Sokağa çıkma yasağı: Neden şimdi?

Dün gece bir son dakika kararıyla 30 büyükşehir ile Zonguldak’ta sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Yasak sadece hafta sonunu kapsıyor. Oysa dün akşam Sağlık Bakanı televizyon ekranlarından günlük verileri açıkladığında sokağa çıkma yasağından bahsetmemişti. Bu kararın insanları paniğe sevk etme pahasına hangi düşünceyle gece vakti alınıp ilan edildiğini şimdilik bilmiyoruz. Fakat rejimin planlı hareket etmediğini, uzun vadeli düşünerek karar alamadığını bir kez daha görmüş olduk.

Türkiye’deki Covid-19 istatistiklerine baktığımızda, virüsün yayılma hızının ve vaka sayısının nüfus yoğunluğu fazla olan başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere büyükşehirlerde oldukça fazla olduğu görüyoruz. Buna rağmen sokağa çıkma yasağı, ülkede koronavirüs vakasının resmi olarak ilk kez tespit edildiği 11 Mart tarihi üzerinden tam bir ay geçtikten sonra ilan edildi ve sadece hafta sonu olmak üzere iki günle sınırlı tutuldu. Bu bir ay boyunca virüsten ölenlerin sayısı bin kişiyi aştı; vaka sayısı da 50 bine dayandı. Önlemleri en başta topyekûn bir şekilde almak gerekirken her önlem geciktirilerek alındı. Umreden dönüşlerle başlayan hatalar silsilesi cuma namazlarının geç iptal edilmesiyle devam etti. Önce 65 üstü, sonra 20 yaş altı sokağa çıkmasın dendi. Ama çalışmak zorunda olanlar dışarıda bırakıldı.

“Çalışmak zorunda olanlar dışında” diye başlayan önlemlerin vaka sayısında azalma yaratmadığı ortadayken, iktidarın salt evde kal telkini ile süreç yönetilemiyor. İBB’nin açıkladığı verilere göre zaten hafta sonu dışarı çıkma oranlarında %92’lik bir düşüş varken, plansız yasak ilan ederek birçok insanın yan yana alışveriş merkezlerine yığılmasına neden olunması sokağa çıkma yasağını anlamsızlaştırdı. Pazartesi insanların işe gitmeye devam edecek olması, hafta sonuna sıkıştırılan yasağı daha da anlamsızlaştırıyor. Rejim, salgının önüne geçilebilmesi için zorunlu sektörlerin dışında kalan tüm işleri durdurarak evde kalmaya mecbur ettiği insanların iaşesini bizzat sağlamak zorundadır. Hatta fatura, kira ve kredi ödemelerinin acil olarak iptal edilmesi gerekmektedir. İşsizlik maaşından bile damga vergisi kesen bir iktidar zorunlu karantina altındayken bile bunları yapamıyorsa, neden var? Eğer para yok deniyorsa, bugüne kadar toplanan vergilerimizin nerelere harcandığını sormak hakkımız.

Rejim hâlâ kendini pekiştirecek fırsatlar kollama peşinde, ama umduğunu bulamıyor. Her iyi görünen gedikten kendine yol açma fırsatını kolluyor. En başından beri bu böyleydi. Daha virüs Çin’den dışarı çıkmamışken üretim Çin’den Türkiye’ye kayacak diye ellerini ovuşturarak dışarıdan gelecek yatırımı bekleyenler, hem ihracattan hem de turizmden oldular. Krizi fırsata dönüştürmeye çalışmak dışında odaklandıkları herhangi bir şey yok. Böylece anlık plansız kararlarla süreç “yönetilmeye” çalışılıyor.

Bu durum şüphesiz rejimin karakteriyle alakalı. İstanbul ve Ankara belediyelerinin salgın için bağış toplamasını devlet içinde devlet yaratmaya dönük bir hamle olarak düşünen iktidarın, son dakikada alınan yasak kararı nedeniyle insanların hızlıca bakkallara koşturabileceğini görememesi, odaklanılan alanın salgınla mücadeleden çok iktidarın süreç içinde yıpranmaması olduğunu gösteriyor. Rejimin bu kapsamda salgının maliyetini emekçilerin üzerine yıkmak dışında bir vizyonu yok. “İşten atmaları yasakladık” şeklinde sunulan yasa taslağında bile patronların yıllarca isteyip de alamadıkları işçi düşmanı yasaları araya sıkıştırarak bizlere sunuyorlar.

Salgın koşullarında bile emeğe dönük saldırıların sürmeye devam ettiği bu durumda zorunlu faaliyetler dışındaki tüm işletmelerin acilen durdurulması, herkesin ücretli izinli sayılması ve işi olmayan herkese yaşama geliri sağlanması doğrultusunda adımlar atılmalıdır. İşten atmalar ve ücretsiz izin derhal yasaklanmalıdır.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.