IMF’siz IMF günleri başlıyor

642

Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan istifası ile dolar neredeyse 1 TL düştü. Bu istifanın hemen öncesinde Merkez Bankası (MB) başkanının istifası, ardından piyasaların duymak isteyeceği türden yeni reform sözü gibi hamleler dalgalı kur piyasasında kısa süreli de olsa bir “normalleşme” eğilimi beklentisi oluşturdu. Ekonominin bu duruma gelmesini MB başkanının ve bakanın bireysel çapsızlıklarına bağlamaya dönük yaratılan algı elbette iktidarın da işine gelmektedir. Sadece ekonomide değil hukukta da reform sözü ve “daha iyi günler” vaadi ne kadar gerçek? Fakat önce Türkiye’nin iktisadi ve toplumsal problemlerinin çözümü için gerekli adımların atılacağı “yeni bir döneme mi girdik?” sorusunu cevaplamak gerek.

Yıla 5,94 ile başlayan dolar, kasım ayı başında 8,51 gibi rekor bir düzeye yükseldi. Türk lirasının (TL) özellikle son dört ayda aşırı değersizleşmesi karşısında “rekabetçi kur” söylemi dillendirilmeye başlandı. Bu argümana göre, değersiz TL sayesinde ihracat, ithalatın karşısında güç kazanacak ve ucuz işgücü haline geleceğimizden dışarıdan gelecek yatırım oranları artacaktı. Bu düşüncenin Türkiye’de ve içinde bulunduğu bu koşullardan dolayı dünyada bir geçerliliğinin olmadığını daha önceki yazılarımızda nedenleriyle ifade etmiştik. Doların önü alınamayan yükselişi karşısında MB’nin hareket edebileceği alan son derece sınırlıydı. Çünkü milyarlarca liralık rezervler erimiş, Saray’ın basıncıyla faizler gereken zamanda artırılmamıştı. Geriye söylem ve kişi değişikliği dışında bir hamle kalmamıştı zaten. Böylece iktidar son derece kötüye giden piyasa karşısında “yeni dönem” vaadiyle hem iç hem de dış sermayedarlara karşı güven tazeleyerek ihtiyacı olan nefes alma payını kazanmış olacaktı.

Bir ay öncesine kadar “uçuyoruz”, “ekonomi pik yaptı”, “şahlanış dönemindeyiz” gibi cümleleri ağzından düşürmeyen iktidarın bir şeylerin yolunda gitmediğini itiraf etmesi bile piyasalar nezdinde hastanın hasta olduğunu kabul etmesi ve tedavi sürecine başlayabileceği algısı yarattı. Bu da balon gibi şişmiş olan dövizin ve ülkenin kredi risk primlerinin (CDS) bir miktar düşüşüne, ayrıca belirli bir paranın borsa üzerinden ülkeye girişine sebep oldu. “Şahlanış döneminden” acı reçete dönemine bir ayda dönen iktidarın bu zorunlu politika değişikliği ve reform söylemleri vb. kimseyi yanıltmasın. Acı reçete, en yetkili makamın ağzından bir kez söylendiğinde bu emekçiler için daha fazla yoksulluk, hayat pahalılığı ve işsizlik anlamına gelir.

Yazarın diğer yazıları

Acı reçete kime yazılacak?

İktidar tarafından kötüye gidişin itirafı niteliği taşıyan bu hamlelerin, “acı reçeteyle” taçlandırılması, içinde bulunduğumuz koşullar sebebiyle çok daha ciddi toplumsal sonuçlar doğurabilir. Türkiye daha önce de birçok kez acı reçete uyguladı. Fakat hiçbiri pandemi ile ekonomik aktivitelerin bu kadar kısıtlandığı, işsizliğin tarihsel olarak en yüksek seviyede olduğu, hayat pahalılığının günbegün arttığı bir dönemde uygulanmamıştı. “Zaten acı bir dönemde değil miydik?” diye haklı olarak sorulabilir, fakat iktidar dünyada halihazırda devam eden para bolluğundan yararlanmak için farklı bir adım atması gerektiğinin, aksi takdirde yolun sonuna gelindiğinin farkına vardı. “Gerekirse acı reçeteyi içeriz” ardından gelen “yönümüz Avrupa’nın yönüdür” gibi cümlelerin ana adresi Dünya Bankası, IMF başta olmak üzere emperyalist ülkelerin sermayedarlarına yönelikti.

Faizlerin artışı ve daha da artacak olması, hazırlanan yeni yıl bütçesi vb. verileri; kredi ile tüketerek “büyüme” dönemi yerine işçi sınıfını ve emekçileri daha da zorlayacak bir küçülme döneminin habercisi. Bu dönemde, kamu yatırımlarının kısılması, son kalan kamu iştiraklerinin özelleştirilmesi, doğanın sermayenin talanına daha fazla ve fütursuzca açılması gibi hamlelerin “reform” ve “demokratikleşme” adımları ile süslenerek paket halinde sunulacağını görmek zor değil.

Dolayısıyla mücadele edilmediği takdire işçi ve emekçileri bekleyen ekonomik ve toplumsal enkaz daha da ağırlaşıyor. Son yaşananlar bir kez daha teyit etti ki, toplum ve emekçiler lehine radikal önlemler alınmadan gidişatı tersine çevirmenin imkânı yok.

Yorumlar kapalıdır.