Zonguldak neden koronavirüs kaynaklı en fazla ölüm oranına sahip?

Salgın nedeniyle 30 büyükşehire uygulanan giriş-çıkış yasağı 15 gün süreyle uzatıldı. Hafta sonlarını kapsayan iki günlük sokağa çıkma yasağı da yine büyükşehirlerde devam ediyor. Büyükşehirler dışında ise bu yasaklar kapsamına alınan sadece tek bir şehir var: Zonguldak!

Neden? Çünkü Zonguldak koronavirüs kaynaklı ölüm oranında birinci, vaka yoğunluğunda ise altıncı sırada bulunuyor. Peki, niye? Bu tablonun arka planına baktığımızda yaklaşık 600 bin nüfusa sahip Zonguldak’ta her on kişiden altısının akciğer rahatsızlığı yaşadığını görüyoruz.

Evet, on yıllar içerisinde kömür madenciliği bir yandan şehir ekonomisinin temelini oluştururken diğer yandan da şehirdeki hemen herkesi de hasta etmiş. Zaten bağışıklık sistemi güçlü olmayan, akciğerleri hasarlı emekçiler bu yüzden koronavirüsle enfekte olduğunda ölüm riski ve hastalığı ağır geçirme ihtimali çok artmış oluyor. Nitekim sağlık bakanlığının rakamları da bunu doğruluyor.

Denebilir ki madencilik zor ve riskli bir iş. Doğru, madencilik zor ve riskli bir iş, ama ne ölüm ne de hastalık işin bu zorluğundan kaynaklanıyor. Kimi zaman, Soma’da olduğu gibi, toplu katliama varan ölümlerin başta gelen sebebi alınmayan önlemler ve kâr uğruna yaşanan ihmaller! Madencilerin akciğer rahatsızlığının aslında bir meslek hastalığı olmaması gibi. Çünkü meslek hastalığı diye bir şey olmadığını biliyoruz. Meslek hastalığı denilen patronların almadığı önlemlerin ve aşırı kâr hırsının bir sonucu.

Hatırlayalım, yakın zamanda mecliste büyük tartışma yaratan santrallere filtre takılması meselesi gündemdeydi. En çok Zonguldak’ta ses getirmişti. Niye? Çünkü şehirde halihazırda yedi termik santral çalışmaya devam ediyor. Baca filtresi olmadığında bütün bunlar bir kenti zehirliyor. Sonra mı? Sonra koronavirüs gibi bir salgın geliyor ve sonuç ortada! Bu ne fıtrat, ne kader, ne de şansızlık. Olduğu gibi sınıfsal eşitsizliğin acımasız bir yansıması.

Peki, sadece Zonguldak mı? Vaka ve ölüm sayılarının en başta geldiği kentlerden biri de İstanbul! Biraz ayrıntılı bakıldığında Esenyurt, Bağcılar gibi işçi ve emekçilerin yoğun olarak yaşadığı ilçelerin vaka ve ölüm oran ve sayılarında öne çıktığını görüyoruz. Bir kez daha sınıfsal eşitsizlik karşımıza çıkıyor.

Evet, salgın karşısında bağışıklığımızı güçlü tutalım ama nasıl? Dendiğine göre vitamin almalı, iyi beslenmeli. Şanslıysanız kısa çalışma ödeneğiyle alacağınız günlük 58 lira ve maaşınıza göre biraz üstüyle; az şanslı iseniz ücretsiz izne çıkarılarak alacağınız günlük 39 lirayla bu iyi beslenme ve vitaminlenme işini yapmanız gerekiyor!?

Zaten işsiz olan 5 milyondan biri misiniz? Ya da salgın öncesi iyi kötü bir işiniz vardı ama şimdi işsiz kaldınız ve ödenek de alamıyor musunuz? Bu durumda ne yapacaksınız? Benzer durumdaki milyonlarca emekçinin sorduğu soru bu!

O yüzden işten çıkarmalar ve ücretsiz izin yasaklanmalıdır! Hiçbir çalışan ücret kaybına uğramamalıdır! Geliri olmayan her bir haneye insanca yaşayacak destek verilmelidir! Başta sağlık olmak üzere tüm temel hizmetler ücretsiz, kaliteli ve ulaşılabilir olmalıdır.

Kuşkusuz bütün bunlar yüzlerce yıllık sınıfsal eşitsizlikleri bir anda ortadan kaldırmayacak. Sınıfsal eşitsizliklerle ömür tüketerek hayatı boyunca yeterli ve sağlıklı beslenememiş işçinin emekçinin bağışıklık sistemini bir anda güçlendirmeyecek, hasta akciğerlerini iyileştirmeyecek. Ama nesiller boyudur sürüp giden bu kırım sürüp gitmesin diye dur demek ve bir yerden de başlamak gerekiyor.

Unutmayalım! Bursa’da “fakirler koronadan ölsün” diye bağırarak denize girip sözüm ona eğlenen, üstüne bunu kaydedip sosyal medyadan paylaşan soytarılarla, işçiyi-emekçiyi salgına rağmen çalışmaya zorlayan, üç kuruşa muhtaç hayatlar yaşatan sermaye zorbalığı ve umursamazlığı arasında özünde hiçbir fark bulunmuyor.

Fakirler ve dahası hiçbir insan koronadan ölmesin diye düzeltilecek koca bir dünya var önümüzde…

Fotoğraf: Onur Altındağ / Zonguldak – İHA

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.