Tarihte bu ay: Büyük Millet Meclisi’nin açılışının tarihsel ve politik anlamı

Meclis-i Milli halinde İstanbul’da içtima zarureti vardır. Hariçte Meclis-i Milli, Meclis-i Müessisan (Kurucu Meclis) olacaktır. (…) Aksi taktirde aleyhimizde İstanbul’da Padişah ve hilafet aleyhtarlığı ve Cumhuriyet ve Bolşeviklik propagandaları yapılacaktır.

Sivas Kongresi’nin Heyet-i Temsiliye tutanaklarına göre Rauf Orbay, meclisin nerede açılacağı tartışılırken yukarıdaki sözleri dile getirmişti: Osmanlı Mebusan Meclisi İstanbul’da açılmalıydı çünkü Anadolu’da açılırsa bu anayasaya (Kanun-u Esasi’ye) aykırı olacaktı; böylece Anadolu’daki meclis de bir Kurucu Meclis olacaktı ve halk onları “Bolşevik” sanacaktı. Zira Kurucu Meclis demek, “padişah” karşıtlığı demekti ve Rauf Orbay, birçokları gibi, bırakalım Bolşevik olmayı Cumhuriyetçi değildi.

16 Mart 1920’de İngiliz işgal başkumandanlığı İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’ı, Nezaretleri ve Genelkurmay’ı bastı. Bu meclisin bir milletvekili olan Mustafa Kemal bir çağrı kaleme aldı: Ankara’da bir “Meclis-i Müessisan” (Kurucu Meclis) toplanacaktı. Önceki mebuslar doğal üye olacaktı; her ilden de beş vekil gelecekti. Bu meclis bütün partilere, zümrelere ve bireylere açık olacaktı. Mustafa Kemal’in çevresindekiler daha sonra çağrı metninden “Kurucu Meclis” ibaresini çıkardılar ve ifadeyi “olağanüstü bir meclis” şeklinde değiştirdiler.

Ankara’daki meclisin açılışı Cuma namazıyla birlikte yapılmak istendi; 23 Nisan tarihinin seçilmesinin sebebi budur. İmamların duaları eşliğinde açılan meclis, bir Kurucu Meclis miydi? Bu tartışmalı bir konudur. Belirli yönleriyle evet, bu bir Kurucu Meclis’ti çünkü anayasa çiğnenerek başkent dışında bir ilde vekiller toplanıyor ve saraya karşı bir ikili iktidar organı yaratılıyordu. Belirli yönleriyle ise hayır çünkü yeni meclis açıldığında, yaptığı ilk iş hayvancılıktan alınan vergiyi tartışmak oldu. Neden? Çünkü İngiliz emperyalizmi 16 Mart’ta Meclis-i Mebusan’ı bastığında, Osmanlı Devleti parlamentosu bu yasa taslağını görüşüyordu. Dolayısıyla 23 Nisan’da açılan meclis, bu hareketiyle doğrudan doğruya Meclis-i Mebusan’ın devamcısı olduğunu söylüyordu. Dahası meclis resmi olarak görevini, sultanı ve İslam dinini kurtarmak olarak belirlemişti. Sultanın meclistekilerin öldürülmesi için bir operasyon başlatmasından bağımsız olarak, yeni meclis sultanın İngiliz emperyalizminin baskısı altında olduğunu ve özgürleştirilmesi gerektiğini savunuyordu.

Açılan meclis bir yandan her ilden beş yeni vekilin seçileceğini söyleyerek bir Kurucu Meclis gibi davranıyordu, diğer taraftan eski Meclis-i Mebusan’ın bütün üyelerinin yeni meclisin de doğal üyelerini olduğunu söyleyerek, bir yasama meclisi olma eğilimini güçlendiriyordu.

Açıkçası çılan yeni meclis, çelişkili ve ikili bir karakter taşıyordu. Kurtarmaya soyunduğu Osmanlı Devleti’ni, ancak bu devletin yasalarını çiğneyerek kurtarabileceğini biliyordu. Ancak kurtarmak istediği devletin yasalarını hiçe sayarak, tam da bu devletin hukuki ve siyasi varlığını sorgulamış olmuyor muydu? Açıkçası bir kurum olarak meclis, onun içini dolduran vekiller ona ne gibi sınırlı, ikincil, yetersiz siyasal görevler atfetmeye çalışırsa çalışsın, hayatta kalabilmek için, kendisine atfedilen bu sınırlı görevlerin ötesine geçmek zorunda kaldı. Eğer meclis, Milli Mücadele kadrolarının ona atfettiği görevler ve programla sınırlı kalsaydı, sarayla yürütülen iç savaşı kaybedecek ve kendi varlığına son verecekti.

Osmanlı Devleti’ni reforma tabi tutarak ayakları üzerine yeniden dikmek isteyen Anadolu hareketi, kendisini reforme etmelerine izin vermesi için bu devletle silahlı bir mücadeleye girişti; zira Osmanlı Devleti’nin bünyesi bu reformistleri dahi kaldıramıyordu. Yine de bu çelişki, kurtarılmak istenen devletten daha güçlüydü.

23 Nisan meclisi hiçbir şekilde, Şili’de 8 Mart ile 11 Mart 1925 tarihleri arasında yaşamış olan Kurucu Meclis tipinde bir Kurucu Meclis değildi. Santiago’da kurulan Kurucu Meclis, hükümetin başkanlık sistemine geçiş kararı almasına karşı Şili İşçileri Federasyonu, Genel Öğretmenler Sendikası, Şilili Ücretliler Sendikası, Şili Öğrenci Federasyonları, Şili Komünist Partisi, bağımsız sendikacılar, anarşistler, demokratlar ve feministler tarafından kurulmuştu. Bu Kurucu Meclis bir yoksul halk hareketinin yine yoksul halka dayanan ve bu kesimlerden temsilci çıkartan bir kurumuydu. Şili rejimi bu meclise derhal müdahale etti, onu askerî bir operasyonla kapattı ve üniversitedeki tarihçilere bu meclisin varlığı üzerine yazı kaleme almayı yasakladı.

Gerçek ismiyle Büyük Millet Meclisi (BMM – “Türkiye” adı sonradan eklenecekti), emperyalizmden şeklî bir bağımsızlık elde edebilmek için hilafetten, saltanattan ve askeri işgalden kopuş yönünde çalışmak zorunda hissetti. Bu meclis işgalcilerin bazılarını kovdu ama o askerleri Anadolu’ya gönderen ülkelerin bankalarına kucağını açtı. Zaten ulusalcı programı nedeniyle işçileri asla özgürlüğüne kavuşturamazdı. Bu meclis bütün kesimlere açık olduğunu deklare etti ancak III. Enternasyonal’in Türkiye seksiyonunu teşkil eden kadroları (Mustada Suphi ve yoldaşlarını), Kurtuluş Savaşı içinde bir fraksiyon olarak var olamasınlar diye katletti.

Bugün saltanat yok ancak başkanlık var. Başkanlık rejimi ilan edilirken, 23 Nisan’da kurulan meclis bu rejimi parlamenter bir noktadan meşrulaştırmak haricinde hiçbir işlev görmedi. İşte bu nedenle bugün, bağımsız ve egemen bir Kurucu Meclis’e ihtiyaç var.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.