Hayat Eve Sığar ne kadar güvenilir?

Koronavirüs salgınıyla beraber hayatlarımız dramatik bir şekilde değişiyor. Gündelik hayatta neredeyse evde bile maske takar olduk ve sosyal mesafeye dikkat etmek için çeşitli yöntemler uyguluyoruz, deniyoruz. Fakat bunlar yeterli olmayacak ki, iktidarlar takip etmek veya denetlemek için yasalar çıkarıyor veya yeni teknolojik araçlar geliştiriliyor, uygulanıyor.

Çin’in “kontrol” araçları

Çin iktidarı, sebebi olduğu koronavirüs ile mücadele için başta yaygın karantina önlemleri alsa da vaka sayısının düşmesiyle beraber mart ayında, koronavirüsün takibi için Alibaba’nın da dahil olduğu bir platforma uygulama geliştirtti. Bu uygulamanın amacı başta insanların koronavirüs pozitif olup olmadığını belirlemek ve bölgeler arası güvenli seyahati sağlamak olsa da sonradan kullanıcıya ait verilerin zoraki bir şekilde toplanması, asıl amacını sorgulatır hale geldi. Mayıs ayından itibaren ise herkesin kullanması zorunlu olan bu uygulama, insanları yediğine, içtiğine hatta ne kadar uyuduğuna göre puanlayarak, devletin insanlar üzerinde denetim aracı haline gelmiş durumda. Bu “iyi vatandaş tespiti” sisteminde mesela puanınız belli bir seviyenin altındaysa -ki bu puanlama tamamen Çin iktidarının çıkarlarına kalmış durumda- işe giremiyorsunuz, hatta seyahat izniniz elinizden alınıyor. Şimdiye kadar Çin hükümetinin vatandaşlarına uyguladığı çeşitli baskı ve takip yöntemlerini bildiğimizden (milyonlarca kamera ile insanların takibi ve çeşitli davranış puanlama-analiz sistemleri) kendi iktidarını korumak adına ne kadar ileriye gidebildiklerini görebiliyoruz ve bu da oldukça korkutucu.

Türkiye’de neler planlanıyor?

“Normalleşme”nin başladığı bugünlerde, 1-2 aydır denenmekte olan “HES” yani Hayat Eve Sığar uygulaması ilk etapta uçak veya otobüs ile şehirlerarası seyahat edecekler için zorunlu hale getirildi. Uygulama üzerinden alınacak bir kodla seyahat izninizi alabiliyorsunuz. Fakat bu uygulamanın da Çin’dekine benzer sakıncalı tarafları var.

HES uygulamasının tehditleri

  1. Uygulama bizden tüm verilerimizi almaya çalışıyor. Konum, rehber, Bluetooth teknolojisi üzerinden anlık alan taraması ve bilmediğimiz birçok veriyi daha izinle veya izinsiz bir şekilde alıyor ve bilmediğimiz metotlarla işliyor.
  2. Yarattığı kodun güvenilirliği nasıl sağlanıyor ve kimlerin bu koda ve koda ait sicil verimize erişebildiği bilinmiyor.

Bu belirttiğimiz iki nokta aslında çok kritik soruları da barındırıyor: Devlet salgınla mücadele için mi bu uygulamayı kullanacak, yoksa aynı Çin örneğinde olduğu gibi daha çok takip amacıyla mı bu uygulamayı zorunlu hale getiriyor? Ne yazık ki bu soruların cevabı şu an verilmiş değil, çünkü Sağlık Bakanlığı bununla ilgili yeterince aydınlatmada bulunmuyor. Ayrıca önümüzdeki günlerde HES uygulamasının kullanılması geniş kapsamlı bir şekilde zorunlu hale getirilebilir, bu da daha büyük problemlere neden olacaktır.

Ne yapmamız lazım?

Distopya olarak gördüğümüz Cesur Yeni Dünya veya 1984 kitaplarının çok uzak olmadığını şüpheli bir şekilde daha çok hisseder olduk. İkisi de farklı bir şekilde devlet ve iktidarların insanları kontrol etmesini konu alırken, buradaki yalnızlaştırılan birey tek başına mücadeleye bırakılıyordu. Yaşadığımız bugünlerde bunu fazlasıyla hissediyoruz ve baskıcı iktidarlar da bunu fazlasıyla kullanıyor, hatta bu yeni uygulamalar üzerinden bizi daha da baskı altına almak istiyor. Burada teknik olarak neler yapılması gerektiğini onlarca farklı şekilde anlatabiliriz fakat asıl mesele geri adım atmak veya olayların çevresinden dolaşarak bir çözüm bulmak değil. Var olan araçlarımız fazlasıyla yeterli, onları kullanmak zor değil; sadece beraber hareket edersek kazanacağımız hatırlamamız lazım.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.