2025’i geride bırakırken isyanlar, potansiyeller ve eksikler

Geride bıraktığımız 2025’in hafızalarda savaşlar, süregiden soykırımlar, bölgesel gerilimler, artan savaş bütçeleri, dünya genelinde emekçi kesimlere yönelen saldırılar ve sosyal çalkantılarla yer ettiğini söyleyebiliriz. Öte yandan yine 2025, tüm olumsuzluklarıyla birlikte pek çok direniş ve seferberliğe de ev sahipliği yapmasıyla, devrimcilerin gitgide aciliyet kazanan enternasyonal görevlerine ümitvar bir çağrı olarak da görülebilir.

Karşımızda duran son örnek Bulgaristan. 2025’in sonuna gelirken yürürlüğe konan bütçe tasarısıyla sosyal harcamalarda yapılacak kesintiler artırıldı. Ancak vergi diliminin gelire göre değişmediği, işçinin de patronun da aynı oranda vergi ödemekle yükümlü olduğu ülkede bu vergilerin emekçilerin sırtına yükleneceğini öngörmek zor değildi. Üstüne bir de devlet-sermaye ilişkisinin durmaksızın derinleşiyor olması ve halkın vergilerinin “oligarklara” aktarılması kitlelerin sosyal harcama kavramına itibarını çoktan zedelemişti.

Kısaca bu şekilde yolsuzluklarla anılan siyasi iktidarın bu bütçeyi nasıl harcayacağı konusunda bir güven vermemesi, avroya geçiş süreci ve enflasyon altında ezilen halkın durumunun daha da kötüleşeceğine yönelik endişeyle birlikte bu programa yönelik itirazları körükledi. Bu tablo içinde 26 Kasım’da başlayan protestolar, bütçeden geri adım atıldıktan sonra da devam etti. Talepler hükümetin istifası ve seçimdi. Hükümet de bu dalgaya direnemeyip istifasını açıkladı. Yerine ise liberal demokrat muhalefet geçti. Kitleler dünün oligarklarına karşı bir muharebeyi kazanabildi. Ancak devrimci siyasetin eksikliği, yarın bütçelerin uğruna altın tepside sunulacağı yeni oligarklar yaratmaktan başka seçeneği olmayan kapitalizme karşı olan asıl savaşın ertelenmesine neden oldu. Üstelik bu boşluk, merkez ve sağ siyasetlerce doldurulmaya çalışıldı.

Aslına bakarsanız bu durumla 2025 boyunca başka gelişmekte olan ülkelerde de karşılaştık. Bu süreçler hükümetlerin devrilmesine, hatta parlamento baskını gibi olaylara kadar ilerleyebildi. Ancak karşı çıkışların ve taleplerin anlamlı ve yapısal bir çözüm için örgütlenememesi, en radikal ve şiddetli biçimler alan seferberliklerde bile kitleleri hükümet değişikliklerine, sistem içi partilerin “değişim” vaatlerine ümit bağlamaya itti. Stalinist ve kampçı siyasetlerse tıpkı geçen on yılda olduğu gibi isyanları ve taleplerini emperyalistlerin ya da yerel gericilerin müdahalelerine indirgemeye kadar götürdü. Oysa devrimci örgütlerin yokluğunun yarattığı boşluk bir gerçek olmakla ve bu boşluğu zaman zaman gerici güçler doldurabilmekle birlikte işçileri ve gençleri sokağa döken taleplerin gerçekliği hâlâ burada. Bu taleplere hitap edebilecek etkili bir devrimci siyasetin inşasının gerekliliği de.

Öte yandan 2025’in seferberlikleri gerçekten umut yeşertici nitelikler de sergiledi. Bunların en etkileyici olanlarından biri Avrupa ülkelerinde gelişen grev ve seferberliklerin Filistin halkının mücadelesiyle bağlantısıydı. İtalya ve İspanya başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinde işçiler emek mücadelelerinin antiemperyalist mücadeleyle, soykırıma karşı mücadeleyle ilişkisini, hem söylemleriyle hem de pratikleriyle etkili bir şekilde kurdular. Soykırımcı Siyonist yapıyla mücadelenin kendi sömürücü iktidarlarına karşı mücadeleden bağımsız olmadığının ve üretmekten gelen güçlerinin bilinciyle hayatı durdurdular. Sınıf bilincinin bu kadar nitelikli yansımaları, şüphesiz dünya işçileri için büyük bir kazanım olarak tarihteki yerini aldı.

Yorumlar kapalıdır.