Suriye: Krizi yaratanlar, faturasını ödeyenler…

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim: Suriye’nin içerisinde bulunduğu sosyal ve ekonomik krizin ana sorumlusu diktatör Esad rejimidir. Esad rejimi ile müttefiklerinin (Rusya ve İran), Türkiye gibi diğer bölge ülkelerinin, radikal İslamcıların ve emperyalizmin farkı çıkarlarla ama aynı temel hedef doğrultusunda yürüttükleri karşıdevrimci savaş, bugün ülkenin yaşamakta olduğu ekonomik çöküşün koşullarını yaratmıştır. Bu güçlerin temel hedefini de tekrardan hatırlayalım: 2011 yılında Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasını saran devrimci kitle seferberliklerinin Suriye ayağını, diktatör Esad rejimine karşı ekonomik ve demokratik taleplerle gelişen kitle eylemlerini yolundan çıkartmak ve ezmek.

2011 yılından bugüne değin sürmekte olan karşıdevrimci savaşın yaratmış olduğu ekonomik enkaz ise oldukça derin. Öncelikle, Suriye ekonomisinin gelirleri 2011 yılından bu yana trajik bir düşüş yaşamış durumda. Ülkenin temel gelir kaynakları olan petrol sanayisinin ve turizmin çöküşü bu düşüşte en belirgin unsurlardan biri olurken, 2005 – 2011 yılları arasında toplamı 8 milyar dolara yaklaşan doğrudan yabancı yatırımların da son dokuz yılda kesilmiş olması tabloyu derinleştiren bir diğer faktör.  Yine bu sürecin bir sonucu olarak imalat ve tarım sektörlerinin keskin yıkımı ise Suriye halkı için krizin boyutlarını ağırlaştırmış durumda.

Suriye’nin içerisinden geçmekte olduğu ekonomik krizin bir diğer etkeni ise 2019 yılının Ekim ayından bu yana Lübnan ekonomisinin yaşamakta olduğu derin kriz. Esad rejimi ve onun dayanağını oluşturan Suriyeli kapitalistler sermayelerinin önemli bir miktarını 2011 yılından itibaren Lübnan bankalarına kaçırmışlardı. Lübnan’da ekonomik krize karşı gelişen kitle seferberlikleri sürecinde bankaların döviz çıkışına kısıtlamalar getirmesi ise Suriye ekonomisini doğrudan etkileyerek, Suriye Lirası’nın dolar karşısında hızlı bir değer kaybı yaşamasının yolunu açtı.

Bu ekonomik çöküş tablosuna son olarak eklenen ise ABD’nin 17 Haziran tarihinde yürürlüğe soktuğu “Sezar yasası” oldu. Esad yönetimi ve ona bağlı kişi ve kuruluşlarla ticari işlem yapan yabancı kişi ve kurumlara yaptırım uygulanmasını öngören yasanın belirsiz birçok detayı olmasına rağmen Suriye ekonomisinin içerisinde bulunduğu durumda krizi daha da derinleştireceğini söyleyebiliriz. Ancak kesinlikle krizi başlatan faktör olmadığını da. Halihazırda diktatör Esad rejiminin en büyük destekçileri olan Rusya ve İran’ın da hem petrol fiyatlarındaki düşüş hem de Covid-19 salgının yarattığı ekonomik durgunlukta kendi ekonomilerinin de bir krizin içerisinden geçiyor oluşu, Suriye hükümetini kaynak bulmak konusunda önümüzdeki süreçte zorlayacak.

Ancak şunu belirtmemiz gerekir: Esad rejimi ve onun dayanağı olan kapitalistler zaten 2011 yılından bu yana yasal ticari yollarla değil de karaborsa ve kaçakçılık üzerinden hem servetlerini muhafaza edip hem de ülke ekonomisindeki kontrollerini sürdürebilmiş durumdalar. Ve “Sezar yasası” uygulamalarının bir sonucu olarak da ülke içerisindeki neoliberal politikalar, özelleştirmeler, yolsuzluklar ve kaçakçılık vasıtasıyla ekonomik egemenliklerini Suriye halkı aleyhine perçinleyebilecekler.

Bu nedenlerle ABD’nin başvurduğu ekonomik yaptırımları daha ziyade politik amaçları üzerinden değerlendirmek gerekiyor ki bu da Suriye’deki “geçiş sürecinde” pazarlık masasında diğer aktörlere karşı elini güçlendirme girişimleriyle şekillenmekte.

Son olarak, başta Esad rejimi ve yukarıda saydığımız tüm diğer aktörler eliyle yaratılan ekonomik enkazın faturası ise Suriyeli halklara ödetilmeye çalışılıyor. Mayıs ayının sonundan bu yana, Süveyde, Dara ve güneydoğu Şam’da yer alan Ceramana gibi bölgelerde, ekonomik krizin sonuçlarına, kötü yaşam koşullarına karşı Esad yönetimine karşı sürmekte olan eylemler bu düzleme oturmakta.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.