Güç oyunu bozar

179

Tek Adam rejimi ülkeyi felakete sürükleyebilecek bir oyun kurmanın hazırlığı içinde. Tıpkı 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra yapmış olduğu gibi. Seçimleri kazanamadığı için bir dizi büyük kentte katliamlara neden olan kaos ortamı yarattı ve halkı “Ben gidersem bunlar olur” diye korkutarak 1 Kasım’da seçimleri tekrarlattı, böylece tekrar mecliste çoğunluğu elde etti.

Şimdi de tüm anketlerde AKP’nin oylarında büyük bir düşüşün olduğu görülüyor. Cumhur İttifakı’nın (AKP+MHP), “normal” koşullarda yapılacak bir seçimde iktidar olamayacağı belli gibi. RTE hükümetinin çeteleşmiş oligarşik burjuvaziyi daha da zengin edebilmek için izlediği ekonomik politikaların yarattığı sistematik kriz ve bunun sonucunda emekçi halkların hızla derin bir yoksulluğa sürüklenmesi, iktidarın temellerini sarsıyor.

Bu durum karşısında rejim kurmayları bir ikilemle karşı karşıya kalmış haldeler: Ya halkın tercihine boyun eğecekler ya da 2015’te yaptıkları gibi halkı korkutan bir kaos ve baskı ortamı yaratıp bir “oldu bitti” seçime giderek işbaşında kalmaya tevessül edecekler. Muhalefet kesiminden pek çok kişi “Erdoğan’ın şapkasından çıkaracağı tavşan kalmadı” diyor, ama Cumhurbaşkanlığı sarayında sanki bir tavşan çiftliği kurulmuş gibi.

Başladılar bile. 26 Ekim günü TBMM, Türk Silahlı Kuvvetlerinin çeşitli ülkelerde bulunan birliklerinin görev süresini iki yıl boyunca uzatan, ayrıca yabancı askerlerin ülkede bulunmasına (hangi askerler olduğu belirtilmeden) izin veren tezkereyi onayladı. Belli ki hükümet Irak ve Suriye’nin kuzeyinde “PKK ve PYD/YPG’yi ezme” gerekçesiyle geniş bir askeri operasyon düzenleyecek. Bu politikayla da Kürt illerinde düzenlenebilecek kışkırtmalarla tekrar bir kaos ve baskı ortamı yaratmanın imkânı hazırlanacak. Tabii bu meyanda hem tüm halk kesimleri korkutulmak istenecek ve hem de milliyetçi bir söylemle kitleler “Başkomutan”ın etrafında birleştirilmeye çalışılacak. Böylece seçime kadar halka yoksulluğu ve bundan kimlerin sorumlu olduğu unutturulmuş olacak. Plan sanırız bu.

Rejimin bu planını destekleyecek “çerezleri” de bulunuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala hakkındaki kararının uygulanmasını isteyen (ki mevcut anayasaya göre Türk adliyesi buna mecbur) on ülke temsilcisinin ülkeden atılması girişimi, bu sözde antiemperyalist ama özünde gerici milliyetçi propagandayı güçlendirmeyi amaçlıyordu.

Seçimlerin hangi ortamda yapılacağı meselesini bir kenara bırakalım. Rejimin, emekçi halkların üzerindeki baskılarını ve yoksulluğu artıracak bu planı durdurulabilir mi? Şimdilik muhalefetin başını çeken partilerin köklerinde ve damarlarında dolanan Kürt karşıtlığı buna imkân verecek gibi görünmüyor.

Oysa hem rejimin geliştireceği baskılar hem de bu yolla iktidarda kalması esas olarak işçi sınıfı ve tüm emekçi halklar için yeni yıkımlar ve daha da derinleşen sefalet anlamına gelecek. O halde, burjuva muhalefetten (Millet İttifakı’ndan) medet beklemek yerine tüm işçi ve emekçi örgütleri (sendikalar, partiler, diğer toplumsal ve siyasal kuruluşlar) birleşerek harekete geçmek zorundalar. Onlara katılacak geniş bir gençlik ve kadın hareketi kesimi de mevcut.

Geniş bir sol işçi ve emekçi ittifakı kurmalıyız. Rejimin amacını ve bunun halkın üzerinde yaratacağı yıkımı işyerlerimizde, mahallelerimizde anlatmalıyız. Demokratik hakkımız olan protesto eylemleriyle, mitinglerle, toplantılarla yaygın bir seferberlik yaratmalıyız.

Rejimin ölümcül oyununu, ancak bu yolla seferber edebileceğimiz gücümüz ve örgütlenme kapasitemiz bozabilir. Aksi takdirde kılıçların çekildiği tiyatro sahnesinde sadece seyirci olarak kalırız. Artık sahneye çıkma zamanıdır.

Yorumlar kapalıdır.