Korona demokrasisi: Herkes hastalanabilsin, yalnız işçiler ölsün

İran Sağlık Bakanı Yardımcısı İraj Harirçi, 25 Şubat günü koronaya yakalandığı ilan edildikten sonra: “Bu demokratik bir virüs, zengin-fakir veya devlet adamı-sıradan vatandaş ayrımı yapmıyor,” demişti. İki ayı aşkın zaman geçti ve koronavirüsten ölen bir devlet başkanı-ultra zengin neredeyse hiç olmadı. Buna karşılık, Türkiye’deki Zonguldak örneği gibi dünyada da emekçilerin en yoğun ve sağlıksız koşullarda yaşadığı yerler koronavirüsün en çok öldürücü olduğu yerler oldu.

Hükümetlerin başındaki isimler ve ultra zenginler kendilerine günde birkaç test yaptırıp kesin izolasyon yöntemlerini uygulayarak salgını sağlık içerisinde atlatıyorlar. Virüsü ilk küçümseyen kişilerden biri olan İngiltere başbakanı Boris Johnson, emekçileri sevdiklerinin ölümüne hazır olmaya davet ediyordu. Ne zaman ki enfekte oldu, her türden sağlık hizmetine hızla erişerek çabucak iyileşti. Ancak dünya genelinde Boris Johnson kadar şanslı olmayan ve ezici çoğunluğu işçilerden oluşan en az iki yüz bin üzerinde insan koronavirüsten öldü.

İran’da da, İngiltere’de de Türkiye’de de burjuva sisteminin özlem duyduğu demokrasi işte bu: Teorik olarak herkes hastalanabilsin ama sadece işçiler ölsün!

Koronavirüs salgını daha meydana gelmeden önce önlenebilirdi. Birincisi, virüsün dünyada çeşitli hayvan türleri ve insan arasında gelişebileceği bilinen az sayıda riskli bölgenin içerisinde Wuhan da vardı. Bu tehlikeye karşı ne Çin kapitalizmi ne de Dünya Sağlık Örgütü bir tedbir alınmasını ciddi şekilde teklif edebilmişti. Çünkü böyle bir teklif beslenmenin bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınmasına ve pek çok zararlı/kaynak sarfına sebep olan, üstelik de pahalı gıda tekelinin kapatılmasına kadar gidebilirdi. İkincisi, Covid-19’un atası olan çok sayıda virüs dünyada salgınlara sebep olmuş ve aşı çalışmaları başlamıştı. Ancak yeterince yaygın bir salgın olmadığı, yani aşı kârlı olmadığı için bu çalışmalar en az iki kez durdurulmuştu. Çalışmalar sürdürülseydi yeterli korumayı sağlayabilecek aşı çoktan elimizde olacaktı.

Sonuç olarak yalnızca Çin gibi baskıcı rejimler değil, demokratik olmakla övünen Avrupa’nın patron demokrasileri de göz göre göre patlayan salgının yol açtığı ölüm, hastalık ve toplumsal kayıpların suç ortaklarıdır.

Dünya üzerindeki tüm hükümetler (buna koronavirüs kelimesini kullanmanın ve maske takmanın yasak olduğu Türkmenistan dahil olmak üzere) koronaya karşı mücadelede son derecede şeffaf ve başarılı olmakla övünüyor. Buradan hareketle sayıların gerçekte ne olduğunu belki de hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğimizi söyleyebiliriz. Öte yandan ve her şeye rağmen Türkiye’de ve dünyanın çeşitli bölgelerinde de virüsün yayılma hızını yitirdiği doğrultusunda analizler dillendiriliyor.

Bu iyimser senaryoları ultra iyimser bir hale getirerek hemen yarın virüsün aniden bulaşıcı olmaktan vazgeçeceği bir güne uyanacağımızı düşünsek dahi biz işçi-emekçilerin üzerindeki tehditler maalesef ki buharlaşmış olmuyor.

Patronlar 2008 krizinin etkilerini henüz üzerlerinden atamadılar. Pandemi yalnızca bu balonu tamamen patlatmış oldu. Sadece işçiyi öldüren bir korona demokrasisi hayalini bir kez yaşayan patronlarsa koronanın değil, kendi sistemlerinin yarattığı krizin tüm yükünü emekçilere yıkmak isteyecekler.

Türkiye’de patronlar yeni saldırıları beklemeye tahammül edemiyor. Özel jetler, uçak yakıtı, yat/gemicik, pırlanta, kürk gibi ürünlere vergi yokken, hükümet emekçilere yönelik yeni vergileri uygulamaya koydu bile. Pek çok ürünün yanında korona tedavisinde de kullanılması elzem bir ateş düşürücü olan parasetamole vergi zammı geldi. Bunun dışında hükümet işçi-emekçilerin üretime her açıdan daha korumasız ve daha az hakla geri dönmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Hükümet işten çıkarmaların yasaklandığını iddia ederek, patrona işçiyi ücretsiz izne zorlama hakkını tanıdı, bizim işsizlik sigortası fonumuzu patronların kullanımına tamamen açtı.

Ancak nasıl ki evdeki hesap çarşıya uymuyorsa, rezidans ve saraylarda yapılan hesaplar da sınıf mücadelesine uymaz!

Bugün zorunlu sektörler dışındaki tüm faaliyetin durdurulup, herkese insanca düzeyde bir ücretli izin, tüm işsizlere işsizlik maaşı ve ücretsiz bir sağlık sistemi ile pandemiye karşı işçilerin de korunmasını istiyoruz.

Üretime geri dönerken dünkünden daha güvencesiz koşullarda işe başlamak istemiyoruz. Bunun için sendikaları işçilerin hak kaybı yaşamadan üretime geri dönebilmeleri için bir eylem planı yayınlamaya ve ayrım gözetmeksizin tüm işçileri bu plana çağırmaya davet ediyoruz. 1 Mayıs ve sonrasındaki sürecin böyle bir eylem programına hazırlık ve birleşik mücadele için değerlendirilmesi yolunda çabalıyoruz.

Patronların korona demokrasisi yerine işçi demokrasisi derken çok şey istemiyoruz. Hepimizin ürettiği birkaç patrona yetmezken, sadece birkaç patronun zenginliği dahi hepimizi koronadan korumaya ve sonrasında da doyurmaya yeter.

Görsel: Leonilo “Neil” Doloricon

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.