7244 sayılı kanun hakkında doğru bilinen yanlışlar

7244 sayılı Yeni Koronavirüs (Covid-19) Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun yürürlüğe girdi. Bu paketten işçiler ve emekçiler için destek değil, köstek çıktı. Ancak Saray medyası bu kanun ile işten atmaların yasaklandığını veya ertelendiğini müjdeliyor. Gerçekten böyle mi? Bakalım:

1- Yeni Koronavirüs (Covid-19) Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun gerçekten işten atmaları yasakladı mı?

Bu kanunun işten atmaları yasakladığı külliyen yalandır. Zira kanun metni, işten atmaların yasaklanmadığını açıkça söylüyor:

“GEÇİCİ MADDE 10- Bu Kanunun kapsamında olup olmadığına bakılmaksızın her türlü iş veya hizmet sözleşmesi, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay süreyle 25’inci maddenin birinci fıkrasının (II) numaralı bendinde ve diğer kanunların ilgili hükümlerinde yer alan ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebepler dışında işveren tarafından feshedilemez.”

Kanun diyor ki işverenler, işçilerin sözleşmesini 25. maddenin birinci fıkrasının (II) numaralı bendinde ve diğer kanunların ilgili hükümlerinde yer alan ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebeplerle feshedebilir.

Bu maddenin iş hayatındaki pratik yansıması şudur: İş Kanunu md. 25/II’ye göre işveren, derhal fesih hakkı kapsamında işçinin iş sözleşmesini kıdem ve ihbar tazminatı ödemeden feshedebilir. Üstelik bu durumda işçi işsizlik maaş alamaz.

Sonuç olarak 7244 sayılı kanun işten atmaları ertelememiş veya yasaklamamıştır; sadece sınırlamıştır.

2- 7244 sayılı kanun ile 4857 sayılı İş Kanunu’na eklenen geçici 10. maddeye aykırı davranan işverene uygulanabilecek bir yaptırım var mı?

7244 sayılı kanuna aykırı olarak iş sözleşmesini fesheden işveren veya işveren vekiline, sözleşmesi feshedilen her işçi için fiilin işlendiği tarihteki aylık brüt asgari ücret tutarında idari para cezası verilir. Bu miktar her işçi için 2.943,00 TL’dir. İsteyen her patron bu cezayı ödeyerek işçinin iş sözleşmesini feshedebilir.

Kısaca, cezasını ödedikten sonra işçileri kovmak serbest! Ayrıca Saray işverenler için sık sık vergi ve SSK prim borcu, idari para cezası affı getirdiği için, işbu idari para cezasının tahsil edilmemesi güçlü bir ihtimaldir.

Bu nedenle işten atmaların gerçekten ertelenebilmesi için etkin yaptırımların uygulanması gerekmektedir. Mevcut kanuni düzenleme ise etkin ve caydırıcı yaptırımlardan tamamen yoksundur.

3- Söz konusu kanun işverene, tek taraflı olarak işçiyi üç aylık ücretsiz izne ayırma hakkı tanımıştır. Bu hakkın hukuki sonuçları nelerdir?

7244 sayılı kanun yürürlüğe girmeden, yani 17 Nisan 2020 tarihinden önce işveren, işçiyi tek taraflı veya zorla ücretsiz izne ayıramazdı. Bu bağlamda zorla ücretsiz izne çıkartılan veya bu baskıya maruz bırakılan işçi, iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilirdi. Baskıya boyun eğmeyen işçi bakımından, kendisine zorla ücretsiz izin uygulanması işveren feshi olarak kabul edilmekteydi.

Ancak 7244 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 17 Nisan 2020 tarihinden itibaren işverenler, üç ay boyunca (üç aylık süre daha da uzatılabilir) işçilerini tek taraflı olarak ücretsiz izne ayırabilecek, buna karşın işçi ücretsiz izne çıkartıldığı için iş sözleşmesini haklı nedenle feshedemeyecektir.

Tüm ücretsiz izin uygulamaları derhal durdurulmalı ve ardından yasaklanmalıdır.

Çünkü ücretsiz izin boyunca iş sözleşmesi askıya alınır. Ücretsiz izin süresi, işçinin kıdem, ihbar ve yıllık izin hesaplamalarına dahil edilmez. Bu nedenle ücretsiz izne çıkartılan işçiler için ciddi hak kayıpları doğabilir.

Örneğin 1 Ağustos 2019 tarihinde işe girdiğinizi ve işverenin sizi 18 Nisan 2020 – 17 Temmuz 2020 tarihleri arasında ücretsiz izne ayırdığını düşünelim, işveren üç aylık süre bitiminde iş sözleşmenizi feshederse kıdem tazminatı ödemek zorunluluğu doğmayacaktır.

Ya da 1 Ocak 2020 tarihinde işe girdiğinizi ve yine işverenin 18 Nisan 2020 – 17 Temmuz 2020 tarihleri arasında sizi ücretsiz izne ayırdığını varsayalım, işveren üç aylık süre bitiminde iş sözleşmenizi feshettiğinde 6 aylık kıdem süreniz dolmadığı için işe iade davası açma hakkınız olmayacaktır. Kısacası açıkladığımız bu hak kayıplarının yaşanmaması için işçi sendikaları ve diğer işçi örgütleri başta olmak üzere, tüm çalışanların ciddi bir basınç oluşturması gerekmektedir.

4- İşvereni tarafından 18 Nisan 2020 tarihinde ücretsiz izne çıkartılan bir işçi ne kadar ücret desteği alacak?

Nakdi ücret desteği, damga vergisi dahil günde 39,24 TL’dir. Bu ücreti 30 gün üzerinden hesaplarsak damga vergisi dahil yaklaşık 1.177,00 TL’ye denk gelmektedir. Bu miktar sendikaların belirlediği açlık sınırı olan 2.219 TL’nin çok altındadır.

Rakamlar tüm çıplaklığı ile ortadayken, ücretsiz izne çıkartılan işçiler koronavirüsü yenseler bile, onları açlık ve yoksulluğa karşı amansız bir mücadele bekliyor. Ayrıca bu ücret desteği işçiler arasında ciddi bir adaletsizlik yaratmakta. Şöyle ki:

En düşük kısa çalışma ücreti 1.752 TL ve en yüksek kısa çalışma ödeneği ise 4.381 TL’dir. Bu durumda, işvereni kısa çalışma ödeneğine başvurmadığı için ayda 1.177 TL ile geçinmeye mahkûm edilen işçiler, kısa çalışma ödeneğinin da çok gerisinde bir miktara mahkum edilmektedirler.

Benzer bir durum işsizlik maaşı için de geçerlidir. 2020 yılında alınabilecek en düşük işsizlik maaşı 1.177 TL, en yüksek işsizlik maaşı ise 2.354 TL’dir.

Bir işyerinde aynı işi yapıp, aynı maaşı alan işçilerden birinin iş sözleşmesi 10 Nisan 2020 tarihinde işsizlik maaşını hak edebileceği bir şekilde sonlandırıldığında bu işçi 1.177 TL ile 2.354 TL arasında bir işsizlik maaşı alabilirken, 20 Nisan 2020 tarihinde ücretsiz izne çıkartılan bir işçi, damga vergisi dahil yaklaşık 1.177 TL alabilecek.

Bu gibi durumlar, ücretsiz izin uygulamasının emekçilere dönük ne denli ağır bir saldırı olduğunu ortaya koymakta. Tam da bu nedenle, başta sendikalar olmak üzere tüm emek örgütlerinin işçilerin hak kaybı yaşamadan ücretli izne çıkarılması için mücadele etmesi hayati bir önem arz etmekte.

5- Koronavirüs salgınına rağmen, sırf çarkların dönmeye devam etmesi için işçiler yeterli işçi sağlığı tedbirleri alınmadan çalışmaya zorlanırken, işten atmalar artarak devam ederken, işçiler en az üç ay 1.177 TL maaş ile yaşamaya mahkûm edilirken, 18 Ekim 2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kapsamındaki grev hakkımızı kullanabilir miyiz?

7244 sayılı kanunun 2. maddesinin (ı) fıkrasına göre grevler en az üç ay ertelenmiştir. 7244 sayılı kanunun 2. maddesinin (ı) fıkrası şu şekildedir:

“18.10.2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kapsamındaki yetki tespitlerinin verilmesi, toplu iş sözleşmelerinin yapılması, toplu iş uyuşmazlıklarının çözümü ile grev ve lokavta ilişkin süreler bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay süreyle uzatılmıştır. Cumhurbaşkanı, bu bentte yer alan üç aylık süreyi bitiminden itibaren üç aya kadar uzatmaya yetkilidir.”

6- Sağlığımız ile ekmek kavgası arasında kalmışken, grev yapmamız bile yasaklanmışken ne yapabiliriz? Ne yapmalıyız?

Öncelikle kimsenin elinde her şeyi bir anda değiştirecek sihirli bir değnek olmadığını söylemek isteriz. Bizleri uzun ve çetin bir mücadele beklemektedir. Umutla ve inatla işyerlerinden, mahallerden başlayarak tuğla tuğla bir dayanışma örmeliyiz. İlk adım olarak mevcut direnişleri ve mücadeleleri birleştirmeli; tüm sendikalara, işçi örgütlerine ve emekten yana saf tutan herkese, acil bir eylem planı etrafında birleşik bir mücadelenin inşası için basınç yapmalıyız.

UNUTMAYALIM

ANCAK

BİRLEŞİRSEK KAZANIRIZ

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.