Pandemi hastanelerinde neler oluyor? Asistan hekim ile söyleşi

Söyleşi: Ekin Güvençoğlu

Korona günlerinde, özellikle sağlık emekçilerinin mücadelesi hepimizin de tahmin edeceği gibi daha yoğun ve zorlu geçiyor. Başta bugünlerdeki deneyimleri ve karşılaştıkları sorunlar olmak üzere, sağlık sistemi ve sistemin geleceğine dair şu an İstanbul’da önemli bir pandemi hastanesinde çalışmakta olan bir asistan hekimle röportaj yaptık.

Merhaba, biraz kendinizden bahseder misin? Koronavirüs Türkiye’ye sıçramadan önce çalışma koşullarınız nasıldı?

İstanbul’da bir eğitim araştırma hastanesinde 2,5 yıldır asistan olarak görev alıyorum. Korona salgınından önce sabah 8 akşam 5 mesai yapıyordum. Akşamları ve hafta sonları nöbet tutuyordum. 24 ve 36 saat yoğun bir şekilde çalıştığım da oluyordu. Salgın ilk çıktığı zaman kendi birimim dışında acil ve hasta kabul aşamalarında da yer aldım. Şu an mesai saatlerimiz 8 saat nöbet olarak tekrar düzenlendi, bu açıdan daha sağlıklı çalışma koşullarına geçtiğimizi söyleyebilirim.

Koronavirüs öncesinde de yoğun çalıştığınızı anlıyorum, bunu biraz daha açabilir misin? Karşılaştığınız veya yaşadığınız sorunlar nelerdi?

Koronavirüs süreci öncesinde en büyük sıkıntımız, asistan ve uzman sayımız yeterli olmasına rağmen mesai saatlerimizdi. Mesai saatlerinin 36 saate kadar çıkması, bizi hem performans olarak düşürüyordu hem de aldığımız maaş bunun karşılığı değildi. Asistan maaşları zaten düşük, ayrıca ne kadar nöbet tutarsak tutalım belirli bir nöbet sayısının üzerinde ödeme yapılmıyor. İkincisi de, ki bu benim açımdan en büyük sorun, hastaların sağlık çalışanlarına karşı tutumuydu. Fiziksel şiddet olmasa da sözlü şiddete çok sık maruz kalıyorduk. Gerek hastanede yeterli güvenlik önemlerinin olmaması, gerek hastanın şiddete varan sözlü tacizinde kendimi savunamayacak olmam, benim içime kapanacak kadar travma yaşamama sebep olmuştu. Koronavirüs öncesinde halkın sağlık çalışanına karşı saygısının kalmadığını hissediyordum, görüyordum. Ayrıca dolaylı yoldan beni tehdit ediyorlardı, şikâyet ve performans olarak. Ama asıl uzun saatler boyu nöbet tutuyor olmamız beni ciddi şekilde rahatsız ediyordu.

Bu sorunlara karşı hastane yönetimi ve Sağlık Bakanlığı sizin için ne yapıyordu, nasıl destekte bulunuyordu?

Açıkçası, hastanede bize değer verilmediğini daha ilk günden gördüm. Hastanede, 15 asistan için sadece 1 tane oda var. Yeri geliyor aynı anda 10 asistan bu odayı paylaşmak zorunda kalıyoruz. Yönetime ek oda talebinde bulunduğumuzda buna izin verilmedi. Hasta odaları sürekli arttırılırken biz çalışanlar için uygun koşul sağlanmadı. Ayrıca biz asistanların en çok zorlandığı konu 36 saat mesaiydi. Ne yazık ki zamanında bizim gibi asistan olmuş ve aynı sorunları yaşamış uzman ve değerli sağlık çalışanları, bu 36 saat çalışmaya katlanmamız gerektiğini belirtiyordu. Bu durum bizde baskı yaratıyordu, yani bunu mobbing olarak da düşünebiliriz. Sonuç olarak bu yaşadıklarımız bize eğitim olarak lanse ediliyordu, ama gerçekte biz bu yönetimsel baskıdan ve şiddetten kaçamıyorduk.

Peki, ilk koronavirüs vakasının duyurulduğu 10 Mart tarihinden itibaren sizin için neler değişti?

İlk vaka duyulduktan sonraki gün panik havası vardı. Hocamızdan asistanlara kadar ne yapacağımızı bilemedik. Çalışma programını ön göremiyorduk. Bunun dışında, bu tarihlerde katılmakla yükümlü olduğumuz kongreler vardı, bu konuda nasıl ilerleyeceğimiz net değildi. Ayrıca acile gelen hastalarla ilgili hangi prosedürü takip edeceğimizi de bilmiyorduk. Takip eden günlerde, hastanemizde bilim kurulu toplandı. 5-6 günlük bilim kurulu toplantılarının sonucunda, bize polikliniklerin de içinde bulunduğu ortaklaşa müdahale programıyla geldiler. Bu programda, servislerin tamamen koronavirüse yakalanan hastalara ayrılacağı ve nöbetlerin buna göre düzenleneceği belirtildi. Ama bu 1 aylık süreçte öngörülen sistem işlemedi, kesintiye uğradı.

Açıkçası koronavirüs nedir, virüse karşı nasıl mücadele ve müdahale edeceğiz ya da hangi ilaçları kullanacağız, hangi prosedürü takip edeceğiz gibi soruların cevaplarını bilmediğimiz için, bu süreç bizler için oldukça yorucu ve yıpratıcıydı. Mesela testleri kime yapacağımızı bile bilmiyorduk; kendimizi bile sakınamadık bu yüzden. Nisan ayı itibariyle sistemin biraz daha oturduğunu söyleyebilirim, ama bu el yordamıyla oldu. Neden el yordamıyla diyorum, çünkü asıl eğitim nöbet sırasında tecrübeli çalışanların bilmeyenlere ne yapılması gerektiğini aktarması şeklinde gerçekleşti. Yani metot, “yaşa, deneyimle ve aktar” şeklindeydi. Tüm bunların dışında, enfeksiyon uzmanımızın bireysel inisiyatif alması sayesinde Ocak ayında koronavirüs hakkında ve hangi ekipmanla nasıl müdahale edeceğimiz hakkında bir eğitim almıştık. Sonuç olarak, yönetimsel eksiklikten dolayı bu yeni süreçte isyana varacak serzenişlerimiz de oldu.

Ekipman olarak eksiğiniz var mı? 10 Mart’tan bu yana Sağlık Bakanlığı tarafından neler sağlandı ve neler eksik? TTB’nin açıklamasına göre başta doğu illerinde olmak üzere ciddi sorunlarla karşılaşıldı; bu sizde de oldu mu?

İlk vaka açıklandığında hastanedeydim ve herhangi bir korumamız yoktu; hastalara maskesiz yaklaşıyorduk. Sonra bu hastaların koronavirüs taşıyabilecekleri şüphesi ortaya çıktı. Yani bahsettiğim koruma eksikliğinden dolayı belki de koronavirüse maruz kalmıştık. Her ne kadar o zamanki hastaların korona testi pozitif çıkmasa da, bununla karşı karşıya kalmamız bizi ciddi bir şekilde ürküttü. Acile indik, hastayla doğrudan temas ettik ama her şeyi sonradan fark ettik; ekipmanlarımız yetersizdi ve biz de enfekte olabilirdik. Hastanelerdeki ekipman noksanlığından dolayı ben dahil çoğu doktor, kendi maddi olanaklarımız yettiğince maske ve çeşitli teçhizat temin ettik. Şunu net bir şekilde söyleyebilirim, hastanede maske yetersizliği vardı ve bu, damlacık yoluyla bulaşan hastalıkla mücadele için bizi korumasız bıraktı. Daha sonra kısıtlı sayıda n95 ve ffp3 tipi maskeler geldi ama bunlar çok azdı; ben mesela kuzenimin temin ettiği maskelerle kendimi korumaya çalıştım. İlk başta olan bu eksiklikler şu an giderilmiş durumda; yeterince maskemiz, gözlüğümüz ve gerekli ekipmanımız var. Kendi bulunduğum hastane için bunu söyleyebilirim.

Koronavirüs ile mücadele sırasında kendini güvende hissediyor musun?

Hayır, kendimi hastanede kesinlikle güvende hissetmiyorum. Çalışmakta olduğum servisi ve asistan odamızı bırakmak zorunda kaldık. Hastanede barınabileceğimiz temiz alan sıkıntısı çekiyoruz. Çünkü ben ne kadar dikkat etsem de, yönetim tarafından temiz alan sağlanmadığı taktirde arkadaşlarımdan veya bulunduğum alandan virüsü kapabilirim. Fakat bu güvensizlik bende korku yaratmıyor, çünkü bu benim işim; başından beri sürecinden içinde olduğumuz için bununla baş etmesini öğrendik.

Koronavirüs belirtilerini hissediyoruz veya şüphelendik, nasıl davranmamız lazım?

En başta, hastalığın damlacık yoluyla bulaştığını ön gördüğümüz için kişinin kendini koruması lazım. Maskeye ve el hijyenine dikkat etmesi lazım. İkincisi, kişinin kendisinin hasta olabileceğini kabul ederek çevresindekilerden uzak durması lazım, özellikle gençlerin. Gençlerde çoğunlukla asemptomatik seyrediyor bu hastalık, bu yüzden gençlerin olabildiğince teması azaltması lazım. Üçüncü olarak, hastanelere gereksiz olarak gelinmemesi lazım, çünkü hastanelerde yük şu an oldukça fazla. Hastalığı kontrol altına alabilmemiz için hastanelerin sadece acil durumlarda kullanılması lazım. Dikkat edilmesi gereken semptomlar öksürük, ateş, nefes darlığı, burun akıntısı, ishal, karın ağrısı. Eğer kişi bu semptomlardan bir ya da birden çoğuna sahipse hastaneye başvurulmalı. Hastaneye gelindikten sonra da her hastaya yatış verilmiyor; hastanın seyrine göre ev izolasyonu veya karantina tavsiyesinde de bulunuyoruz.

Sence, koronavirüs 10 Mart öncesinde de var mıydı Türkiye’de?

Zor bir soru, ama gözlemlerimize göre Ocak, Şubat aylarında yatan zatürrelerin bir kısmında koronavirüs benzeri olan tomografi sonuçları vardı. Bu yüzden de virüsün Türkiye’ye daha önce geldiğiyle ilgili kafamızda soru işaretleri var.

Tam anlamadım, bu yeni tip koronavirüs önceki türlerinden daha farklı bir zatürre görünümü mü bırakıyor tomografide?

Evet, bu yeni tip koronavirüsün akciğer tomografisindeki görünümü farklı. Ama atipik seyreden durumlar da olduğu için kesin bir şey söyleyemiyorum. Fakat o dönemki algımız bu yeni tip koronanın tespiti yönünde değildi. Özellikle bu dönemde şüphelendiğimiz hastalarda direkt tomografi ile tespit yapabiliyoruz.

Korona dışındaki diğer kritik hastaların tedavisi nasıl sağlanıyor?

Bizim hastanemize gelen bütün acil hastalar hangi sebepten olursa olsun koronavirüs açısından değerlendiriliyor ve yüksek olasılıkla korona olabilecekleri ön görülüyor. Kalp, tansiyon, şeker ve kanser hastaları özellikle yüksek tehlike altında oldukları için öncelikli olarak değerlendiriliyor. Ne yazık ki steril alan sıkıntısından dolayı bu hastaların bulaş riski çok fazla. O yüzden bu tip kritik hastalar için ayrıca temiz hastanelerin belirlenmesi lazım. Bizim hastanemiz pandemi hastanesi olarak belirlendiğinden dolayı risk oldukça fazla.

Peki, TTB ve sağlık emekçilerinin dahil olduğu sendikaların size karşı tutumu nasıl, neler yapıyorlar?

TTB ve diğer kurumların hastanemizdeki temsilcilerini bilmiyorum ve bize iletilen bir yönlendirmeleri de yok. Medyadan izlediğim kadarıyla açıklamalarından haberdar oluyorum. Destek istediğimizde bize yardımcı olacaklarından eminim, ama bu süreçte bizimle herhangi bir temasları olmadı.  Bu iletişimsizlik onların olanaklarından daha çok önlerindeki engellerden kaynaklanıyor. Sağlık Bakanlığı ve iktidar tamamen ipleri kendi eline almış durumda ve bu kurumlarla herhangi bir etkileşimleri yok. Bunu hissediyoruz. Açıkçası bizim güvencesizliğimiz ve durmadan baskı altında çalışmamız yönetim ve Bakanlık tarafından göz ardı ediliyor ve elimizdeki TTB gibi araçları da kullanmamız uygun görülmüyor, engelleniyor. Ama yine de TTB’den hekime şiddete karşı destek istiyoruz ya da bu güvencesiz ortamın giderilmesi için onlardan dayanışma bekliyoruz. Biz hekimlere bu dönemde ortaya çıkan alkışla destekten çok ihtiyaçlarımız doğrultusunda destek lazım; belki bununla ilgili çalışmalar yapılabilir. Özellikle bu dönemde biz hekimler çok çalıştığımız için yeterince sesimizi duyuramıyoruz, ama bu pandemi geçtikten sonra onlardan bu baskılara rağmen daha çok sesimize ortak olmalarını istiyoruz. Çünkü kamuoyu özellikle bu dönemde yaşanan sıkıntılara karşı daha duyarlı ve bir şekilde sesimizi, yaşadığımız sorunları onlara ulaştırabilirsek bize destek vereceklerdir. Ne yazık ki bu beklentime rağmen iktidar kaynaklı yalnız bırakılmamızdan dolayı bu sorunların hemen giderileceğini düşünmüyorum. Bunun bir süreç olduğunu ve eğitimle, farkındalıkla çözüleceğini düşünüyorum. Umarım bu salgın bu sorunların çözülmesi için farkındalık yaratır ve önümüzdeki günleri, yılları daha rahat görebiliriz.

Korona elbet bir süre sonra hayatımızdan çıkacak ve hayat bir şekilde normal akışına dönecek, bu geçiş ve sonrası için beklentilerin neler?

Bu yaşadığımız yeni tip koronavirüs salgını ekstrem bir durum. Ama bu süreçte ortaya çıkan farkındalığın bir iki yıl içinde azalmaması lazım, çünkü bizler şu an her ne kadar ön cephede savaşsak da sorunlarımız bu salgın sonrasında da devam edecek. Şu an hissettiğimiz aidiyet ve fedakârlık bu salgınla sınırlı değil, devam edecek. Toplumdan da beklentimiz bunun unutulmaması gerektiği. Yoğun çalışmamızın yanında, biz sağlık emekçilerinin haklarının da korunması lazım, çünkü içinden geçtiğimiz bu dönemde bunun ne kadar önemli olduğunu fark ediyoruz. Biz robot değiliz. Evet, bu mesleği seçtik ama bunun daha iyi olması da bizlerin, yani içinde olduğumuz toplumun elinde. Korona gibi salgınlarla patlak vermelerinin öncesinde mücadele edebileceğimiz safların oluşturulması lazım. Yani sağlıkta koruyucu bütünlüğün ticari kaygılardan öte herkesin güvenceli ve eşit ulaşabildiği bir sistemle sağlanması lazım. Bunlara ek olarak sağlık emekçileri olarak bizlerin üzerindeki baskı ve mobbingin de giderilmesi gerekli.

Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Pandemiler, yaşamın doğal akışında olan şeyler. Fakat bunlara, deprem veya sel felaketlerinde olduğu gibi pandemilere de hazırlıksız yakalanırsak korkmamız lazım. Asıl mesele, bizim nasıl mücadele edeceğimiz. Bu yeni tip koronavirüs ne ilk, ne de son olacak. Umarım bundan sonra bu salgından ders çıkartarak hareket ederiz. Doğanın parçası olduğumuzu unutmadan yaşamamız gerekiyor, ne zamanki doğayı görmezden geliyoruz ve aşırı tüketiyoruz, yıpratıyoruz, işte o zaman bu tür pandemiler bizlere daha fazla hasar veriyor. Doğa ve hayatlarımız birbirinden ayrılmaz bir bütün, bunu unutmadan yaşamalıyız.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.