İUB-DE’den kapitalist hükümetlerin kemer sıkma önlemlerine karşı duran bir feminist hareket çağrısı

304

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (İUB-DE) Kadınları 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü kapsamında bir bildiri yayımladı. 17 Ekim’de 15 ülkeden kadınların katılımıyla gerçekleşen “Pandemi ve Ekonomik Kriz: Kadın Mücadelesinin Rolü” başlıklı çevrimiçi toplantının bir değerlendirmesi niteliği de taşıyan bildiri, pandemiyle ekonomik krizin iç içe geçtiği bu dönemde kadına yönelik erkek şiddetinin ve ekonomik saldırıların arttığını vurgulayarak erkek egemen kapitalizme karşı mücadeleyi büyütme çağrısı yapıyor. Bildirinin tamamı şu şekilde:

Krizin faturasını işçi sınıfı ödemesin diye kapitalist hükümetlerin kemer sıkma önlemlerine karşı duran bir feminist hareket inşa edelim!

Kapitalist-emperyalist sistemin tarihteki en önemli krizinin içinden geçiyoruz. Covid-19’un sebep olduğu pandemi ile ekonomik krizin birleşmesi; yoksulluk ile iş güvencesizliğinin daha fazla kadınlaşması, ev içi bakım ve yeniden üretimde kadınların omuzlarındaki yükün dikkate değer artışı, cinsiyet temelli şiddet ile işyerlerinde cinsel taciz ve mobbingin yükselişi gibi cinsiyet eşitsizliklerini derinleştirdi. Kadınların mücadele yoluyla kazandıkları haklara dönük saldırılarla beraber bunlar, kadınların üreme sağlığı ve cinsellik haklarına ulaşmalarındaki engelleri katmerlendirdi. Bunlar emperyalizm ile bütün dünya hükümetlerinin, kapitalist krizin yükünü bütün bir işçi sınıfının sırtına yüklemek için uygulamaya koyduğu politikalardır. Bu yük işçi kadınların, halk kesimlerinin, siyah kadınların, yerli kadınların, mültecilerin, genç kadınların ve farklı cinsel yönelimlere sahip insanların sırtında daha da ağırlaşıyor. Dolayısıyla bu saldırılara karşı durmak adına feminist mücadeleye girişmek ve hükümetlerden bağımsız olarak örgütlenmek bizim için can alıcı önemdedir.

Covid-19’la birlikte kesinlik kazanan bir şey varsa o da şudur ki, işgücü piyasasındaki biz kadınlar, bu sağlık krizinin içinde en stratejik işlere sahibiz: Biz sağlık sistemindeki hemşirelik konumlarının çoğunluğuna sahibiz; bakım evlerinde ve bakım işçileri arasında çoğunluk yine bizde; ulaşımdaki, hastanelerdeki ve işyerlerindeki temel temizlik görevi üzerimizde. Biz aynı zamanda, bugün uzaktan eğitime geçmiş olan eğitim sektöründe de çoğunluğuz. Biz dünyanın her tarafındaki eczaneler ile süpermarketlerin kasiyer işçilerinin arasındayız ve kadrosuz çalıştırılan kesimler arasında da çoğunluğu biz oluşturuyoruz. İşgücünün cinsiyet temelli bölünümü dolayısıyla ev içi ve yeniden üretimle ilgili görevlerin genelini biz yerine getiriyoruz. Ve ekonomik kriz karşısında, en yoksul hanelerin başlıca geçim kaynağının biz olmamıza ek olarak, en güvencesiz işlere sahip olanlar ve işten ilk çıkarılanlar arasında da yine biz çoğunluğuz. Bu sebeple kemer sıkma politikalarının bedelinin bizim omuzlarımıza yıkılma çabalarına karşı sokaklara çıkmakla yükümlüyüz. Zira söz konusu olan krizin faturasının kimin tarafından ödeneceğidir.

Hem sahte sol hem de geri hükümetler, işten çıkarmalar ve ücret kesintilerinin yanı sıra, aynı zamanda işgücü ve emeklilik yasaları ve yarısömürge ülkelerin doğal kaynaklarının daha geniş çaplı bir şekilde yağmalanması aracılığıyla sömürü oranlarını yükseltmeye çalışıyorlar. Bir yandan onlar dış borcu milyonlarca insan arasında bölüştürürken ve çokuluslu şirketlere sübvansiyonlar sağlarken, diğer yandan da sağlık sistemleri çöküyor ve böylece sağlık çalışanlarını gerekli kolektif ve bireysel korunmadan yoksun bırakıyor ve yetersiz kaynaklar eşliğinde çalışmaya zorluyor.

Uluslararası çapta büyüyen sefalet ve yoksulluk ile karşı karşıya gelen dünyanın biz işçi kadınları, bir işçi ve halk ekonomisinin planlanması için örgütlenme görevine sahibiz. Ancak böylesine bir planlamayla kaynaklar sağlık krizinin çözüme kavuşması ve en yoksun kesimlerin ihtiyaçları doğrultusunda kullanılması için kullanılabilir. Bunu yaparken, ABD’de ırkçılığa karşı ayaklanan siyah ve Latin kadınların veya Lübnan’da halkın kıtlığa sürüklenmesi pahasına IMF ile anlaşmalara varmaya çalışan hükümete karşı mücadele eden Lübnanlı kadınların örneğini takip etmeliyiz.

Tarihsel kapitalist krizler gösteriyor ki, çokuluslu şirketler ve kapitalist hükümetler daha yüksek kârlara ulaşabilmek için cinsiyet eşitsizliğinden faydalanıyorlar. Ve bir kere daha, mevcut krizin karşısında, bizlerin sağlığı ve hayatı pahasına ekonomiyi kurtarmayı tercih etmiş durumdalar. Sosyalist feministler olarak sistem içi reformların gerçekten özgürleşmemiz için yeterli olmadığına inanıyoruz. Bununla birlikte her bir reform uğruna mücadele ediyoruz. Daha insancıl veya daha çevreci bir kapitalizm ihtimali söz konusu değildir. Cinsiyetlerarası tam eşitliğin kurulabileceği bir kapitalizm mümkün değildir. Zira tam da bu kapitalizmin kârları bizlerin aşırı sömürüsü üzerine kurulmuştur. Bu nedenle mücadele etmeliyiz ki, kapitalizm ile patriyarka birlikte düşsünler.

İş güvencesi ve ücret artışı için mücadele eden işçilere sesleniyoruz; Covid-19’la savaşta en ön cephede olan hemşirelere, doktorlara, temizlik işçilerine ve sağlık çalışanlarına sesleniyoruz; iş arayan işsizlere, ırkçılığa karşı mücadele eden siyah kadınlara, gasp edilmiş topraklarında çokuluslu şirketlerin doğal kaynaklarının tahrip etmesiyle yüz yüze gelen yerli kadınlara sesleniyoruz; sizlere sesleniyoruz ki beraber örgütlenebilelim, beraber örgütlenelim ki biz işçi kadınlar krizin bedelini ödemeyelim.

Bütün kadınları, bir arada olmamızı sağlayacak ve feminist hareketi güçlendirecek kampanyalar etrafında birlik olmaya çağırıyoruz: 25 Kasım’ı kadınlara dönük bütün şiddet biçimlerine karşı bir uluslararası mücadele günü yapalım. 25 Kasım’ı tarihsel kılalım. Pandeminin ortasında sokaklara dökülen, “Bir kadın daha öldürülmeyecek, bir kadın daha politik tutsak olmayacak, bir kadın daha eksilmeyecek!” demek için sesini yükselten biz kadınlarız. Sağlık işçilerine, pandemiyle etkili bir biçimde savaşmalarını sağlayacak olan düzgün çalışma koşulları mücadelesi için bütün desteğimizi sağlayalım. Sokaklarda bütün hükümetlerden kürtajı yasallaştırmalarını talep etmeyi sürdürelim, kendi karar hakkımız için mücadeleyi sürdürelim. Ve ırkçılığa karşı, hareketimizi kriminalize etmeye ve baskı altına almaya çalışan bütün girişimlere karşı mücadelelerimizi birleştirelim. Haklarımızın mutlak olarak savunulmasına hasredilmiş olan seferberliğimizi durduramayacaklar! Buna izin vermeyeceğiz! Bizi susturamayacaklar!

İşçilerin Uluslarası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’den (İUB-DE) kadınlar olarak, kapitalizmin bu tarihsel krizi karşısında herkesi sokaklarda mücadelenin birliğini göstermeye davet ediyoruz. Feminist hareketi yükseltme ve antipatriyarkal bir kadın hareketi inşa etme perspektifiyle, din kurumları ile devletin birbirlerinden ayrılması ve ırkçılık karşıtı antikapitalist bir dünya için, kadınların baskılanmasına karşı verilen mücadeleleri ve dünyanın bütün baskı gören ve sömürülen kesimlerinin mücadelelerini birleştiren bir sosyalist feminizmi destekleyelim. Bunu, kapitalizmi sonlandırmak ve toplumsal olarak eşit, insanî olarak farklı ve mutlak olarak özgür olacağımız bir dünyayı yaratmak için yapalım.

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (İUB-DE) Kadınları

Yorumlar kapalıdır.