İşçiler ve iktidar

150

Gazete Nisan olarak biz her zaman işçi ve emekçi halkın bu sömürü ve baskı düzeninden kurtulabilmesinin yegâne yolunun, onun iktidar olmasından geçtiğini savunuruz. Bütün çabamız da bunun örgütlenmesi doğrultusunda.

Pek çok emekçi kardeşimizin buna “Çok iyi olur da, bu nasıl olacak?” diye sorduğunu da biliyorum. Onlar da cevabın her zaman aynı olduğunu biliyorlar: “Sınıf olarak komitelerde, meclislerde, sendikalarda örgütlenelim; öncü işçiler olarak da devrimci partimizde birleşelim.”

Tabii sorular ve yanıtlar kolay da, bunları gerçekleştirmek zor. Keşke bu hedeflere ulaşabilsek de iktidar olabilsek; keşke böylece sömürü ve talan düzenine son verebilsek, sınıf ve bireyler olarak özgür bir dünyayı kurabilsek.

Haydi diyelim iktidar olmak için henüz yeterince hazırlıklı ve güçlü değiliz; hiç olmazsa kapitalistler ve burjuva hükümetler karşısında, onlara baskı yapabilecek ve bazı taleplerimizi hayata geçirebilecek düzeyde olsak… Bu mümkün mü? Elbette mümkün ve bunun örneklerini geçmişte yaşadık. Tüm dünyada da bunun örnekleri var. Sizlere son bir örnekten söz etmek istiyorum: Arjantin.

Arjantin’de işçiler, emekçiler, gençler ve kadınlar arasında örgütlenmiş üç devrimci parti var. Bu partiler geçtiğimiz yıllarda bir araya gelmişler ve “İşçilerin Sol Cephesi” (FIT) adında bir birlik oluşturmuşlar. Kadın ve erkek emekçilere, onların taleplerini içeren bir program sunmuşlar ve hem merkezi parlamentoya milletvekilleri sokmuşlar, hem de yerel yönetim meclislerine temsilciler seçilmesini sağlamışlar. Bu arada “devrimci sendikacılık” anlayışıyla da bürokratik ve sarı sendikacılığı pek çok sendikada ve işyerinde tasfiye ederek işçi demokrasisini başarıyla uyguluyorlar. Geçen ay yapılan ön seçimlerde FIT bazı bölgelerde yüzde 20’leri aşan oy oranları yakalamayı başarmış durumda.

Bu örnekte dikkat çekmek istediğim husus, FIT’in bir “işçi-emekçi cephesi” olması. Yani bu birliğin içinde burjuva-patron partileri yok. Tamamen emekçi sınıfın, gençliğin ve kadınların sömürü ve baskı sistemine karşı taleplerini dile getiriyor. Bu taleplerin gerçekleşebilmesi için iktidarlara hayatın her yerinde (parlamentoda, yerel meclislerde, sokakta, işyerlerinde vb.) baskı yapıyor. Tabii bir yandan da, bu taleplerin gerçekten hayata geçirilebilmesi için, emekçilerin bizzat kendilerinin iktidar olması gerektiğini anlatıyor.

Böylesine bir örnek Türkiye’de gerçekleşemez mi? Elbette gerçekleşebilir. Eğer kendilerini emekçi örgütleri olarak tanımlayanlar, aralarına herhangi bir düzen partisini ve burjuva örgütünü katmadan ve tamamen işçi ve emekçilerin yararına bir program etrafında birleşerek mücadeleye atılabilseler, tüm ezilen ve sömürülen kesimlerin arasında destek bulabilirler ve de bulurlar da.

Patron partilerine ve burjuva iktidarlara emekçilerin talepleri doğrultusunda baskı yapmanın yolu, onlarla pazarlık yapmaktan ve onların trenine binmekten geçmez. İşçi sınıfının ve emekçi halkın, patron örgütlerinden tamamen ayrı olarak örgütlenmesi gerekir. Yani bizim de ihtiyaç duyduğumuz, bir “İşçi-Emekçi Cephesidir”. Tıpkı Arjantin’de olduğu gibi. Böylesi bir cephenin oluşturulabilmesi için nasıl bir talepler bütününe, yani kısa ve öz bir programa sahip olunması ve nasıl örgütlenilmesi gerektiğini bir sonraki yazımda işlemeye ve önermeye çalışacağım.

Yorumlar kapalıdır.