İşsizlik fonu artık hazine tahvili

Türkiye ekonomisi bu salgına zaten bir iktisadi kriz içindeyken yakalandı. TL’nin dolar karşısındaki değerinin bu denli düşük olduğu bir ortamda turizmin ve ihracatın (2019 ihracat geliri 180 milyar dolardı) 2020 yılında rekor kıracağı konuşuluyordu, ama şimdi salgından en çok etkilenecek sektörler olacaklar. Bu gelir kaybı karşısında Türkiye borçlanabilir, fakat şu an dünyada borçlanma maliyeti en yüksek olan ülkelerden biri. Kredi sigortası olarak özetleyebileceğimiz CDS primleri 300’ün üzerinde olan ülkeler borç vermek riskli olan ülkeler olarak kabul edilirken, Türkiye’nin CDS primi 18 Nisan 2020 itibariyle 623,55’e dayanmış durumda. Borç bulmak bu kadar zorken para ihtiyacını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ellerindeki dövizleri takas ederek de sağlayabilir, fakat TCMB’nin net rezervleri, piyasadan takas yoluyla alınan döviz borçları çıkartıldığında eksi 5 milyar dolar seviyesinde. Yani rezervler bitmiş.

Bir başka para bulma yöntemi de ABD merkez bankası FED’in kapısını çalmak. Salgın nedeniyle ellerinde ABD tahvili bulunan ülkelere o tahvil miktarı kadar dolar vereceğini açıklayan FED, verdiği kağıtları toplamaya başladı. TCMB’nin elinde ise 2,8 miyar dolarlık ABD tahvili var. Beş yıl önce bu sayı 80 milyar dolardı. Rahip Buronson, Halk Bank davası, S-400’ler gibi gerilimler neticesinde TCMB, ABD kağıtlarını hızlıca elden çıkarmaya başladı. Dolayısıyla bu kapı da kapalı. FED 2 trilyon dolar basıp piyasaya saçmasının ardından birçok ülkenin MB’si ile takas antlaşması yaptı. Örneğin Brezilya MB’si ile 60 milyar dolarlık takas antlaşmasına karşılık Türkiye kapsam dışı bırakıldı. 19 Nisan’da TCMB Başkanı diğer merkez bankaları ile swap görüşmeleri yaptıklarını açıklasa da henüz elde edilmiş bir anlaşma yok. Geriye iki seçenek kalıyor. TCMB’nin para basması ya da Türkiye’nin IMF’nin kapısını çalması. Neredeyse tüm burjuva iktisatçılar IMF’nin en risksiz seçenek olduğunu söylüyor. Para basmayı dillendirenler de var. Para basmak iyi yönetilebilirse kısmi zararla atlatılabilir. Ama mevcut iktidarın para basıp Kanal İstanbul gibi inşaat projelerine girişme ihtimali birçok sermaye yanlısı iktisatçıyı bile korkutuyor.

IMF’nin kapısının çalma seçeneğinin düşük olması rejimin IMF karşıtı olmasından kaynaklanmıyor. Bu durumun sebebi ekonomik olmaktan çok politik. Tüm ekonomiyi, hatta bağımsız olduğu söylenen TCMB’yi bile yönlendiren, iktisadi alanı iktidarını pekiştirmek ve güçlendirmek için elinde tutmaya çalışan bir iktidar, IMF bürokratlarına bir şeylerin kontrolünü devretmek istemez elbette. Sayıştay’ın bile çalışamadığı bir ülkede birtakım kalemlerin IMF komiserlerinin denetimine girmesi rejim için kabul edilemez.

Geriye sadece para basma seçeneği kalıyor. Para birimi rezerv para olmayan Türkiye gibi ülkelerin para basması Almanya’nın ya da ABD’nin para basmasından çok daha riskli. Emperyalist ülkeler para basmanın yarattığı enflasyonist baskıyı paralarını diğer ülkelere dağıtarak aşabiliyorken Türkiye’nin böyle bir şansı yok. Yine de TCMB para basmaya karar verdi. Basılacak paraya bir karşılık göstermek gerecekti. O da tüm işçilerin ürettikleri değerle oluşturulmuş olan işsizlik fonu oldu. 130 milyar TL’nin biriktiği işsizlik fonu hazine bonosu olarak TCMB’ye verildi. Bu kağıtlar, karşılığında para basarak hazineye borç olarak verilmiş olacak. Eğer ki para kullanıldıktan sonra tekrar TCMB’ye döndürülmez ve para yok edilmezse, dolar, faiz ve enflasyon yeniden çok hızlı bir şekilde artacaktır. Paranın hazineden çıkıp tekrar TCMB’ye dönmesi için kamu harcamalarının ve bütçenin kısılması, yani ekonomide salgın dışında küçülmelerin yaşanması gerekiyor. Dolayısıyla bu yıl işsizliğin ve bütçe açığının daha önce hiç olmadığı kadar artacağı kesin. Nereden bakılırsa bakılsın en iyi ihtimaller bile kötü senaryo.

Bu ortamda “biz bize yeteriz” söyleminin ekonomik değil siyasi olduğu da kabak gibi ortaya çıkmaktadır. Para zaten yaratılıyorken, insanlardan 10’ar lira toplamanın hiçbir iktisadi getirisi yok. Salgının yarattığı buhran içinde popülist politikanın bir parçası olmaktan öteye gidemiyor. Biz ise en başından beri dış borç ödemelerinin durdurulması ve bankaların kamulaştırılmasıyla çok rahat kaynak yaratılabileceğini söylüyoruz. Para ve mali politikaların birleştirilmesi, tüm köprü ve oto yolların ve kritik önemdeki sanayi kollarının acil olarak kamulaştırılmasıyla, işten atmaların gerçekten yasaklanarak, 6 saat 4 vardiya sistemi ile kitlesel işsizliğin önüne geçilmesi gerektiğini belirtiyoruz. Para basmak gibi uzun vadede hiçbir anlamı olmayan kapitalist önlemlerin yerine son derece gerçekçi ve acil önlemleri ortaya koyuyoruz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.