlarla ortaklaşan daha geniş bir güçler topluluğu için uğraşmalıyız. Parçası olduğumuz CUP-Por la Ruptura (CUP-Kopuş için) koalisyonunun 10 Kasım seçimlerinde adaylığını sunması, rejimi devirmek için gerekli olan sınıf politikası referansının inşa edilmesi ve kopuş mücadelesi için önemli bir adımdır.

Hareketi ve seferberliği yeniden canlandıralım!
Siyasi tutuklulara özgürlük, sürgünlere geri dönüş hakkı ve tüm süren davaların düşmesi: AF!
Baskıya ve hukuki cezalara karşı: Mücadele planı ve genel grev!

Aragon Yasa Tasarısı’na geçiş yok!
İşçi ve emekçilerin Sol alternatifini inşa edelim!

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI) İspanya Seksiyonu Enternasyonalist Mücadele (Lucha Internationalista)

14/10/2019


[1] Katalonya genelinde mahalle ve yerleşim yeri bazında Katalan Cumhuriyeti’ni savunma amacıyla ortaya çıkan sivil halk inisiyatifindeki taban örgütlenmeleri, ç.n.

[2] Tüm kritik kamu hizmetlerinin özelleştirilmesini öngören yasa tasarısı Katalan Parlamentosu’na Katalonya Ekonomi ve Finans Bakanı Pere Aragonés tarafından sunulduğu için Aragonés Yasa Tasarısı (Ley Aragonés) olarak adlandırılıyor, ç.n.

[3] 2016 yılı Ekim ayında Bask Bolgesi’nin Altsasu şehrinde 5 genç ve Guardia Civil (Sivil Muhafızlar) arasında çıkan kavga sonucu başlayan ve hukuk ihlalleriyle dolu yargılama süreci sonucunda gençlerin 888 gün hapse mahkum edilmesi, ç.n. 

[4] SAT’ın 600’den fazla üyesi devlet tarafından para veya hapis cezası istemiyle açılan soruşturmalar nedeniyle “adalet” savaşı veriyor. Sendikanın tutuklu pek çok üyesi var, ç.n.

Yorumlar kapalıdır.