Münür Rahvancıoğlu ile Kıbrıs’taki güncel durum üzerine söyleşi – 3: antiemperyalist mücadelenin dinamikleri

Gazete Nisan olarak Kuzey Kıbrıs’ta faaliyet gösteren Bağımsızlık Yolu’nun Genel Sekreter Yardımcısı Münür Rahvancıoğlu ile yaptığımız söyleşinin üçüncü ve son bölümünü okurlarımızla paylaşıyoruz. 2018’de sosyalist bir parti olarak kurulan Bağımsızlık Yolu, emekten yana politikaları ve antiemperyalist ilkeleri savunmaktadır. Parti, 2022 yılındaki seçimlerde yüzde 2 oy almıştır. Kuzey Kıbrıs’ta yakın dönemde yaşanan genel ve halk seferberliğini konuştuğumuz ilk bölümün ve siyasal kriz ile sınıf mücadelesi dinamiklerini konuştuğumuz ikinci bölümün ardından, söyleşinin bu kısmı Kıbrıs’ta ve bölgedeki antiemperyalist mücadelenin dinamiklerine odaklanıyor.

Nisan: Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da emperyalist ve Siyonist saldırganlığın yükselişte olduğu bir dönemdeyiz. Gazze’ye dönük gerçekleşen soykırımın ardından, İran ve Lübnan’a dönük askeri müdahaleler gerçekleşti. Bu süreçte emperyalist devletler Kıbrıs’taki varlıklarını daha da güçlendirdi. Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail arasında önemli anlaşmalar imzalandı. Türkiye de bu süreçte adadaki askeri varlığını güçlendirdi. Kıbrıslı sosyalistler olarak bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Münür Rahvancıoğlu: Emperyalizm Kıbrıs’ın her zaman iç içe olduğu ve sıkıntısını yaşadığı bir süreç. Her dönem hegemonik emperyalist güç Kıbrıs’ı kontrol altında tutmuştur. İngiliz sömürgesi olduğumuz dönemlerde dünyada İngiliz emperyalizmi egemendi. 1940’lardan itibaren ABD’nin hegemonik bir güç haline gelmesiyle 1960’larda Kıbrıs Cumhuriyeti kurduruldu. EOKA, TMT çatışmaları bile aslında Amerikan ve İngiliz emperyalizmlerinin kendi aralarındaki sürtüşmelerinin bir sonucuydu. Tabii ki iç sebepleri vardır, içeride bir yara yoksa kaşıyamazsınız ulusal ayrılıkları. Ama o süreçler, tek bir halk olmaya doğru ilerleyen Kıbrıs toplumlarını ne yazık ki iki ayrı halk haline dönüştürdü, birbirine kırdırdı. Biz Bağımsızlık Yolu olarak antiemperyalist bir mücadele temelinde yeniden bir Kıbrıslılık inşasının, tek bir halkı inşa etmenin mümkün olduğunu düşünüyoruz. Bunun da sosyalist bir federasyondan geçtiğini düşünüyoruz. Ancak sadece Kıbrıs çerçevesinde oluşturulacak bir federasyonun da dünyanın içine girdiği süreçte ne ekonomik ne askeri anlamda yeterli olmayacağını, bir Ortadoğu Federasyonu’nun, Türkiye’nin ve Yunanistan’ın içinde bulunacağı bir federasyonun çok daha anlamlı ve bölgesel anlamda kritik olduğunu düşünüyoruz. Bu anlamda enternasyonalist mücadeleyle antiemperyalizm mücadelesinin ve antikapitalizmin birbiriyle iç içe olduğunu düşünüyoruz.

“Kıbrıs ikiye bölünmüş değildir. Kıbrıs İngiliz üsleri aracılığıyla üçe bölünmüştür”

NATO içi çatışmalar, Türkiye-Yunanistan sürtüşmeleri ve 1974’ün nasıl yaşandığı ve içinde bulunduğumuz statüko ile ilgili çok uzun şeyler söylenebilir ancak şu anda için Kıbrıs ikiye bölünmüş değildir. Kıbrıs İngiliz üsleri aracılığıyla üçe bölünmüştür. Bu üsler dünyanın herhangi bir coğrafyasındaki üsler gibi değildir. Bunlar Birleşik Krallık toprağıdır. 1960 anlaşmalarıyla, Londra ne kadar İngiltere’ninse Ağrotur ve Dikelya da o kadar İngiltere’nin olacak şekilde tasarlanmıştır. Bağrımıza sokulmuş bir hançer olarak emperyalist İngiltere’nin üsleri, Kıbrıs Cumhuriyeti toprakları ve Kıbrıs’ın kuzeyinde kurdurulmuş bir yapı olarak KKTC arasında üçe bölünmüş durumdadır. O yüzden adamızı birleştirmek sadece Kıbrıs’ın kuzeyi ile güneyini birleştirmek değil, aynı zamanda emperyalist üslerin adamızdan atılması mücadelesidir. Ancak son yıllarda bu emperyalist üsler sadece İngiliz üsleriyle sınırlı kalmayacak şekilde genişledi. Kıbrıs’ın kuzeyinde zaten 40 bin kişiye yakın bir ordu bulunduruyor Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Bu orduyu NATO adına bulunduruyor. Kıbrıs’ın kuzeyi, parça parça Amerikan emperyalizminin kullanımına sunuluyor. Amerikan tesisleri, Geçitkale Havaalanı’nın SİHA ve İHA’lara tahsis edilerek operasyon merkezlerine dönüştürülmesi ve İTÜ’ye verilen 3600 dönümlük arazinin aslında gizli bir askeri üs olup olmadığına dair tartışmalar bu durumun göstergeleridir. Üstelik benzer bir süreç adanın güneyinde de yaşanmaktadır.

“Adamız Ortadoğu’ya yönelik bir batmayan uçak gemisi olarak kullanılmaktadır”

Yunanistan ve İsrail’le kurulan askeri bir ortaklığı var Kıbrıs Cumhuriyeti’nin. Bu, göze batan ve en temel emperyalist gelişme. Bunun dışında İtalya ve Fransa’ya tahsis edilmiş olan üsler var son iki yılın içerisinde. Fransız emperyalizmi de İtalyan emperyalizmi de İngiliz emperyalizmi de Kıbrıs’tadır. Bugün Kıbrıs’ın büyük bir parçası AB müktesebatının içerisindedir ve Avrupa Birliği bir emperyalist birlik olarak Kıbrıs’ın çok ciddi bir kısmında hüküm icra etmektedir. Son olarak, Fransa başkanının Kıbrıs’a geldiği, Hristodulidis’le kucaklaşmasının görüntüleri yayımlandı. Bu kucaklaşma Kıbrıs halklarının hayrına bir kucaklaşma değildir. Adamız Ortadoğu’ya yönelik bir batmayan uçak gemisi olarak kullanılmaktadır ve aynı zamanda içeride halklarımız kapitalist sömürünün, emperyalist baskının altında inim inim inlemektedir. O yüzden Kıbrıs sorununun çözümü de antiemperyalist ve antikapitalist bir mücadeleden geçer.

Biz emperyalizmin hüküm icra ettiği bir batmayan uçak gemisinde yaşıyoruz. Bu bizim hem dezavantajımız hem de avantajımız. Eğer emperyalist saldırganlığı burada defedebilirsek Ortadoğu’ya çok ciddi bir enternasyonalist dayanışma göstermiş olacağız. Burası kritik bir bölge, o yüzden bütün tahkimatlarını buraya yapıyorlar. Son dönemde Fransa, Almanya, Belçika ve Hollanda emperyalist bloğu ile ABD arasında sürtüşmeler yaşanmaktadır. Bu sürtüşmeler, emperyalizm derken sadece ABD’yi anladığımız anlayışı ortadan kaldırmamız gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla analizlerimizi, farklı emperyalist blokların da oluşma ihtimalini göz önünde bulunduran bir perspektiften geliştirmemiz gerektiğini düşünüyoruz.

Önümüzdeki sürecin sadece bir federal Kıbrıs mücadelesi değil antiemperyalist, sosyalist bir federal Kıbrıs mücadelesi olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu mücadele içerisinde omuz omuza mücadele eden halkların da tek bir Kıbrıs halkı haline dönüşeceğine güvenimiz ve inancımız tamdır.

“Bu mücadeleyi sadece Kıbrıs’ta bizim vermediğimizi, dünyanın her yerinde mücadele eden insanlar olduğunu da biliyoruz”

Kıbrıs’ın kuzeyi bugün Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından fiili ve fiziki olarak işgal edilmiş durumda ve ekonomi politikalarının birçoğu da bize Türkiye üzerinden dayatılıyor. Bir Türkiye Cumhuriyeti elçisi “Türkiye Kıbrıs’ın kuzeyinin IMF’sidir” demişti. Bizce çok doğru bir yaklaşım. Gerçekten Türkiye, Kıbrıs’ın kuzeyinin IMF’sidir. Bize dayatılan neoliberal politikalar, eğitime, sağlığa, ulaşıma, barınmaya dair dayatılan politikalar uluslararası bir neoliberal programdır. Bu program Kıbrıs’ın kuzeyine Türkiye Cumhuriyeti eliyle dayatılmaktadır. Biz askeri işgalin de bundan farklı olduğunu düşünmüyoruz. Bu, emperyalist uluslararası bir programın Türkiye üzerinden bize dayatılması şeklindedir ve bunun da içeride sermaye odakları çerçevesinde işbirlikçileri vardır. Türkiye bunu dışarıdan dayatmıyor. Hem işbirlikçileri vardır, hem de bu politikaları talep eden sadece Türkiye söylediği için değil kendisi talep edip Türkiye aracılığıyla uygulattıran sermaye kesimleri de vardır. O yüzden mücadelenin içeride ve dışarıda neoliberal politikalara ve emperyalist kapitalizme karşı bir mücadele olduğunu düşünüyoruz. Bu mücadeleyi sadece Kıbrıs’ta bizim vermediğimizi, dünyanın her yerinde mücadele eden insanlar olduğunu da biliyoruz. Orada bizden önce yaşanan deneyimlerin ve oralarda nasıl mücadele yürütüldüğünün bilgisinin de çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Bu anlamda da uluslararası dayanışma ve işbirliğinin ve diyaloğun çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Sadece bir etik ve ilkesel bir değer değil maddi bir ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Nisan: Sorularımıza verdiğiniz yanıtlar için teşekkür eder, mücadelenizde başarılar dileriz.

Yorumlar kapalıdır.