Münür Rahvancıoğlu ile Kıbrıs’taki güncel durum üzerine söyleşi – 2: Siyasal kriz ve sınıf mücadelesi

Gazete Nisan olarak Kuzey Kıbrıs’ta faaliyet gösteren Bağımsızlık Yolu’nun Genel Sekreter Yardımcısı Münür Rahvancıoğlu ile yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünü okurlarımızla paylaşıyoruz. 2018’de sosyalist bir parti olarak kurulan Bağımsızlık Yolu, emekten yana politikaları ve antiemperyalist ilkeleri savunmaktadır. Parti, 2022 yılındaki seçimlerde yüzde 2 oy almıştır. Kuzey Kıbrıs’ta yakın dönemde yaşanan halk seferberliği, Kıbrıs politikası ve antiemperyalist mücadele gibi başlıkları konuştuğumuz bu değerli söyleşiyi 3 parça halinde okurlarımızla paylaşıyoruz. Söyleşinin ilk bölümünü buradan okuyabilirsiniz.

Nisan: Daha önce konuştuğumuz mücadelelerin Kuzey Kıbrıs’taki politik kırılgan durum üzerinde de önemli etkileri oldu. Hükümette milliyetçi, sağ bir koalisyon bulunuyor. Cumhurbaşkanlığı ise muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi’nde (CTP). Bir yandan da işçi sınıfının aktif bir şekilde sahneye çıktığı bir durum var. Mevcut tablo içerisinde, Bağımsızlık Yolu olarak Kıbrıslı emekçiler adına nasıl bir siyasi alternatifi, çözümü savunuyorsunuz?

Münür Rahvancıoğlu: Mevcut hükümetin 2022 yılından beri ciddi olumsuzluklar biriktiriyor olduğunu ortaya koymuştuk. Hükümetin toplumda yarattığı iğrenme duygusu o kadar yüksek ki, bu tepki ana muhalefet konumundaki CTP’ye doğru akıyor. Zaten Tufan Erhürman’ın cumhurbaşkanı olarak seçildiği süreçte de böyle bir eğilim söz konusuydu.

Bizim perspektifimiz, sokakta, işyerinde, okulda, yargılanıyorsak mahkemede, sandıkta ve her yerde mücadele etmektir. Parlamentarizm yanılsamasına kapılmadan, sokak fetişizmine de düşmeden sokağın ve parlamentonun buluşmasını hedefleyen bir perspektifimiz var. Buna rağmen, son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkarmadık. Tufan Erhürman’ın güçlü bir dalgayla geldiğini ve partimizin de toplumda ciddi bir sempatiye sahip olduğunu biliyoruz. Son seçimlerde yüzde 2’ye yakın oy aldık, bir sonraki seçimde bunu artırmayı öngörüyoruz. Ancak Ersin Tatar’ın ve mevcut hükümetin yarattığı iğrenme duygusunun beslediği “bunlar gitsin de kim olursa olsun gelsin” dalgasının karşısına çıkarak partiyi kırdırmamak şeklinde bir yaklaşımımız oldu. Seçim döneminde de “Ersin Tatar’ın karşısında, Tufan Erhürman’ın ensesindeyiz” yaklaşımını geliştirdik. Herhangi bir oy çağrısında bulunmadık. Aksine değerlendirmemiz; Tufan Erhürman’ın, Ersin Tatar’ın yalnızca daha ciddi, saygın ve diplomatik nezaket sahibi bir versiyonu olduğu ancak özünde politikalarının hiçbir farklılık içermediği yönündeydi.

“İç siyaset dedikleri sınıf mücadelesidir”

Bir Kıbrıs sorunu mevzumuz var. Bir de ne yazık ki genel geçer dildeki “iç siyaset” kavramını kullanıyoruz. İç siyaset dedikleri tüm dünyada yürümekte olan sınıf mücadelesidir. Seçim döneminde bir programda yan yana şöyle konuştular: “Bizim iç siyasette bir farkımız yok. Biz Kıbrıs sorunuyla ilgili konularda farklılaşıyoruz.” Bu gerçekten de böyledir. Eğitimde kamucu politikaları, kamunun güçlendirilmesini ve herkesin eşit, ücretsiz, kaliteli ve laik bir eğitime ulaşmasını savunan bir parti yoktur Bağımsızlık Yolu dışında. UBP de, CTP de özel okullara, özel üniversitelere teşvikler verilmesini, onların vergiden muaf tutulmasını, öğretmen istihdamı yapılmamasını, okula aç giden çocuklar olduğu halde sabahları bir kahvaltı dahi verilmemesini savunuyorlar. Verilmesini savunan biri çıktığı zaman “ama”larla bunun karşısına çıkıyorlar. “İyi ki özel okullar var, devletin üstünden öğrenci bakım sorumluluğunu alıyorlar, onlara teşekkür ediyoruz” diyorlar.

Aynısını sağlık politikalarında uyguluyorlar. Kıbrıs’ın kuzeyinde ulaşım yoktur. Toplu taşıma yoktur. Kıbrıs’ın kuzeyinde bir şehirde oturup başka bir şehirde çalışmak istediğiniz zaman bunu yapamazsınız. Bir araba almanız gerekir. En liberal anlayışla konuşuyorum; işgücünün serbest dolaşımı yoktur Kıbrıs’ın kuzeyinde. İşçinin kendine daha uygun koşullarda iş seçebilme imkânı yoktur. Barınma hakkı yoktur. 300-400 sterlinlerden başlayan bir kira skalamız vardı eskiden, bu şimdi 600-700 sterlinlere ulaşmış durumda. Devletin bir kamusal, sosyal konut projesi yoktur. Barınma sorununun çözülmesine yönelik hiçbir icraat yoktur. Kıbrıs’ın kuzeyinde enerji yarı kamusal, yarı özel durumdadır. Çünkü AKSA gibi bir bela vardır sırtımızda. Kamusal enerji üretimi daha ucuz olduğu halde alım garantili sözleşmeler nedeniyle iki katına çıkmaktadır. Enerji politikalarımız bu çerçevede şekillenmektedir, enerji çok pahalıdır. Evet Kıbrıs’ın kuzeyinde kâğıt üzerinde asgari ücret Türkiye’nin iki katından fazla. Ama bu ücretle geçinmek imkânsızdır. Devlet okullarına gittiğiniz zaman sizden kayıt parası isterler, kırtasiye parası isterler. Her devlet okulunun kendi kıyafeti vardır ve o kıyafeti siz para vererek almak zorundasınız. Yani kamuda eğitim ücretsiz değildir.

“CTP ile UBP, ABD’deki Cumhuriyetçilerle Demokratlar gibi”

Emekçiler, yoksullar, emeğiyle geçinen insanlar açısından Kıbrıs’ın kuzeyinde ciddi anlamda bir sömürü söz konusudur. Emekçilerin bu durumu düşünüldüğünde iki partinin iç siyasette “bizim bir farkımız yoktur” diyor olması çok çarpıcı bir göstergedir. Zaten şu anda ceza yasası değişikliğinden tutun da yeni ilahiyat koleji açılmasına, hayat pahalılığı düzenlemesine kadar yaşanan sorunlarda ana muhalefet partisinin söylediği tek şey “Yönetemiyorsunuz, beceremiyorsunuz, çekilin gidin, bu ülke böyle yönetilmez…” gibi beylik ve genel geçer laflar. Ama programatik anlamda bunların neden yaşandığı, kendilerinin nasıl çözeceği, bunu çözerken karşılarına hangi sınıfsal kesimlerin dikileceği, bu mücadeleyi nasıl yürüteceğine dair hiçbir programları yok. Sadece diyorlar ki “Siz gidin, biz gelelim.” CTP ile UBP, ABD’deki Cumhuriyetçilerle Demokratlar gibi. Aynı politik perspektifteler, sadece vitrin düzenlemeleri farklı.

Tufan Erhürman’ın seçilmesinin ardından, farklı bir çizgi izleyeceği iddia edilen konularda toplum ciddi bir bocalama yaşadı. Çünkü Erhürman artık “federasyon” demiyor. Evet, iki devlet demiyor ama federasyon da demiyor. Bu nedenle, Kıbrıs sorununun çözümünde Ersin Tatar’dan veya Türkiye’nin resmi politikasından ne kadar ayrıştığına dair ciddi şüpheler bulunuyor. Erhürman, “Benim üslubum sert değildir. Ben insanları rencide edecek şekilde konuşmam. Kimse benden Türkiye ile kavga etmemi beklemesin,” dese de bu söylemlerin tutarlılığı konusunda sıkıntılar mevcut. Türkiye’deki despot, faşizan ve baskıcı yönetimin bir benzeri Kıbrıs’ın güneyinde de yaşanıyor. Güneyde yükselen bir faşizm var; neonazi örgüt ELAM, yaklaşan seçimlerde üçüncü parti konumuna gelmek üzere. ELAM’ın yükselişi, toplumda bir karşılığı olduğu algısı yaratarak tüm siyasal yelpazeyi sağa kaydırıyor.

Biz bunun tam tersini yapmaya çalışıyoruz Kıbrıs’ın kuzeyinde. Biz ne kadar yükselirsek siyasal yelpazeyi sola doğru çekeriz diye ümit ediyoruz. Mevcut cumhurbaşkanı Hristodulidis de emperyalizme adayı teslim eden bir siyaset izlemektedir. Kıbrıslı Türklere yönelik olarak da hiç de kucaklayıcı bir yaklaşımı yoktur.

Bizim için Türkiye’deki yönetim anlayışıyla, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yöneten anlayış arasında bir fark yoktur. Ancak Tufan Bey Kıbrıs Cumhuriyeti egemenlerine karşı Türkiye’ye gösterdiği aynı diplomatik nezaketi göstermiyor. Eğer Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı sert bir üslup kullanabiliyorsa, Türkiye’nin Kıbrıslı Türklerin içişlerine müdahalesine ve halkın iradesini yok sayan tutumlarına karşı da aynı kararlı tavrı sergilemesini bekleriz. Geldiğimiz noktada gördüğümüz tablo; UBP ile CTP’nin yalnızca iç siyasette değil, Kıbrıs sorunu ve Türkiye ile ilişkiler bağlamında da giderek aynılaştığıdır.

Sokakta çok ciddi hareketliliklerin yaşandığı süreçlerden geçiyoruz. Hayat pahalılığı, ceza yasası değişikliği, basın özgürlüğünün ciddi anlamda ortadan kaldırılması gibi konularda hareketlilik var. Burada 3600 dönüm orman arazisinin İstanbul Teknik Üniversitesi’ne verildiği bir yasa geçti. Bunun maddeleri oylanırken CTP de evet dedi. Sonra toplumdan yükselen tepki üzerine hayır oyu vermek durumunda kaldılar. Bu süreçler yaşanırken bizce önemli olan şu: Hükümete gelmeyi önüne koymuş olan ve muhtemelen de bir sonraki seçimde gelecek olan parti hiçbir sorunla ilgili nasıl bir yol izleyeceğine dair bir söz ortaya koymuyor. Bakın “bir söz ortaya koyuyor ve biz onu beğenmiyoruz” demiyorum. Hiçbir şey söylemiyorlar. “Bir ülke böyle yönetilmez. Beceriksizsiniz, liyakatsizsiniz, utanmazsınız, terbiyesizsiniz…” Bunları onlar söylüyor. Ama ne yapılması gerektiğini, yapılanı neden yanlış bulduklarını izah etmiyorlar. İzah ederlerse sınıfsal anlamda pozisyonları netleşecek diye yapamıyorlar. Ondan dolayı da biz bir hükümet değişikliğinin, toplumun yaşayacağı bir yenilenme dalgasının parçası olacağını düşünüyoruz. Parti olarak da hem bunları ifşa eden bir siyaset izleyip, hem ilk seçimlerde oyumuzu artırarak daha iyi bir pozisyonda CTP’nin cumhurbaşkanlığı ve hükümette yaratacağı hayal kırıklığına hazırlanmamız, sabırla çalışmamız gerektiğini düşünüyoruz. Biz önümüzdeki seçimlere değil, bir sonraki seçimlere hazırlanıyoruz.

Söyleşimiz Kıbrıs ve bölgedeki antiemperyalist mücadeleye ilişkin olan üçüncü bölümüyle yarın devam edecek.  

Yorumlar kapalıdır.