Kolombiya: Duque’den ve “diyalogdan” kopuş için!

227

Kolombiya, 2019 yılının sonunda Ekvador ve Şili devrimci ayaklanmalarını takiben, grev ve seferberliklere sahne olmuştu. Ekonomik krizin faturasının kendi üzerlerine yıkılmasına ve sağcı Iván Duque hükümetinin baskıcı politikalarına karşı seferber olan kitlelerin mücadelesi Covid-19 pandemisinin etkisiyle kesintiye uğramıştı. Ancak 2019 yılında dünyanın birçok ülkesinde yaşanmakta olan seferberlikler dalgasında olduğu gibi Kolombiyalı kitleler de nihai bir yenilgi almamıştı.

Hemen her ülkede olduğu gibi Kolombiya’da da pandeminin etkisi, emekçi yığınların yaşam koşullarının daha da kötüleşmesine, alım güçlerinin erimesine neden oldu. Kapitalist hükümetlerin yaptığı gibi Duque hükümeti de bu süreçte kaynakları kamu yararına kullanmak yerine temsil ettiği sınıfın çıkarları uğruna emekçi halka dönük saldırı politikalarını artırdı. 50 milyon nüfuslu ülkenin 20 milyonu bugün aşırı yoksulluk sınırında yaşamaya zorlanıyor.

Böylesi bir atmosferde Duque hükümetinin açıkladığı ekonomik kesinti planı ve vergi reformu ise Kolombiyalı kitlelerin yeni ve daha radikal bir isyanını tetikledi. 28 Nisan’da üç sendikal merkez (CUT, CTC ve CGT) ve Fecode’den (Öğretmenler Federasyonu) oluşan Ulusal Grev Yönetimi’nin (UGY) ulusal grev ilanı birçok kesimden destek bularak kitlesel bir ayaklanmaya dönüştü.

Duque hükümeti ayaklanmayı zor yoluyla bastırmaya çalışsa da seferberlikler karşısında geri adım atarak reform paketini geri çekmek zorunda kaldı. Ancak yalnızca paketin geri çekilmesini değil, insan onuruna yaraşır bir yaşam ve baskıcı hükümet karşısında demokratik özgürlük talep eden kitleler, iktidarın bu geri adımına karşı sokakları terk etmeyerek mücadelelerini sürdürme kararlılığı gösteriyor.

“Defol Duque” sloganı, ekonomik taleplerle başlayan, bir aya yakındır sürmekte olan ayaklanmaya rejim karşıtı bir karakter kazandırırken, Kolombiya’daki halk seferberliği kritik bir momentten geçiyor.

Sağcı Duque hükümetinin prestijini yitirmesini kendi lehlerine kullanmaya çalışan ve kitle seferberliklerini düzenin sınırlarında tutmaya gayret eden liberal ve merkez sol partiler UGY’nin, Duque’nin yaptığı “diyalog” çağrısının peşinden gitmesini destekliyor. UGY ise seferberlikler sürecinde inşa edilen Halk Meclisleri’nin ve mücadele halindeki kitlelerin iradesini hiçe sayarak, bürokratik bir yöntemle hükümet ile masaya oturmayı kabul etti.

UGY ile Duque arasında yapılan görüşmelerde elle tutulur bir “sonuç” açığa çıkmasa da, UGY’nin izlemekte olduğu çizginin emekçi halkın talep ve mücadelesinin önünde bir pranga etkisi yarattığını kitlelerin deneyimlemesi sonucunu doğurdu.

Tabandan yükselen bu basıncın farkında olan UGY ise “biraz diyalog”, “biraz mücadele” çizgisini öne çıkararak, seferberliklerin birinci ayına dönük olarak 24-29 Mayıs haftası ve özellikle 28 Mayıs günü için eylem çağrısında bulundu.

UGY’nin kitlesel eylem çağrıları önemli olmakla birlikte, ülkedeki güçler dengesinde asıl belirleyici olan, seferberliklerin UGY önderliğini ne oranda aşabileceği olacak. Çünkü kitlelerin taleplerine erişmesini sağlayacak olan, bir günlük bir eylemden öte Halk Meclisleri tarafından da yükseltilen “Duque düşene kadar süresiz genel grev” şiarıyla mücadeleye süreklilik katabilmekten geçiyor. Ve bu mücadelenin içerisinde kapitalizmden ve Duque rejiminden kopuşu önüne koyan, bu doğrultuda Halk Meclisleri’nin yaygınlaşmasına öncülük edecek ve onları bir işçi-emekçi hükümeti inşası yönünde seferberliğe itecek devrimci bir önderliği açığa çıkarmaktan.

Yorumlar kapalıdır.