Dilovası: kaza değil katliam

8 Kasım’da Dilovası’nda Ravive Kozmetik isimli parfüm deposunda çıkan yangın sonucu, 6 kadın ve kız çocuğu hayatını kaybetti. İşçilere mezar olan işyeri ruhsatsızdı. Söndürme ekipmanı, acil tahliye yolları şöyle dursun; defalarca kez CİMER’e şikâyet edilen bu işyerinin tek çıkışı vardı. Üstelik içinde bin metreküplük tanklarda alkol ve yanıcı kimyasal bulundurulan bina, kolay alev alabilecek yapı malzemesi ile yapılmıştı ve hakkında yıkım kararı vardı, uygulanmamıştı.

Katliamın ardından işçilerin çoğunlukla kadınlardan ve kız çocuklarından oluştuğunu; sigortasız, koruyucu ekipman olmadan, 600 küsur lira günlük yevmiye ile çalıştırıldıklarını öğrendik. 30 gün çalışsan, asgari ücret bile etmiyor yani. Dilovası’nda bunun gibi onlarca merdivenaltı işletme olduğu, bölgedeki kadınların yoksulluk ve kimi zaman ailedeki erkeğin baskısı sebebiyle bu işlere mecbur edildiği de pek çoğumuzun malumu.

Kader değil. Kaza desen, işçilerin çalıştığı koşullar, canlarının çoktan gözden çıkarıldığının kanıtı. “Planlasan bu kadar olmaz” diyebileceğimiz bir katliam bu. İşyeri sahibi, işyerini denetlemekle yükümlü kamu görevlileri, sermayenin çıkarını kollayan iktidar; hepsi bu katliamın sorumlusu. Kadınların ve çocukların canı, sermayenin ucuz işgücüne erişiminden daha önemli olsaydı Esma Dikan, Hanım Gülek, Şengül Yılmaz, Tuğba Taşdemir, Nisa Taşdemir ve Cansu Esatoğlu bugün hayatta olabilirdi.

İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin cinsiyeti olur mu?

Olur. Erkek egemen düzende pek çok şeyin cinsiyeti vardır. Ravive Kozmetik’teki iş cinayeti göz göre göre geldi. Fakat genel tabloya baktığımızda denetimsizliğin, tedbirsizliğin yanı sıra kadınlar erkeklerle iş güvenliğinde de eşitlenemiyor, tıpkı yoksullukta ve güvencesizlikte eşitlenemediği gibi. Babadan, kocadan, ağabeyden bağımsız hayat kuramayacakları ücretlerle; eve ek gelir getirici, gündelik ve güvencesiz işlerde çalışmaya itilen kadınlar, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatında da “görünmez”.

Uygulamaların mevzuata göre yapılmıyor oluşu kocaman bir başlık, ama iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı da çoğunlukla erkek işçiler baz alınarak hazırlanmış durumda. İşyerlerindeki tezgâhlar, makineler, koruyucu ekipmanlar çoğunlukla kadınlar için uygun değil. Kadın işçiler engellilerle ve çocuklarla aynı kategoride, kırılganlık ve “annelik” üzerinden kodlanıyor. Hamilelik, çocuk emzirme vs. mevzuatta bir şekilde kendine yer buluyor fakat kadının ev içi emeği yine görünmez. Kadın işçilerin en çok vurguladığı, “erkeklerle farkımız” diye ortaya koyduğu ev içi çalışma yükü, kadınların işyerine dinlenemeden gitmesine yol açıyor. Bu da “iş kazalarına” bir davetiye daha demek… Kadınlar iki iş arasında mekik dokurken, erkekler için ev çoğunlukla bir dinlenme ve kendini ertesi güne hazırlama alanı. Peki bu bakımı onlara kim veriyor? Yine kadınlar…

Toplumsal cinsiyet odaklı bir işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı ve sahadaki uygulamaların bu mevzuata göre yapılması zaruri. Patronlara dönük cezasızlık ve işyerlerindeki denetimsizlik sürdükçe hayatımız, emeğimiz günden güne ucuzluyor. Kadın işçiler ise bu koşullarda hem evde hem işyerinde mücadele etmek zorunda. Mücadelede de eşitlenemiyoruz yani, çifte sömürüye çifte mücadele. Canımızı üç kuruşa sermayeye satan-sattıran, evdeki bakım yükünü bize zimmetleyen bu düzenden kurtulmamızın başka bir yolu da yok.

Yorumlar kapalıdır.