Ev işçisi: “Siz birbirinize yetersiniz ama bize kim yetecek?”

Söyleşi: Sena Aydın

Koronavirüs süreci günübirlik ve güvencesiz çalışan işçileri nasıl etkiliyor? Ev işçiliği yapan bir kadın anlatıyor…

Merhaba. Öncelikle bize biraz kendinden bahsedebilir misin?

Merhaba. Ben ev işçisiyim. 50 yaşındayım. Seneler önce eve tek gelir yetmediği için çalışmaya başladım. Yaklaşık 22 senedir haftanın 5-6 günü evlere gündelik temizliğe gidiyorum. Eşim 32 daireli bir apartmanda kapıcılık yapıyor. Üç çocuğumuz var; üçü de evli. Bir kızım yeni doğan çocuğuna baktığı için şu an evde. Diğer kızım benim gibi evlere temizliğe gidiyordu. Oğlum da bir nakliyat şirketinde çalışıyordu. Geçmiş zaman kullanarak konuşuyorum çünkü bu dönemde hepimiz işsiz kaldık.

Koronavirüs öncesinde çalışma koşulların nasıldı?

Genelde 8-5 ya da 9-6 arası çalışıyordum. Tabii bunun içine yolu katmıyorum. Bizim apartmanda da temizliğe gidiyorum; İstanbul’un öbür ucuna gittiğim, çalışma saatlerime ek olarak günün 3 saatini otobüslerde geçirdiğim günler de oluyor. Bir de tabii o gün yaptığım işe bağlı olarak biraz daha uzayabiliyordu çalışma saatlerim. Örneğin ekstradan perde yıkayıp asacaksam ya da halı sileceksem iş uzuyor tabii.

Şöyle söyleyeyim, ben aslında şanslıyım. Bir şirkete bağlı çalışmadım hiç. “Falanca kişi eve temizlik için birini arıyormuş, gider misin?” diye kendi etrafımdan tanıdıklar ya da işverenlerimin referansıyla yeni iş buldum hep. Bir de 22 senedir bu işi yapıyorum, dolayısıyla biraz insan seçebildim yıllar içerisinde. Son birkaç senedir düzenli olarak hep aynı evlere gidiyordum bu süreç öncesinde. Örneğin şimdi temizliğe gittiğim evlerde normal haftalık temizlik dışında ütü yapacaksam ya da halı sileceksem ya da dolapları indirip derin bir temizlik yapacaksam işverenlerim önceden haber veriyor. O gün atıyorum, başka bir işi eksik yapıyorum ve bu işleri yapıyorum ya da bu işler için ekstra para veriyorlar.

Ama 22 senedir başına neler geldi diye soracak olursan… Neler gelmedi ki! Kendi titizlik ve takıntısından yaptığım işi beğenmeyip ağlatana kadar aşağılayanlar, koca koca evlerde 8 saat içerisine temizlikten tut da çamaşır yıkama, ütü, halı silme, cam silmeye kadar her şeyi sığdırmamı isteyip bitene kadar evden göndermeyenler, hırsızlıkla suçlayanlar, paramı vermeyenler, temizlik yaptığım yetmezmiş gibi önüne kahvesini götüreyim, yemeğini hazırlayayım isteyenler ama bana yarım saat yemek molasını bile çok görenler, tuvaleti bezle ya da eldivenle değil çıplak elle ovmamı isteyenler, “Arkadaşımla buluşmaya çıkacağım, iki saat çocuğa da bakıver” diyenler, çıkarken marketten sigara alıp getirmemi “rica” edenler… Saymakla bitmez yaşayıp gördüklerim. Benim başıma hiç gelmedi ama şiddete uğrayan ev işçilerini de biliyoruz, duyuyoruz. O kadar çok insan var ki bizi köle gibi görüp yaptığımız işe gram saygı duymayan. Bir eve temizliğe gidiyorsun ya, sanki o evdeki bütün işlerini yapmak zorundaymışsın gibi bir algı var.

İşin güvencesizlik tarafı ayrı bir dert. Biz gündelik işçiyiz. İş güvenliğimiz yok, iş güvencemiz yok, sigortamız yok. Ben çoğu ev işçisi gibi sigortamı dışarıdan kendim yatırıyorum mesela. Zaten kazandığım paranın çoğu da buna gidiyor, o kadar pahalı ki dışarıdan sigorta yatırmak. 50 yaşına geldim ve haftanın neredeyse her günü fiziksel olarak ağır bir iş yapıyorum. Sigortamın bitmesine 7 sene var hâlâ, o da düzenli ödeyebilirsem tabii. Kızımın durumu yok mesela, eşi uzun bir süredir işsizdi, kazandığı evin masraflarını anca idare ettiklerinden kızım hiç sigortasını yatıramadı.

Bir de her temizliğe giden kadın gibi benim de kendi evimin iş yükü bende. Bize kimse temizliğe gelmiyor! Yorgun argın eve gelip ev işlerini de ben yapıyorum. Yemek yap, çocuk bak, ütü yap, temizlik yap… Zaten bu işler hep kadınlara kalıyor, ama bir de kadının para kazandığı iş temizlik yapmak olunca bu görevler büsbütün bizim üstümüze yıkılıyor.

Koronavirüs sürecini biraz anlatır mısın peki? Sen nasıl etkilendin, ailen nasıl etkilendi?

Bu süreçte işe gitmeyi bıraktım, şu an işsizim diyebilirim. Hem ben korkuyorum hem de işverenlerim korkularından gelme diyorlar zaten. Toplu taşıma kullanıyorum çünkü çoğu eve giderken. Bir tek bizim apartmandaki işverenime gidiyorum hâlâ. Bir de şanslıyım dedim ya, işverenlerimden bir-iki tanesi de benim, ailemin durumunu bildiklerinden işe gidiyormuşum gibi paramı ödemeye devam ediyorlar bu süreçte. Ama haftanın 5-6 günü çalışmak gibi olmuyor tabii. Ne yapacağız, masrafları nasıl denkleştireceğiz bilmiyorum. Ben bu süreçte sigortamı dondurdum mesela. Zaten normal harcamaya parayı zor buluyoruz, sigortayı nasıl ödeyeyim?

Eşim bu süreçte hâlâ çalışıyor. Aynı maaşı alıyor ama iş yükü iki-üç kat arttı, çalışma saatleri uzadı. Her zaman çıktığından daha fazla servise çıkması gerekiyor, insanlar alışverişe çıkmak istemediklerinden eşimi yolluyorlar hep. Dile kolay 32 daire ve bu süreçte herkes sürekli evinde. Sipariş üzerine sipariş geliyor tabii, hangi birine yetişsin? Ben de yardım ediyorum mecbur. Sırf servise günde en az 6 saat gidiyor şu an, bunun üzerine apartmanın bakımıydı, temizliğiydi, bahçesiydi saymıyorum bile. Ama tabii kimsenin aklına ekstra mesai ücreti vermek ya da bu süreçte fazla çalıştığı için maaşını arttırmak gelmiyor.

Çocuklarımın durumu daha da vahim. Evde çocuk bakan kızımın eşi bir okulda temizlik görevlisiydi, bu süreçte ücretsiz izne çıkartıldı. Evlere temizliğe giden kızım da benim gibi bu süreçte işe gidemiyor. Onun eşi bir otelde yeni iş bulmuştu, iki ay geçmeden korona yüzünden işten çıkartıldı. Oğlum desen o da ücretsiz izinde. Oğlumun eşi sağlık emekçisi, İstanbul’da bir hastanede hasta kabul masasında görevli ve her gün işe yüreği ağzında gidip geliyor.

Hepimiz aynıyız aslında. Yüreğimiz ağzımızda. Sağlık derdi bir yandan, geçim derdi bir yandan. Yani biz işçi bir aileyiz. Ben isterim ki çocuklarıma yardım edebileyim, ama nasıl? Hangi parayla? Bizim gibi yüz binlerce aile var. Günübirlik, güvencesiz, sigortasız; bir işverenin olmayan insafının gölgesinde çalışan milyonlarca işçi var. Hiçbirimiz devletten kuruş yardım alamıyoruz. “Biz bize yeteriz” diyor devlet. Evet, aynen öyle aslında, onlar kendilerine çok güzel yetiyorlar. Ama ben bu devlete soruyorum: Siz size yetiyorsunuz ama biz ne yapacağız? Bize kim yetecek?

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.