Sendikal birlik: Sadece yukarıdan değil, tabandan olmalı

2019 ortalarında Türk-İş’e bağlı Türk Metal sendikası ile DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş sendikaları “birlikte mücadele” anlaşması imzalamışlardı. Daha sonra, asgari ücret görüşmelerinin başlamasından hemen önce de Türk-İş, DİSK ve Hak-İş sendikaları, asgari ücretin belirlenmesinde patronlar ve hükümet karşısında birlikte davranma kararı almışlardı.

İlgili sendikalar bu anlaşmaları yerine getirdiler mi? Belli ki hayır. 130 bini aşkın metal işçisi için MESS ile sürdürülen grup sözleşmesi görüşmelerine sendikalar farklı taleplerle girdiler. Türk Metal yüzde 26,28, Birleşik Metal-İş ise yüzde 34’lük zam teklifi verdi. Birbirinden oldukça farklı talepler bunlar.

Hükümetle girişilen asgari ücret görüşmelerinde de Türk-İş yönetimi 2.578 TL talep ederken DİSK en düşük ücretin 3.200 TL olmasını istemişti. Bu iki rakam arasında da oldukça büyük fark var.

Farklılıklar sadece bununla da sınırlı değil. MESS sözleşmesinde tüm sendikalar sözleşme süresinin iki yıl olmasında ortak bir direniş göstermekle birlikte, farklı sosyal haklar ve çalışma düzenleri talep etmekteler. MESS patronlarının ileri sürdüğü, örneğin işten çıkarmaları kolaylaştırmaya ve sürekli bir rotasyonla ücretleri aşağıya çekme gibi arzularına hangi sendikanın ne oranda direneceği de belli değil. Aralarında bu konularda bir koordinasyonun olduğuna dair hiçbir işaret de bulunmuyor.

Hele sendikacıların işçileri yüzde 12’lik bir zam konusunda iknaya yönelik “yoklamalarda” bulunması, sendikaların verdikleri birlikte davranma sözlerine uymadıklarını belli ediyor.

Birleşik eylem

Sendikal birleşik mücadele konusunda tek olumlu gelişme, 10 Aralık günü Türk Metal ve Birleşik Metal-İş üyesi işçilerin fabrikalarda eşzamanlı eylem yapması oldu. Vardiya giriş çıkışlarında ve fabrika içerisinde yürüyüş yapan işçilerin eylemi nedeniyle üretimde yarım saate varan duruşlar yaşandı. Renault, Ford, TOFAŞ, Bosch, Arçelik, Man gibi Türk Metal’in örgütlü olduğu işyerleri ile Prysmian, DEMİSAŞ, Renta, BOSAL, BASÖZ Enerji, Yücel Boru gibi Birleşik Metal-İş’e bağlı fabrikalarda işçiler MESS’in yüzde 6,05’lik ücret artışı teklifini ve 3 yıllık sözleşme baskısını protesto ettiler.

Ama öte yandan asgari ücret görüşmeleri döneminde kitlesel bir protesto sadece 8 Aralık günü İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri’nin çağrıcılığını yaptığı “İnsanca yaşamak istiyoruz” mitingi oldu. Bu mitingde DİSK ve KESK sendikalarının yönetimleri vardı ancak diğer sendika konfederasyonları yoktu. Üstelik sendikaların tabandan katılımı da son derece sınırlıydı.

Bu gelişmelerden bazı sonuçlar çıkarmamız gerekiyor. Birincisi, sendikaların taleplerini görüşmelere girmeden önce tabandaki üyeleriyle birlikte oluşturmaları gerekiyordu. Böyle olmaması sonuçta kaçınılmaz olarak yönetimler arasında ayrışmaya ve elbette tabanda bölünmelere yol açacaktır. Ve bazı sendikaların tabanın istemediği sözleşmeleri imzalamalarının sorumluluğunu diğerlerinin imzalamış olmasına bağlayarak işin içinden sıyrılmalarına…

İkincisi, sendikal birlik sadece yönetim düzeyinde değil, taban örgütlenmeleri arasında gerçekleştirilmeli. İşçi sınıfı fabrikalardaki MESS protestosunda bu bilince ve enerjiye sahip olduğunu göstermiştir.

Tüm sendikaların işyeri temsilcilikleri ve komiteleri arasında kurulacak bir koordinasyon ve güç birliğinin, sendikal mücadele birliğinin olmazsa olmaz koşulu olduğunu ortaya çıkarmış durumdadır.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.