1 Mayıs: İşçi sınıfının uluslararası mücadele günü

245

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in (UİB-DE) 1 Mayıs bildirisi

1 Mayıs 1886, dünya işçi hareketi tarihinde, dünya işçilerinin kapitalist-emperyalist sistemin sömürüsüne karşı mücadelelerinin sembolik bir tarihi olarak durmaktadır. O gün Chicago şehrinde 200 binden fazla işçi, 8 saatlik işgünü talep eden bir greve katıldılar. 19. yüzyılın sonlarında işçilerin yoğunlukta olduğu Amerikan şehirlerinden biri olan bu şehirde o gün binlerce kişi seferber oldu. Haymarket Meydanı katliamı ve ardından grevin öncülerinin tutuklanarak ölüme mahkûm edilmeleri, Chicago şehitlerinin onuru anısına 1889’dan itibaren 1 Mayıs İşçi Bayramı ilan edildi. Bu kahramanca grevden 135 yıl sonra, dünya işçileri, dünya çapında milyonlarca kadın ve erkeği sömüren ve ezen kapitalist-emperyalist sisteme karşı mücadele etmeye devam ediyor.

O günden bu yana geçen yıllar boyunca, işçiler tüm ülkelerde ve kıtalarda sayısız mücadele verdiler. Grevler, isyanlar, bazıları muzaffer ve diğerleri mağlup devrimler… Ancak işçi sınıfı sömürüye karşı ayaklanmayı hiçbir zaman bırakmadı. Burjuvazinin, onun partilerinin ve hükümetlerinin tasarımlarına karşı işçi sınıfı, hakları ve talepleri için sert ve muazzam mücadeleler vermeden asla boyun eğmedi.

Artık mesele sadece çalışma saatlerini azaltma mücadelesi değil. Kapitalist sistemin ve büyük çokuluslu şirketlerin yağmacı aç gözlülüğünün yol açtığı artan sefalet, aşırı kalabalıklaşma ve çevresel yıkımdan kaynaklanan Covid-19 salgınından tüm dünyanın etkilendiği bir zamanda işçi sınıfı için de yeni zorluklar ortaya çıkıyor.

Dünya çapında milyonlarca insanın enfekte olmasına ve ölümüne yol açan Covid-19, kapitalizmin insanlık dışı ve adaletsiz yüzünü dramatik bir şekilde ortaya çıkardı. Salgın, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa gibi en gelişmiş emperyalist güçler de dahil olmak üzere tüm ülkelerde, toplumsal sağlık sistemlerinin parçalanmış olması nedeniyle bu kadar ilerlemiştir. Yıllardır sağlık sistemine yönelik azaltılan kaynaklar, sağlık personellerinin işten çıkarılması ve sağlık bütçesine dönük kemer sıkma politikaları, toplumsal sağlık sistemlerinin çöküşüne neden olarak, özellikle sağlık çalışanları ve çeşitli ülkelerin en yoksul kesimleri arasında koronavirüsün ilerlemesinin önünü açtı.

Bu arada hükümetler ve şirketler, Covid-19’a karşı en ufak bir koruma önlemi olmaksızın üretime devam etmeleri için işçileri işe göndermeye devam ettiler. Zorunlu sektörlerde olmayan işçilerin çalışmaya zorlanması pandeminin iyice yayılmasına yol açtı.

Daha az gelişmiş ülkelerde ise milyonlarca kayıt dışı işçi, koronavirüse yakalanma veya açlıktan ölme arasında sıkışıp kalmış durumdalar. Uzaktan çalışma ile sömürü oranları giderek arttı. Tüm bunlar olurken çeşitli iş dünyası dergileri ise en zenginlerin pandeminin ortasında dahi servetlerini artırdıklarını ve mevcut milyarderlere yeni milyarderler eklendiğini yazdılar.

Bütün bunlar, kapitalist-emperyalist sistemin, insanlığın temel ihtiyaçlarını karşılamak için değil, yalnızca çokuluslu şirketlerin kârları ve kazançları için var olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, dünyanın dört bir yanındaki işçilerin bu utanç kaynağı ve saçma sistemle savaşmaktan, işçi demokrasisi ve işçi ve halk hükümetleri temelinde bir sosyalizm için mücadele etmekten başka bir yolu yoktur.

1886’da Chicago işçilerinin verdiği mücadele, bugün Kolombiya’daki kitlesel iş bırakma eylemleriyle, Şili’deki liman işçilerinin ve Brezilya’daki metal işçilerinin greviyle, Hindistan’da gerçekleşen devasa genel grevlerle, Arjantin’deki sağlık işçilerinin ya da İtalya’da milyarder Jeff Bezos’un Amazon’unda yaşanan grevlerle; Siyonist İsrail Devleti’nin işgaline karşı bugün Kudüs’te yeniden yükselen Filistin halkının kahramanca mücadelesiyle, ABD’de George Floyd’un katilini hapse attıran ırkçılık karşıtı büyük isyanla; Myanmar halkının askeri diktatörlüğe karşı güçlü seferberliğiyle ve genel greviyle devam ediyor.

2019’dan bu yana ve hatta 2020 yılında bir salgının ortasında bile, dünyada devrimci bir mücadele dalgası (Şili, Lübnan, Hong Kong, Ekvador, George Floyd’un katli karşısında ABD’de yaşanan isyan, Avrupa’da Nissan ve Renault’da yapılan işten çıkarmalara karşı grevler) yaşanıyor; bu, Chicago işçilerinin mücadele ruhunun dünyanın dört bir yanındaki yeni nesil işçi kuşaklarında hala canlı olduğunu gösteriyor.

İşçiler, büyük bir çoğunluğu açlık ücretlerine, sefalet koşullarına ve artan sömürüye mahkûm ederken onların emeği ve çabaları üzerinden bir avuç insanı zenginleştiren bu eşitsiz sisteme karşı mücadele etmeye devam ediyor. Bu mücadelelerde en büyük engel, emekçiler adına hareket ettiklerini iddia ederek mücadelelere ihanet eden ve boykot eden siyasal ve sendikal önderliklerdir. Bu 1 Mayıs’ta da mücadeleleri sonuna kadar götürecek yeni antibürokratik sendikal önderlikler için verilen mücadeleler sürüyor.

Bugün, güvencesiz ve esnek çalışmaya, işsizliğe, eşitsizliğe, artan sefalete ve gezegendeki yaşamın yok edilmesine karşı mücadele bir zorunluluk haline gelmiştir.

Bu bağlamda, İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (İUB-DE) olarak herkesi iki salgına, yani koronavirüs sağlık krizine ve açlık ve sosyal krize karşı mücadeleyi sürdürmeye çağırıyoruz. Merkezi ve ücretsiz toplumsal sağlık sistemleri istiyoruz! Covid-19 aşı patentlerine hayır! Herkes için aşı! İşçilerin ve halkın acil mücadele planı oluşturulsun! Kapitalistlere yüksek vergiler ve dış borçların ödenmesine son! Çokuluslu şirketler kamulaştırılsın! Antibürokratik ve militan yeni sendikal önderlikler, tüm ülkelerde devrimci partiler ve devrimci bir Enternasyonal mücadelesinde devrimcilerin birliği!

Yaşasın enternasyonal ve sosyalist 1 Mayıs!

Yaşasın dünya işçi sınıfı!

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UİB-DE)

29 Nisan 2021

Yorumlar kapalıdır.