Sendika en çok beyaz yakalılara gerek

Aralık ayı pek çok büro işçisinin kabusu. Net değil brüt ücret ile çalışmak zorunda kalanlar bu ay tüm sene boyunca ödenen en düşük maaşlarını alıyorlar. Üstelik maaşlarından sene boyunca kesilen verginin hayrını hiçbir şekilde görmüyorlar. Hükümet bu vergiyi patrona teşvik, yandaşa peşkeş olarak dağıtıyor.

Ocak ayı da artık işçiler için kabus halini aldı, çünkü maaşlarının enflasyon karşısında eridiğinin resmi açıklaması bu ay içerisinde yapılıyor. Artık pek çok büro işçisinin zam oranı enflasyonun çok gerisinde kalıyor ve bu sektördeki sendikal örgütlenme eksikliğinden dolayı aşırı düşük zamlara karşı işçilerin eli kolu bağlı oluyor. Beyaz yakalı olmak bir kılıf; temelde bir işyerinde yalnız iki şey olabilirsiniz: ya işçi ya patron. Beyaz yakalı olarak adlandırılan kesim aslında işçi. Hem de düpedüz işçi, sermayeyi işleyip artı değer yaratıyor, bu artı değerin çoğuna ise patron el koyuyor. Yaşamak için sürekli çalışması gerekiyor, bir süre işi bırakıp kafa dinleyemiyor, çünkü aslında güvenceli bir birikim imkânı yok.

Beyaz yakalı işçilerin geleneksel olarak bir miktar daha fazla kazanması beklenirken enflasyon ve düşük zamların etkisi ile artık mavi ve beyaz yaka arasındaki ücret farkı da kapanmış durumda. Yani eskiden bir miktar para biriktirip; ev, araba, belki küçük bir dükkan için yatırım yapıp, işçilikten bir tür yarı işçiliğe geçiş imkânı vardıysa da bugün ve bundan sonra bu olanağın artık mevcut olmadığını söyleyebiliriz.

Eskinin serbest meslek erbabının da beyaz yakalılaştığını, dolayısıyla işçileştiğini söylemek yanlış olmaz. Hukuk bürolarında küçük patronlar için bedava stajyerlik yapan avukatlar geri kalan hayatlarını çoğu kez şirketlerde yoğun bir emek sömürüsü altında geçiriyorlar. Mimarlar batan inşaat sektörünün yıkıntıları arasında iş arıyor, bulabilirlerse şartlarına bakmadan şükrediyorlar. Doktorlar, muayenehane açmayı bırakalı seneler oldu; artık özel hastanelerin patronlarına çalışıyorlar.

Yanlış anlaşılma olmasın, biz işçileşmek kötüdür demiyoruz. İnsan ırkı tarih boyunca işbirliği ile ilerlemiştir. Biz bireysel küçük işletmeler yerine toplu büyük işletmeleri tercih ederiz. Zaten kapitalist ekonomi de devlet müdahalesi olmadığında genelde bu yönde bir seyir izler. Bizim karşı olduğumuz emek sömürüsüdür; patronun her şeye sahip olduğu, işçinin hiçbir şeye sahip olmadığı düzendir. Kural ofiste de, fabrikada da aynıdır: Sendikalılaşmazsan patrona hayır diyemezsin, o düşük zammı kabul edersin, mesai ücretini alamaz, patron defol dediğinde kendini işsiz bulursun.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.