Tarihte bu ay: Ekim Devrimi’nin Türkiyeli şairi Nazım Hikmet hayatını kaybetti

Türkiye solunun kendi içinde yaşadığı teorik-politik ayrışmalar, yansımasını doğrudan doğruya Nazım Hikmet gibi bir figürün sahiplenilme tarzında bulmuştur. Kimisi Nazım’ın Mustafa Kemal’in biraz solundaki sadık bir takipçisi olduğunu, onun davasının Kemalizm’in sözde bağımsızlık istemleriyle iç içe geçtiğini, dolayısıyla onun saf bir ulusalcı olduğunu ileri sürer. Kimisi Nazım’ın, 1920’lerin ikinci yarısında Kremlin’deki Stalinist bürokrasinin uluslararası komünist harekete kabul ettirdiği sınıf işbirlikçi, resmî bürokratik hattın şaşmaz bir takipçisi olduğunu iddia eder. Kimisi Nazım’ı siyasal perspektiflerinden koparır ve onu salt estetik bir açıdan, yalnızca şairliğiyle değerlendirir.

Nazım’ın başına gelen, bütün büyük figürlerin başına gelendir: ölümünün ardından mirasının çarpıtılması. Nasıl ki bir dönem, Vietnam’da yoksul köylüleri öldürmeyi reddettiği için Muhammed Ali’yi hapis, yoksulluk, boks lisansının elinden alınması gibi yaptırımlarla sınamış olan ABD egemenleri, Ali’nin ölümünün ardından timsah gözyaşları dökmüş ise; Nazım da hayatı boyunca Türkiye devletinden yalnızca hapis, işkence, takip ve sürgün görmüş ama öldükten sonra İslamcı-muhafazakâr milletvekillerinin bile “vatan evladı” olarak andığı bir şair olmuştur. 

Bu bağlamda Nazım’ın mirasının ne olduğunu belirlemek önemlidir. Öncelikle o işçi sınıfına ve sosyalizme inançlı bir şair olarak ölmüştür; yani Kemalizm’in burjuva projeleriyle anılması haksızlık olur. İkincisi o, Stalinist bürokratizme ağır eleştiriler getirmiştir. Öyle eleştiriler ki TKP’nin önderi Şefik Hüsnü, Komintern’den Nazım’ın suikasta uğratılmasını talep edecektir! Üniversiteyi SSCB’de okuyan Nazım, gençliğinde bir Troçki hayranıydı ancak Türkiye’deki bir devrimci Marksist partinin eksikliği, onun Troçkizm’le asla buluşamamasına neden oldu. Stalin’in ölümünün ardından onu radikal bir biçimde eleştiren bir şiir kaleme aldı. Ancak Nazım’ın anti-Stalinist eleştirisinin pik yaptığı eseri İvan İvanoviç Var Mıydı, Yok Muydu? isimli tiyatro oyunudur. Dönemin Stalinist SSCB Kültür Bakanı Ekaterina Fruntseva, bu oyunun oynanmasını yasaklar.

Nazım’ı bir şair olarak yaratmış olan uluslararası atmosfer, 1917’de Rusya işçi sınıfının iktidara el koymasıyla şekillenmişti. Nazım, Ekim Devrimi’nin idealleriyle yetişmiş olan bir kuşağın çocuğuydu. Ölene kadar bu ideallerine bağlı kaldı.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.