1 Mayıs’a giderken: Yeter faturayı bize ödettiğiniz!
1 Mayıs’a giderken Türkiye işçi sınıfının karşı karşıya olduğu tablo, bir “enflasyon” sorunundan çok daha fazlasını ifade ediyor: Yaşanan, emekçiden alıp sermayeye aktaran siyasal tercihlerin şekillendirdiği bir ekonomik program sorunu. Kaynaklar sistematik biçimde sermaye lehine seferber ediliyor. Ücretler baskılanıyor. Alım gücü bilinçli olarak düşürülüyor. Mehmet Şimşek eliyle sürdürülen “enflasyonla mücadele” programı, gerçekte emeğin payını küçültmenin aracı haline gelmiş durumda.
Asgari ücretin bu yıl tarihte ilk kez açlık sınırının altında açıklanması bu politikanın en çıplak sonucuydu. Şubat ayında yıllık bazda yüzde 36,44 olarak açıklanan gıda enflasyonu, Türkiye’yi en yüksek 3. ülke sıralamasına taşıdı. Şimdi emekçiler için hayat daha da pahalı! Servet dağılımı verileri, bu bölüşüm ilişkilerinin nasıl kurulduğunu açıkça gösteriyor. Türkiye’de en zengin yüzde 1 toplam servetin yaklaşık yüzde 42’sine, en zengin yüze 10 ise yüzde 70’ine sahip. Bu servet, emekçilerin sömürüsüyle birikiyor, rant ve özelleştirme politikalarıyla büyüyor.
Diğer yandan, emperyalist-Siyonist savaş politikaları bu tabloyu daha da ağırlaştıracak etkiler taşıyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik emperyalist-Siyonist saldırısı ve bunun Hürmüz Boğazı başta olmak üzere bölgede yarattığı siyasal ve ekonomik gerilimler önemli ve uzun vadeli bir enerji krizini gündeme getiriyor. Bu kriz tüm dünya emekçilerini olduğu gibi Türkiye işçi sınıfını da doğrudan etkiliyor. Enerji politikalarındaki özelleştirmeler ve dışa bağımlılık, krizin yükünü artan maliyetler yoluyla doğrudan emekçilerin sırtına yüklüyor. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin emperyalizme bağımlılığı ve NATO üyeliği, onu Ortadoğu’daki emperyalist savaşın bir parçası yapma potansiyeli taşıyor.
Bu karanlık tablo içerisinde dört acil talep öne çıkıyor ve bir mücadele hattı olarak karşımızda duruyor.
1. Ücretler ve emekli aylıkları derhal artırılsın!
Ekonomik krizin ve emperyalist savaşların faturası emekçilere yıkılamaz. Sermayenin kârlarını korumak adına ücretlerin ve emekli aylıklarının sistematik olarak baskılanmasına son verilmelidir. Tüm gelirler gerçek enflasyon karşısında güvence altına alınmalıdır. Maliyetlere gelen zammı otomatik olarak ürün ve hizmetlere yansıtanların, konu ücretlere geldiğinde “beklenen” enflasyona göre hareket etmesi kabul edilemez. Ücretlere ve aylıklara üç ayda bir gerçek enflasyon oranında otomatik zam!
2. Kaynaklar emekçiler yararına seferber edilsin!
Bugün bir kaynak yetersizliği sorunundan ziyade, kaynakların kimin için kullanıldığı sorunumuz var. Kaynakların büyük kısmı faiz ödemelerine veya kamu-özel işbirliği ve Yap-İşlet-Devret projeleri aracılığıyla sermayeye aktarılıyor. Savaşın ve krizin maliyeti emekçilere yıkılamaz. Enerji ve temel ihtiyaçlarda fiyatlar kamu eliyle sübvanse edilsin; bu yük sermayeye ödetilsin. Zenginlerden artan oranlı servet vergisi alınsın. Enerji ve stratejik sektörler tazminatsız kamulaştırılsın. İşletmelerde işçi denetimleri sağlansın. Dış borç ödemelerine son verilsin!
3. İşten çıkarmalar yasaklansın; güvencesiz ve esnek çalıştırmaya son verilsin!
Mevcut sorunlar, işsizlik sorunuyla da birleşiyor. DİSK-AR’ın son raporuna göre Türkiye’de çalışabilir durumda olan 66,4 milyon kişiden sadece 22,6 milyonu kayıtlı ve tam zamanlı bir işte çalışabiliyor. Bu oran kadınlarda ve gençlerde çok daha yüksek. Bu tabloya, başta sanayi sektöründe olmak üzere istihdamda düşüş eğilimi eşlik ediyor. Biliyoruz ki işsizlik kader değil, sermayenin kriz yönetim biçimlerinden biridir. İşten çıkarmalar yasaklanmalı; ücretler düşürülmeden çalışma saatleri kısaltılarak mevcut işler tüm emekçiler arasında paylaştırılmalıdır. Taşeronluk, geçici sözleşmeler, esnek çalışma gibi modeller kaldırılmalıdır.
4. Emperyalist bağımlılık politikalarına son; NATO’dan çıkılsın!
Savaş politikaları ve emperyalist bağımlılık, krizin yükünü katlayarak emekçilerin sırtına bindiriyor. Türkiye’nin enerji, savunma ve ekonomi politikalarında dışa bağımlılığı derinleştiren bu ilişkiler ağına son verilmelidir. NATO’dan çıkılmalı, üsler kapatılmalı ve emperyalist savaş politikalarının parçası olunmamalıdır. Ülkenin kaynakları savaş ve rant politikalarına değil, emekçilerin ihtiyaçlarına ayrılmalıdır.
Ve bir kez daha: Emek ittifakı
Bugün sorun yalnızca ekonomik saldırıların büyüklüğü değil, emek mücadelelerinin tekil ve yalıtık oluşudur. Sermaye ve iktidarın sınıf dürtüleriyle yürüttüğü bütünlüklü saldırı programına karşı, emeğin ortak mücadele programını; sermayenin ittifakına karşı emek ittifakını örmek zorundayız. Müdahale etmediğimiz her durumda ekonomik ve siyasi tüm krizlerin maliyetinin bizlere kesildiğini biliyoruz. Onların da en çok korktukları bu! Sendikal örgütlenmemize de demokratik haklarımıza da bu denli saldırmalarının nedeni bu! Bu nedenle 1 Mayıs’ı, işçilerin birlik, dayanışma ve mücadele gününü, acil taleplerimiz ve sermayeden bağımsız politik mücadele hattımız çerçevesinde örme görevimiz var. Birleşik ve kitlesel bir 1 Mayıs’a ihtiyacımız var.
Yorumlar kapalıdır.