TMMOB ÇMO İstanbul Şubesi’nden Dilek Yüksel ile söyleşi: Kanalizasyonda korona tehlikesi ve halk sağlığı için altyapı düzenlemesi

Söyleşi: Sedat Durel (21.04.2020)

TMMOB ÇMO İstanbul Şubesi 15 Nisan günü Su ve Atıksu Yönetiminde COVID-19 Etkisi Değerlendirilmesi başlıklı bir rapor* yayınladı.

ÇMO İstanbul Şubesi’nin raporuna göre kanalizasyondaki atıksularda kornavirüs tespit edilmiş ve İstanbul’un yanlış atıksu yönetimi sonucunda “koronavirüsün özellikle midyeler ve diğer deniz canlıları tarafından taşınması mümkün olacaktır. Bu konuda atıksu yönetimlerinin; kanalizasyon sistemlerinde ve deniz alıcı ortamında dikkatli bir izleme yapması gerekmektedir.”

Bu tehlikeye karşı sekiz maddelik bir önlem planı yayınlayan ÇMO İstanbul Şubesi, bir tehlikeye daha dikkat çekerek, “Hong Kong da 50 katlı bir binada SARS koronavirüsün başka dairelere aşınarak bina içinde yayılmasına ve bunun sonucunda 342 kişinin enfekte olmasına, 42 kişinin de ölümüne yol açmıştır. Bu duruma banyolarda suyu boşalmış sifonlar ve doğru projelendirilmemiş havalandırma sistemlerinin neden olduğu tespit edilmiştir. COVID-19 virüsü için de; apartmanlarda arızalı tuvaletlerden yayılması olası riskler olarak değerlendirilmelidir” tespitinde bulunmuş.

ÇMO İstanbul Şube Yönetim Kurulu üyesi dostumuz Dilek Yüksel ile yayımladıkları rapor, Covid-19 salgını ve Türkiye’de su yönetimi hakkında yaptığımız söyleşiyi okurlarımızla paylaşıyoruz.

Öncelikle raporu bizlerle paylaştığınız için çok teşekkürler. Böylesi tehlikelerin doğrudan ilgili bakanlıklar, ona bağlı Devlet Su İşleri gibi kurumlar ya da belediye ve İSKİ gibi ilgili kurumların ele alması beklenirdi. Bu ciddi konu ile ilgili olarak yetki sahibi kurumlardan ne gibi bilgiler alındı? Tespit ettiğiniz tedbirler var mı?

Bu İstanbul için hazırladığımız bir rapor fakat Türkiye genelini de yansıttığını düşünüyorum. İlgili kurumların konu ile ilgili çalışmalar yapıp halkı bilgilendirmesi gerekir. TMMOB, TTB gibi meslek örgütleri ile işbirliği içinde sürecin yönetmesi daha sağlıklı olur.

Rapor verilerinde kullandığımız çalışmalar yurt dışı kaynaklı oldu. Yerelde İSKİ’den atıksu arıtma tesislerinin ne kadarı ön arıtma ne kadarı biyolojik arıtma olduğuna dair verileri, içme suyu arıtma tesisleri için ise izleme ve dezenfenksiyon sistemini öğrenebildik. Fakat virüse karşı atıksular için nasıl bir çalışma yaptıkları yer almıyor. Atıksularda virüs tespiti çalışması yapılacağına dair yeni bir açıklama yapıldı.

Bu açıklama kimin tarafından yapıldı?

8 Nisan 2020 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından COVID-19 Salgını ve Atıksu Yönetimine İlişkin Önlemler Genelgesi yayımlandı. Genelge, atıksular dezenfenksiyon uygulanmadan sulama suyu olarak kullanılmamalıdır diyor. Atıksuların arıtıldıktan sonra veya arıtılmadan çeşitli alanlarda kullanıldığını biliyoruz. Şu anda dezenfeksiyon uygulansa dahi atıksuların hiçbir amaç için kullanılmaması gerekmekte. Deşarj noktası ile ilgili maddeye gelince de aynı şeyi söyleyebiliriz. Dezenfenksiyonu yapılmış dahi olsa, şu anda tedbir amaçlı deşarj noktası çevresinde yüzmek vb. aktivitelerden kaçınmak gerekir.

Yayımlanan genelgenin ardından 14 Nisan 2020 tarihinde Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli atıksularda virüs tespitine dair inceleme yapılacağını açıkladı.

Rapor İstanbul’da suyun yüzde 68’inin ön arıtmadan geçtiğini söylüyor. Bunun niçin bir sorun olduğunu okurlarımızla paylaşabilir misin?

 “Klasik Aktif Çamur Prosesi”nden oluşan biyolojik arıtma sistemi çıkış suyunda SARS korona virüsüne rastlanmıyor. Ön arıtmada ise bu proses yok. Ulaştığımız bilgiye göre de İstanbul’da ön arıtma tesislerinde dezenfenksiyon yapılmıyor. Atıksuların yaklaşık %68’i ön arıtmaya tabi tutularak deşarj ediliyor.

Daha anlaşılır olabilmesi için aktif çamur prosesi ve ön arıtmanın ne mânâya geldiğini açıklayabilir misin?

Yani ön arıtma dediğimiz şey atıksuda büyük katı parçaları almak dışında bir şey değil. İstanbul’un, Tekirdağ’ın, Yalova’nın ve Kocaeli’nin bir kısmının atıksu yönetimi, suyu Marmara’ya verip dip akıntısıyla Karadeniz’e ulaştırmaktan ibaret [Bu durum aslında pis suyun ızgara denilen bir sistemden geçerek, yalnızca büyük parçacıklarının süzülüp, geri kalan tüm kirliliğin denizel ortama verilmesi anlamına geliyor –SD] Bu, pandemi gibi olağanüstü hallerde zaten büyük bir sorun yaratırken normal zamanlarda da halk sağlığını, Marmara biyoçeşitliliğini tehdit eden bir durum. Eğer yanlış hatırlamıyorsam bizim odanın Su-Atıksu Komisyonundan Selahattin Beyaz Marmara’daki parçacıkların dip akıntı ile Karadeniz’e ulaşması için Marmara’da geçirdikleri zamanın 7 yıla varabildiğini söylemişti.

Virüs denizde yedi yıl yaşamaz. Öyle bir korkumuz olmasın. Yaşayacağı süre 2-14 gün civarı olabilir. Sadece bu hususta tedbirler alınıp halkın bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca da yanlış atıksu yönetiminin doğaya ne denli zarar verdiğini bir kez daha vurgulamak istiyoruz.

Şimdi pandemi ile birlikte Marmara’nın virüs rezervuarı olması ihtimali var. Sen Marmara’ya komşu şehirlerde nasıl bir atıksu yönetimi önerirsin?

Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 14 Nisan 2020 tarihinde Kovid-19 (SARS-Cov-2) Virüsünün Bulaşma Riskinin Kullanılmış Suların Yeniden Kullanılması Perspektifinde Değerlendirilmesi başlıklı bir rapor yayımlandı. Bu raporda Türkiye’de debisi 2000 m3/gün’ün üzerinde olan 603 evsel atıksu arıtma tesisi bulunmakta diyor. Aynı kısmın içinde alt paragraflarda ise 603 Atıksu Arıtma Tesisi’nden sadece 53’ünde dezenfeksiyon ünitesi bulunduğunu söylüyor. Yani sadece Marmara çevresindeki şehirlerde değil bütün şehirlerde önlemler alınmalı. Dezenfeksiyon ünitesi bulunmayan tüm arıtma tesislerinde raporda belirttiğimiz gibi dezenfeksiyon işlemi uygulanmalı, bu ilk olarak yapılması gereken.

Halk sağlığını veya canlı sağlığını korumak için yapılması gerekenlere zor/pahalı demek bahane üretmek

Bunların hiçbiri yeni bulunmuş, son teknoloji, üstün zeka gerektiren ya da pahalı öneriler değil. Yetkililer bu önerilerimizi niçin hayata geçiremediler?

Çünkü bizim önerilerimizde bilim ve doğa esas alındı. Merkezinize bilim, emek ve doğayı koyarsanız emekçilerden alınan vergiler şirketlere beklenen kârı sağlamayacak. Çözüm çoğu kez o kadar da pahalı değildir ama sistem için bu bir sorundur. Pahalı değilse kârlı da olmaz. Melen’den su getirmek veya Sakarya’nın kullanma suyu kriterlerini sağlamayan, yani kullanma suyu olarak bile kullanılamayacak suyunu halka içme suyu olarak vermeye çalışmak ya da Kanal İstanbul gibi geri dönüşü olmayacak çevre katliamına sebep olup -ama vaat edildiği üzere gemi geçişi için kullanılamayacak- ve yapıldığı bölgeyi sadece beton satışına yönlendirecek projeler pahalı ve şirketlere istenilen kârı sağlayacak projeler.

İstanbul’da kanalizasyon ve yağmur suyu toplama kanalları çoğu yerde bir arada. Bu nasıl bir sorun yaratır? 2017 yazında İstanbul’da yaşanan sel şimdi gerçekleşse bu durum halk sağlığı açısından ne gibi bir sonuç doğurur?

Herhangi bir salgın veya sel söz konusu olmadan da birleşik kanalizasyon sisteminin değişmesi gerekiyor. Yağmur suları atıksu arıtma tesislerinde debi fazlalığına neden oluyor. Yani tesisi fazladan çalıştırıyoruz. Yağmur suyunun atıksu gibi arıtılmasına gerek yoktur. Yağmur suyunu ve atıksuyu birleştirerek yağmur suyunu da kirletiyoruz aslında ve arıtılması gereken su, yani atıksu haline getiriyoruz.

Sel olması durumunda, birleşik sistem kanalizasyon hatlarında bulunan rögarlardan taşmalar oluyor. Raporda belirttiğimiz gibi Hollanda’da da kanalizasyon hattında virüse rastlanmış. Karışmasın diye ekliyorum, kanalizasyonda var ama arıtma çıkışında virüs giderilmiş, tespit edilmemiş. Herhangi bir sel durumunda taşma gerçekleşirse kanalizasyon hatlarında olan tüm virüs, bakteri vs. bu suyla birlikte sokaklara dağılacak demektir.

ÇMO İstanbul Şube Yönetim Kurulu üyesi Dilek Yüksel

Bir altyapıcı olduğun için bu sorunun doğru adresi sensin Dilek. Bu gibi durumlara karşı tedbir alacak bir altyapı planlaması yapmak bu kadar zor/pahalı mı?

Halk sağlığını veya bence canlı sağlığını korumak için yapılması gerekenlere zor/pahalı demek bahane üretmek gibi. Yapılması gerekenin zor olması veya pahalı olması yapılması gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.

ÇMO İstanbul Şubemizde konu ile ilgili birçok uzman Çevre Mühendisi üyemiz var, yani çalışmaları yapabilecek uzman eksiğimiz yok. Bu nedenle su planlaması yapmak zor değil.

Raporunuzu okuyan dostlarımızın aklına gelen sorulardan biri de evlerdeki içme suyu ile ilgili. Burada bir tehlike görüyor musun?

Virüsün dezenfenksiyon ile giderilebildiğini biliyoruz ve bu konuda araştırmalar da mevcut. Bütün içme suyu arıtma tesislerinde dezenfenksiyon yapılır. Ayrıca boru sonu ölçümleri de yapılmaktadır. Evlerimizde içme suyu kullanırken panik olmaya gerek yok ama yine de güven vermesi için sürecin şeffaf yönetilmesi gerekir.

Suyun dezenfeksiyonu ne demek? Musluk suyuna nasıl güvenilebileceğini açıklayabilir misin?

Dezenfeksiyon, suyun içerisinde mevcut olma ihtimali olan bakteri, virüs vb organizmaların hastalık yapamayacak seviyeye kadar azaltılmasına denir. Bu işlem için de çeşitli yöntemler kullanılır.

Sağlık Bakanlığı ile birlikte yapılan bir çalışma ile evlere gelen sulara klor testi yapılıyor. Bu izleme sistemi sağlıklı yapılıyorsa herhangi bir problem yok ama belirttiğimiz gibi güven için şeffaflık şart.

Bu soru ayrıntılı bir incelemeyi gerektiriyor biliyorum ama aklına gelen ilk örnekleri dikkate aldığında İstanbul dışındaki şehirlerde kanalizasyondaki korona tehlikesi hakkında başka neler söyleyebilirsin?

Altyapı sistemleri dediğimizde, tıpkı az önce konuştuğumuz atıksu arıtma sistemlerindeki gibi her yerde benzer sorunlar var, il bazında değişmiyor.  İstanbul için ne söylüyorsak diğer şehirlerin hepsini kapsıyor. Altyapı konusunda daha acı olan şey bambaşka aslında. Altyapı sürekli görünen bir sistem değildir. Yani sel olmadığı sürece taşmayı fark etmezsiniz ve bu örnekleri çoğaltabiliriz. Ama yapılan bir köprüyü, parkı, binayı hep görürsünüz. Yani bir belediyenin veya kurumun çalışması, yaptığı yol, köprü vs. ile değerlendirilir çünkü bunlar görünürdür. Göründükleri için de oy getirirler. Ama altyapı çalışmaları görünmez, bu nedenle de oy getirmez. Bu sebeplerle seçime girenler oy getiren çalışmalara yöneliyor, haliyle de altyapı yaramız olarak kalıyor.

Bu yara İstanbul’da ne durumda? İstanbul’da atıksu yönetimi için ne önerirsin?

Daha önce belirttiğim gibi masraflı veya zor diyerek bahane üretilmemelidir, yapılması gerekiyorsa yapılmalıdır.

Atıksuyun doğru toplandığından emin olmak gerekir, bunun için de denetim mekanizmasının doğru çalışması gerekiyor. Kollektör hatlarının doğru projelendirilmiş olması gerekiyor. Birleşik sistem kanalizyon hatlarınının tamamının değiştirilip ayrık sistem kanalizasyon hattı olarak projelendirilmesi ve uygulanması gerekiyor. Toplanan atıksuyun doğru projelendirilmiş ve doğru yere yapılmış arıtma tesislerine ulaşması gerekiyor.

Atıksu yönetimi için yaşadığımız salgından ayrı ama bu konuyu içeren bir çalışma yapılması gerekir.

Ben İBB yönetiminin değişmesinden beri halk sağlığı ve işçi emekçiler açısından bir yenilik görmüyorum. Salgın sırasında da hükümetin tüm baskılarına rağmen İBB yönetiminin sorunu hak ettiği şekilde ele almadığını aslında sizin raporunuz da ifade ediyor. Bu da yetmezmiş gibi bir de hiçbir işe yaramayan ama çok kaynak sarfına sebep olan sözüm ona tedbirler ise servis ediliyor. Sokakların yıkanması/dezenfeksiyonu bunun örneklerinden biri. Bunun hakkında bir şey söylemek ister misin?

Dezenfenksiyonun bir çok yöntemi varken sokağı neden yıkarlar açıkçası ben de anlam veremiyorum.

Halk sağlığı, işçi emekçi hakları gibi sorunlar sistemsel sorunlardır. Merkeze sermayeyi oturtursak zaten çözüm aramıyoruz demektir. Merkezimize emek, bilim ve doğayı almamız gerekir ki bahsettiğimiz sorunlara çözüm arayalım.

Sokakların yıkanması konusuna gelirsek özellikle sokakta yaşayan canlılar için büyük sorun olduğunu düşünüyorum. Doğru projelendirilmemiş veya doğru yapılmamış yol vs. yerlerde zamanla çukurlar oluşmaktadır. Şehrin her yerini betona çevirip yaşam alanlarını gasp ettiğimiz sokakta yaşayan canlılar bu çukurlarda birikinti halinde kalan sulardan içerse yaşamları tehlikeye girebilir.

Her tarafı beton haline getirdiğimiz için sızma oranı düşük olsa da yıkama suyu toprağa sızma yaparak bitkilere zarar verebilir ve toprağa karışabilir.

Ayrıca su kaynaklarının gereksiz sarfiyatıdır, halka biz üstümüze düşeni yapıp sokakları dezenfekte ediyoruz gösterisidir. Dezenfeksiyon yapılmalı ama sokak yıkayarak değil.

Meslektaşlarınızın bir kısmı salgın sürecinde çalışması zorunlu olan sektörlerde istihdam oluyor. Atık toplama, su ve atıksu arıtma bunların en önde gelenleri. Buralarda alınan tedbirler hakkında bir şey söylemek ister misin? Hangi koşullarda çalışılıyor, ya da sizin talep ettiğiniz tedbirler neler?

Su ve atıksu yönetimlerinde çalışan emekçilerin sağlıklı çalışma koşulları sağlanmalıdır. Atıksu toplama ve iletme sistemleri ile atıksu arıtma sistemleri çalışanları, genellikle atıksularda bulunan mikroorganizmaların etkisinde kalmakta ve enfeksiyon ile tehlikeli hastalıklarla karşılaşmaktadır. Atıksu arıtma sistemlerini işleten operatörlerin atıksuların etkisinden korunması amacıyla; sahada güvenli çalışma koşulları sağlanmalı, mühendislik ve idari kontroller daha sıklıkla yapılarak kişisel koruyucu donanımlar (KKD) da olmak üzere, rutin uygulamaları takip etmeleri sağlanmalıdır.

Atıksu arıtma tesislerinde ve içme suyu arıtma tesislerinde çalışan personele Covid-19 bulaşma riskini azaltmak için, personelin temasta olduğu yüzeyler uygun dezenfektanlar ile sürekli dezenfekte edilmelidir. Personeller arasındaki sosyal mesafenin korunacağı ve personelin mümkün olduğu kadar az kişi ile temas sağlayacağı bir çalışma düzenine geçilmelidir.

Son sorum da şu. Damacana su taşıyan emekçiler bizi enfekte olursak tüm şehre virüs taşıyıcılığı yaparız diye bizi uyardılar. Peki damacana suya muhtaç mıydık? İstanbul’da çeşmeden su içmek hayal mi?

Bu konuda çok farklı görüşler var. Yönlendirici olmasın ama ben yine de kendi görüşümü ifade etmek istiyorum. Ben tesisatınız iyiyse çeşme suyunun daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Damacana suyun daha güvenilir olduğunu ispatlamak kolay değil çünkü o da şeffaf olmayan bir sistem.

Aslında esas soru şu olmalı: Su meta mıdır? Sanırım sorunun cevabını da hepimiz biliyoruz.

Su sadece insanların değil bitki ve hayvanların da yaşamsal ihtiyacıdır. Damacana su sistemini popüler hale getirip her eve damacana girmesine izin vermek sistemsel sorundur, daha önce belirttiğimiz merkeze sermayeyi almaktır aslında. Su temel yaşamsal ihtiyaçtır, alınıp satılamaz. Suyu metalaştırmak içinde bulunduğumuz süreçte su faturası borcu olan insanların suyunu kesmeyin söylemlerine neden oluyor. Erişilebilir temiz su hakkımızdır ve ücretsiz olmalıdır.

*TMMOB ÇMO İstanbul Şubesi’nin raporu için: http://www.cmo.org.tr/resimler/ekler/9e9b26cc1a4d919_ek.pdf?tipi=78&turu=H&sube=2

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.