Fransa’da 29 Eylül’de itfaiyecilerin başını çektiği, kamu emekçilerinin bütçe kesintilerine karşı yürüttüğü grev ve eylem günü, hükümetin 2027 bütçe taslağını açıklamasından iki gün önce gerçekleşti. Ülke genelinde yüz binlerce kişinin yürüdüğü eylemlere, iki hafta önce kimsenin beklemediği bir güç de katıldı: Okullarını blokajla kapatan ve sokağa çıkan liseliler. Polis yalnızca bir günde 400’ü aşkın liseliyi gözaltına aldı.
Gazete Nisan olarak, 29 Eylül grev gününün ertesinde Gironde bölgesinden NPA Jeunes Revolutionaires (Yeni Antikapitalist Parti – Devrimci) Gençlik Kolları Yürütme Komitesi üyesi Fred Bailhau ile Fransa’daki seferberliği, bütçe kesintilerini, liselilerin hareketini, sendikal hareketi ve Fransız solunu konuştuk. Söyleşiyi bölümler halinde okurlarımızla paylaşıyoruz. İlk bölümde 29 Eylül’e giden süreci ve liselilerin seferberliğini ele alıyoruz. Söyleşimiz, sendikal hareket, ücret mücadelesi ve grev komitelerine ilişkin ikinci bölümüyle devam edecek.
Söyleşi: Baran Mihaliç
Nisan: Geçtiğimiz gün Bordeaux’da kalabalık bir grev ve yürüyüşe tanık olduk. Özellikle liselilerin yoğun katılımı dikkat çekiciydi. Bu eylem gününe giden süreci ve liselilerin katılımını özetleyebilir misin?
Bailhau: 29 Eylül seferberliği ilk olarak itfaiyecilerin çağrısıyla başladı. Hareketin temel direklerinden birini itfaiyeciler oluştururken pek çok kamu emekçisi, hatta bazı özel sektör çalışanları da katıldı. Biz de 29 Eylül’e giden süreçte üniversiteleri örgütlemek için çalıştık. Ancak asıl şaşırtıcı olan liselilerin yoğun katılımıydı.
Liselerdeki hareket tamamen öngörülemez bir şekilde gelişti. İki hafta önce kimse böyle bir şeyin olacağını beklemiyordu. 29 Eylül bir gençlik ya da öğrenci seferberliği olarak planlanmamıştı. Ama süreç bizi liselilerin seferberliğinin grevle birleştiği bir noktaya getirdi.
Nisan: İtfaiyecileri greve iten nedenler ve talepler nelerdi? Son orman yangınlarında hayatını kaybeden itfaiyeciler olduğunu duyduk. Bunun da bir etkisi oldu mu?
Bailhau: İtfaiyeciler son yıllarda çok büyük bütçe kesintilerine maruz kaldı. Hükümet iki yıl önce kamu bütçesinden milyarlarca avroluk kesinti yaptı ve yangınla mücadele bütçesi de bundan payını aldı. İtfaiyeciler hem malzeme hem de personel açısından ciddi biçimde yoksun bırakıldı.
Özellikle kıdemli itfaiyecileri öfkelendiren bir örnek var. Orman yangınlarında, Kanadalı bir şirketin ürettiği ve bizim “Canadair” dediğimiz yangın söndürme uçakları kullanılıyor. Fransız devletinin 12 Canadair’i olması gerekiyordu ama bunların yalnızca dördü kullanılabildi. Yani devletin yangınlarla mücadele etmek için sadece dört Canadair’i vardı. Uçaklar eski, belki 30 yaşındalar; çalışmıyorlar ve sürekli bakıma ihtiyaç duyuyorlar.[i]
Öte yandan, tarihsel olarak Fransız devletine çok yakın olan Dassault adlı şirket savaş uçağı üretiyor. Fransız devleti Dassault’nun ürettiği Rafale savaş uçaklarından yüzlercesine sahip ve bu uçaklar Suudi Arabistan, Hindistan ve pek çok diktatörlüğe de satılıyor. Dassault her ay yeni Rafale’ler üretirken devlet yeterli sayıda Canadair’i bulunduramıyor.[ii]Yani bütçe kesintileri, orduya ve büyük şirketlere verilen parayla yapılıyor.
Senato soruşturma komisyonunun raporuna göre Fransız devleti şirketlere yılda 211 milyar avro kamu desteği sağlıyor.[iii] Elbette biz solcular olarak orduya verilen paraya çok önem veriyoruz, ancak devletin büyük şirketlere verdiği para bundan da büyük.
Üçüncü bir unsur da borç. Politikacılar devletin borcunu geri ödememiz gerektiğini söylüyor. Fransa’nın borcu devasa boyutta[iv] ve bunu sosyal harcamalarda yapılan kesintilerle ödemek istiyorlar. Devlet borç ödemesine çok büyük paralar ayırıyor.
Nisan: Bütçe meselesi aynı zamanda Fransa’daki siyasi krizin de merkezinde yer alıyor diyebilir miyiz?
Bailhau: Evet. Kesintilerin ilk adımı iki yıl önce atıldı. Geçen yıl hükümet, parlamentoda azınlıkta olduğu için bütçesini geçiremedi. Aylar süren tartışmaların ve birbiri ardına görevden alınan başbakanların ardından -bir yılda dört başbakan gördük diyebiliriz- hükümet sonunda Sosyalist Parti’nin ve aşırı sağın desteğiyle bütçesini geçirebildi.
Bu yılki bütçe de yaklaşık 50 milyar avroluk bir kesinti öngörüyor ve kesilen şey sosyal harcamalar: hastaneler, üniversiteler, okullar, yangınla mücadele… Bu, devletin büyük şirketlere verdiği 200 milyarı aşkın paranın yanında küçük bir rakam gibi görünebilir, ama emekçilerin hayatında karşılığı çok büyük. 29 Eylül seferberlik günü de tam olarak bu kesintilere karşıydı: itfaiyeciler için, öğretmenler için, tüm kamu hizmetleri için yapılan kesintilere…
“Liselilerin hareketi, toplumun onlara dayattıklarını reddedişle bağlantılı”
Nisan: Hareketin en dikkat çekici yanı liseliler oldu. Liselilerin bu güçlü katılımının arkasında yatan temel neden ve talepleri neler?
Bailhau: Bütçe kesintilerine ve hayat pahalılığına karşı bir öfke vardı ve son anda lise hareketi patlak verdi. Bu yüzden hareketin net taleplerini tarif etmek zor. Bence bu, toplumun bugün liselilere dayattıklarını reddetmeleriyle bağlantılı. Harekete geçenlerin önemli bir kısmı işçi sınıfı ailelerinden gelen liseliler. Mücadeleye katılan küçük burjuva kökenli liseliler de var ve bu da iyi bir şey.
Duyduğumuz taleplerden biri, sabah 8’den akşam 6’ya uzanan okul gününe karşı çıkmak. Bu çok uzun bir gün ve dersler arasında büyük boşluklar oluyor. Ayrıca giderek daha otoriter kurallar getiriliyor. Cep telefonu yasağı bunlardan biri: Artık sınıfa girerken telefonunuzu teslim etmeniz gerekiyor, öğretmen sizi telefonla görürse elinizden alabiliyor. Ama en çok duyduğumuz şey, işçi sınıfı mahallelerindeki liselerde masa ve sandalyelerin bile yetmemesi. Sınıflar çok kalabalık.
Nisan: Bütçe kesintilerinin etkisini liseliler okullarında doğrudan hissediyor mu? Bazı şeylerin yokluğunu yaşıyorlar mı?
Bailhau: Kesinlikle. Yer darlığının yanı sıra personel eksikliği çok büyük. 2 bin öğrencili bir lisede tek bir hemşire oluyor, o da her zaman orada değil. Psikolog yok, öğretmen eksik.
Maaşlar çok düşük olduğu için öğretmenlik giderek daha az tercih edilen bir meslek haline geliyor. Hükümet geçen yıl öğretmen sayısını artırmak adına öğretmen olmak için gereken eğitim süresini beş yıldan üç yıla indirmek zorunda kaldı. Buna rağmen ücretler o kadar düşük ki öğretmenler neredeyse güvencesiz bir işçi kesimi haline geldi. Öğretmen sayısı azaldıkça öğretmenlik daha da zorlaşıyor, bu da insanları meslekten daha da uzaklaştırıyor.
Bir de şu var: Birçok liseli, özellikle işçi sınıfından gelenler, eylemlerde “Özgür Filistin” diye slogan atıyor, Netanyahu’dan nefret ettiklerini söylüyor.
Nisan: Bunu sloganları ve pankartları biz de gözlemledik. Liseliler bütçe kesintilerinin geri alınmasını ve sosyal harcamaların artırılmasını istiyor. Öte yandan bu kesintiler, artan askeri harcamalarla ve savaş politikalarıyla doğrudan bağlantılı. Sence işçilerin ve liselilerin büyük çoğunluğu, kendilerinden kesilen paranın askeri harcamalara ve şirketlere aktarıldığının farkında mı?
Bailhau: Hayır, öyle düşünmüyorum. Örneğin Almanya’da liseliler arasında askerlik hizmetine karşı bir hareket var, Fransa’da ise yok. “Özgür Filistin” diyen liselilerin askeri bütçeye karşı olduğunu sanmıyorum. Birçok işçi ve bazı liseliler askeri bütçenin artırılmasını kötü bir şey olarak görmüyor. Orduya karşı çıkmak Fransız toplumunda oldukça azınlıkta kalan bir tutum.
Yine de örnekler var. Geçen yıl Marsilya’da liseliler bir araya gelip askeri bütçeye karşı bir gösteri düzenledi. Fransızcada “canon” kelimesi argoda “çok güzel” anlamına geliyor ama aynı zamanda “top” demek. Marsilyalı liseliler “Öğretmenlerimiz çok güzel, ama devletin topları öğretmen değil” diye bir slogan kullandılar.
Toplumda genel olarak hükümetin kötü olduğu, çünkü bütçeyi kötü yönettiği söyleniyor. Ben bunun bir yönetim meselesi olduğunu düşünmüyorum. Parayı kapitalistlere ve orduya vermek siyasi ve toplumsal bir tercih. Bütçe kapitalistler için gayet iyi yönetiliyor! Ama birçok insan Macron’un kötü bir yönetici olduğunu düşünüyor ve bu belki aşırı sağı da güçlendiriyor. Aşırı sağ “Bütçe kesintilerini iyi yöneteceğiz” diyor ki bu elbette bir yalan.
Bunun yanında liseliler askeri disipline karşı olma eğiliminde. Biz de liselilerle konuşurken bu noktayı öne çıkarmaya çalışıyoruz. Bazı liseliler “Kendimizi savunmamız gerekiyor” diyebiliyor ama askeri disiplinden nefret ediyorlar ki bu iyi bir şey. Biz de onlara kendimizi savunmak istiyorsak bunun orduyla olmayacağını söylüyoruz. Fransız ordusu esas olarak ülke dışında kapitalist çıkarları savunuyor.
“Durumu değiştiren asıl sürpriz liselilerin seferberliği oldu”
Nisan: 29 Eylül nasıl geçti, etkili bir grev oldu mu? Bordeaux’da ve diğer şehirlerde durum nasıldı?
Bailhau: Bence büyük bir gündü. Bordeaux’da yaklaşık 8 bin kişi vardı, bunların belki 800’ü liseliydi. Bordeaux gibi bir şehir için bu hem iyi hem değil. Greve katılmak isteyen itfaiyecilerin büyük kısmı Paris’teki eyleme gitti, bu yüzden Bordeaux’daki itfaiyeci sayısı çok azdı. Diğer şehirlerde de tablo benzerdi.
Çoğu sendikanın greve gerçek bir hazırlık yapmadığını düşünürsek, greve çıkanların sayısı oldukça iyiydi. Gösterilerde çok sayıda genç vardı. Durumu değiştiren asıl sürpriz liselilerin seferberliği oldu. Biz üniversitelerde aynı ölçüde insanı seferber etmeyi başaramıyoruz.
Nisan: Polisin liselilere oldukça sert müdahale ettiğini, bazı öğrencilerin hastaneye kaldırıldığını duyduk. Bunun da mücadeleyi etkilediğini düşünüyor musun?
Bailhau: Bence bu liselileri caydırma girişimiydi ama kesinlikle başarısız oldu.
[i] Fransa Sivil Güvenlik filosundaki 12 Canadair CL-415’in yaş ortalaması 30’a yaklaşıyor. 2026 yazındaki yangınların en yoğun döneminde, 24 Temmuz’da filodan yalnızca 5 uçak kullanılabilir durumdaydı. (ed.n.)
[ii] Dassault Aviation 2026’da yaklaşık 28 Rafale, yani ayda ortalama üç uçak teslim etmeyi hedefliyor; üretimi 2030’a kadar ayda beş uçağa çıkarmayı planlıyor. (ed.n.)
[iii] Fransız Senatosu’nun kamu desteklerine ilişkin soruşturma komisyonunun 8 Temmuz 2025’te yayımladığı raporu, 2 bini aşkın destek mekanizması üzerinden şirketlere aktarılan kamu kaynağının yıllık tutarını 211 milyar avro olarak hesapladı. (ed.n.)
[iv] Fransa’nın kamu borcu 2025 itibarıyla 3,3 trilyon avroyu aşmış durumda. (ed.n.)
