Bir kavram: emeklilik
Emekçiler geçimlerini sağlamak için çalışmak; emek gücünü satmak zorunda. Bunun biyolojik, psikolojik, fiziksel bazı sınırları var. Sonsuza kadar çalışmak mümkün değil, insan bedeni ölüyor… Ölene kadar çalışmak da sermaye açısından pek verimli değil. Peki çalışmayan -yaşlı- insan geçimini nasıl sağlayabilir? İşte burada kritik bir kavram karşımıza çıkıyor: emeklilik. Özel olarak ise ücretli çalışanların, işçi sınıfının emeklilik hakkı…
Modern anlamda emeklilik 19. yüzyılda Avrupa’da açığa çıkan bir sistemdir. Emeklilik sistemi kurulmadan önce, yaşlanarak işgücü dışına itilen atıl nüfusun geçimi aile, cemaat gibi dayanışma ağları ile ya da bir hayır işi olarak sağlanmaktaydı. Modern emeklilik, bu enformel ağlar yerine kamusal bir sosyal güvence sunmaktadır. Çünkü kitlesel düzeyde büyüyen işçi sınıfı içerisinde yaşlanan kesimlerin bakımı kapitalist piyasa açısından bir sorundur. Yaşlılıkta yoksulluk ve -iyi kötü- sağlıklı bir yaşam sağlanamazsa sosyal yapı bozulur. Bakım yükü fiziken ev içi ücretsiz kadın emeğine havale edilir ancak yine de geçinmek için bu yetersizdir.
İşçi sınıfının mücadelesi, emeklilik hakkının tarihsel olarak kazanılmasında birincil faktördür. Bunun yanında, işgücünü yeniden üretmek için de verimli bir yöntem olarak görüldüğünden dolayı sermayenin verdiği bir “taviz”dir. Ancak sermaye her fırsatta bu tavizden vazgeçmeye çalışır. Zira 1980’lerden itibaren tüm dünyada egemen olan neoliberal politikalar emeklilik mefhumunu neredeyse yok etmektedir. Türkiye’de de durum çok farklı değil.
Türkiye’de çalışma hayatına dair bütüncül yasal mevzuat ve formel haklar ancak 1945 sonrası gündeme gelmiştir. Emeklilik de bu dönemde yasal bir hak olarak elde edilmiştir. Ancak neoliberal politikaların uygulanması ve işçi sınıfının pazarlık gücünün, örgütlülüğünün ve mücadelesinin zayıflamaya başlaması emeklilik hakkını da etkilemiştir. 1980’lerde başlayan dönüşüm AKP ile asıl hedeflerine ulaşmaya başlamıştır.
AKP iktidarları döneminde, başlangıçta emeklilere dönük refah politikalarında ufak iyileştirmeler olsa da zamanla emekli ücretleri baskılanmıştır. Daha kritiği, emekli olma yaşı kademeli olarak artırılmaktadır. Bu durumda emekliler ek işlerde çalışmak durumunda kalmaktadır. Son on yılda emekli aylıklarında reel olarak ciddi bir düşüş yaşanmakta; emekliler adete açlığa mahkûm edilmektedir.
Sosyal politikaların galebe çaldığı dönemler geçici olabiliyor. Emeklilik hakkının garantisi ve emeklilerin insan onuruna yaraşır bir yaşam sürebilmesinin garantisi ise emeğin iktidarda olduğu bir düzendir.
Yorumlar kapalıdır.