Devrimci Rusya virüsle nasıl savaştı?

Covid-19 salgınının uzak bir akrabası, bir asır önce dünyayı benzer bir korku dalgasıyla kasıp kavuruyordu. İspanyol gribi olarak kuşaklar boyu hafızalarda yer edecek bu yıkıcı salgın, 1918 yılında yalnızca 18 ay gibi bir zaman diliminde 50 milyonun üzerinde insanın can vermesine yol açmıştı. Hastalık ilk olarak ABD’de ortaya çıkmış, ABD birliklerinin Avrupa’ya geçişiyle yaygınlaşmış, Batı cephesindeki siperlerin korkunç şartları altında yıkıcılığı dizginlenemez hale gelmişti. Bu öyle bir felaketti ki, Max Weber, Gustav Klimt, İspanya Kralı XIII. Alfonso ve Sophie Halberstadt-Freud gibi dönemin önde gelenleri de pençesine düşmüştü.

İspanyol gribinin ilk dalgaları Galiçya cephesi üzerinden Devrimci Rusya’yı dövmeye başladığında, dünyanın bu “ilk işçi devleti” 14 ülkenin askeri işgali altında bir varlık-yokluk savaşı vermekteydi. Ekonomik çöküş, köylü direnişi, ulusal çözülme süreci ve askeri dağınıklık, “Kızıl Ekim”in baş döndürücü zaferini açıkça tehdit ediyordu. Devrimin kalesi olan büyük sanayi kentlerinde açlık kol geziyordu ve sanayi çökmüş durumdaydı.

Rus toplumu altüst olmuştu. Daha önce köylerinden hiç ayrılmamış köylüler uzak yerlerdeki savaş alanlarında ölüme gönderilmiş; şehirlerin gecekondu mahallelerinden toplanan genç işçiler, modern sanayileşmiş savaşın girdabında boğulmuştu. Önceden ev kadınlığı yapan kadınlar,  fabrikalarda erkeklerin yerini alıyor, burjuvazi tarafından sabote edilmiş endüstri, susuzluk, bitmeyen savaş, süreklileşmiş gıda yetersizliği devrimci Rusya’yı için için kemiriyordu.

Yeni işçi iktidarı, eşi benzeri görülmemiş bir olağanüstü gelişmeler fırtınası karşısındaydı. İlk icraatlerinin radikalliği de o ölçüde oldu. Ekonominin merkezi planlamasına girişen, toprakları milyonlarca köylüye dağıtan, işçilere fabrikaların denetimini veren, ezilen uluslara bağımsızlık hakkı tanıyan, cinsiyetler arası eşitlik ilan edip zina, eşcinsellik ve kürtajı suç olmaktan çıkartan devrimci Rusya, milyonlarca emekçiye korkunç bir hızla yayılan virüsle radikal adımlarla mücadele etmeye girişti.

Bolşevikler, daha devrimin ilk haftası dolmadan, 13 Kasım’da “Tam Sosyal Sigorta Güvencesi” kararnamesini yayımladılar. Bu, tarihteki ilk kapsamlı sosyal güvenlik sistemi idi. Böylece yalnızca sanayi işçileri ve devlet memurları değil, aynı zamanda “tarım emekçileri”, “evde çalışan kadınlar” ve “işsizler” de sosyal güvence kapsamına alınacaklardı. Bir süre sonra, “kapsamlı sağlık mevzuatı”, temiz su temini, ulusal kanalizasyon ve ticari ve endüstriyel işletmeler ve konutlar üzerinde sıhhi denetim için kanun yayımlandı. Sağlık sistemi, eczaneler ve ilaç fabrikaları bir bütün olarak yeni devrimci hükümet tarafından kamulaştırıldı.

Ülke çapında ikinci önlem paketi, devasa fabrikaları anımsatan  tam donanımlı hastaneler ve ayakta tedavi kliniklerinden oluşan bir ağ yaratmaktı.

Yeni “işçi devleti”nde tüm yoldaşlar, yeni oluşturulan bu ağa kayıtlı olacaklardı. Tıbbi masraflar ve sağlık bakımı, bundan böyle kişilerin değil, merkezi planlamanın konusuydu.

Salgının muazzam bir yıkıma yol açtığı 1918 yılının yazında, Sovyet “Halk Sağlığı Komiserliği” kurulacak, başına Dr. Nikolai Semaşko getirilecekti. Ülke sathında sağlık politikalarının merkezileştiği kurum, St. Petersburg’daki Tıbbi Bölümler Konseyi idi. Bu kurumu daha sonra, Tüm Rusya Federasyonu Tıbbi İşçiler Sendikası, Askeri Sağlık Kurulu, Sosyal Hijyen Devlet Enstitüsü, Petrograd “Skoraya” Acil Bakım ve Psikiyatri Komisyonu gibi kuruluşlar izledi.

Öte yandan, sağlık çalışanlarının tamamen sendikalaştırılması, işten çıkarmaları neredeyse imkânsız hale getirmişti. Sağlık hizmetlerinin değerini ve kullanılabilirliğini belirleyen serbest pazar ekonomisi ve fiyatlar olmadan, hükümet sağlık hizmetleri ve farmasötik ürünler için merkezi planlamaya ve işçi denetimine dayalı bir sistemi hayata geçirmişti.

Tüm fabrika ve işyerlerinde atölye bazında “sağlık hücresi” adı verilen birimler oluşturulacaktı. Bu küçük birimlerin hedefi, işyerlerinde salgın belirtileri gösteren hastaları, ilk yardım ve ön muayene yapılan ayakta bakım birimlerine göndermeyi organize etmekti. Hastalar, buradan hekim  gerekli görürse tedavi için dispanser veya polikliniğe sevk edilmekteydi. Sağlık hücreleri, dispanserler ve poliklinikler ile dispanser çalışanları, sendika ve fabrika Sosyal Yardım Konseylerine bağlıydılar.

Dünya’nın ilk “İşçi Devleti” virüsle daha önce görülmemiş bir radikallikle savaştı. Bu yeni devlet için, alın teriyle geçinenlerin sağlığı birincil önem taşıyordu. Sağlık örgütlenmesi işçilerin denetiminde kamulaştırılmış ve merkezileştirilmişti. Sağlık, artık serbest piyasa ekonomisi ve çokuluslu ilaç tekellerin pençesinde değildi. Tüm yoldaşların yeni sağlık sistemine eşit erişimi ve virüs ve salgın hastalıkların sosyal ve ekonomik tabanının kurutulması, virüsle savaşın temel şiarlarıydı. O şiarlar ki, aralarında Sverdlov’un da bulunduğu binlerce devrimci kadronun ve yüz binlerce emekçinin kaybına rağmen ilk “işçi devleti”nin ayakta kalmasını sağladı.

Herkes için kamusal sağlık kavramını ve tüm emekçilerin sosyal güvence sistemine kavuşmasını borçlu olduğumuz bu ilham verici deneyimi bugünlerde aramadığımızı söyleyebilir misiniz?

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.