Koronavirüs günlerinde doğanın talanı devam ediyor

30

Ekoloji Birliği, koronavirüs günlerinde gerçekleşen 54 maddelik bir ekolojik yıkım ve talan listesi yayımladı. Bunlar arasında kurumaya başlayan Eğirdir Gölü üzerine HES kurulacağının duyurulması; Milas’ın İkizköy mevkiindeki termik santralin su ihtiyacının giderilmesi için İkizköy’ün pandemi koşullarında susuz bırakılması; Aydın Kızılcaköy’de yeni bir JES için “ÇED Olumlu” kararı verilmesi; Bursa’nın Kirazlıyayla köyünde madencilik tesisi için ağaç katliamı yapılması; Eskişehir Sivrihisar’da yaşam alanlarının yakınına siyanürlü atık depolama tesisi çalışmalarının başlaması; Fethiye’de içerisinde korunan alanların da bulunduğu bir bölgenin jeotermal kaynak arama faaliyeti için ihale edilmesi; korunan alanlar yönetmeliğinin değiştirilmesi; iktidarın millet bahçesi sevdası yüzünden Salda Gölü ve Diyarbakır Hevsel Bahçeleri’nin talan edilmeye kalkışılması gibi girişimler bulunuyor.

Raporun yayımlandığı mayıs ayının başından bugüne listeye yenileri eklenmiş durumda. Bu ekolojik saldırılar bazen ülke gündeminin kalabalığından dolayı arada kaynıyor ve unutuluyor, bazense bölge halkının tepkisi ve direnişiyle karşılık buluyor. Peki, halk bunlara neden tepki gösteriyor? Tıpkı işçilerin “bizi koronavirüs değil açlık, işsizlik öldürür” demesi gibi Kızılcaköy’de 22 aydır direnen kadınların “bizi korona değil JES öldürür” demesi boşuna değil. JES şirketlerinin reklamlarına ve yalanlarına artık kimse inanmıyor. Çünkü Kızılcaköy örneğinde olduğu gibi yalnızca kâr odaklı ve denetimsiz şekilde işletilen bu tesislerin havayı, suyu, toprağı zehirlediği; çevre, tarım ve insan sağlığı üzerinde olumsuz ve hatta ölümcül etkiler bıraktığı ortada.

Bunların yanı sıra pandemiden en çok etkilenen ve koronavirüs kaynaklı ölümlerin en fazla yaşandığı şehirlerden birinin Zonguldak olması da tesadüf değil. Çünkü Zonguldak termik santraller ve kömür tozu nedeniyle halihazırda zehir soluyan, akciğer hastalıkları oranının Türkiye ortalamasının üstünde olduğu bir madenci kenti. Buna rağmen salgın sürecinde çağrılara kulak asılmadı ve termik santraller faaliyetlerini sürdürdü.

JES ve HES gibi terimleri duyunca patronlar dışında kimsenin aklına iyi ve çevre dostu çağrışımlar gelmiyor. Zira bu terimler artık günlük lügatimizde talanla ve katliamla eşdeğer hale geldi. Doğanın talanı, iktidarın tüm yıkım projelerinin bir parçası. Dolayısıyla Kızılcaköy’den Kazdağları’na, Hevsel Bahçeleri’nden Kirazlıyayla’ya verilen bütün mücadeleler, işçi emekçilerin de mücadelesinin bir parçası olmalı.

Yorumlar kapalıdır.