Venezuela: “Petrolü çokuluslu şirketlere teslim eden yasal reformu reddediyoruz”

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in (İUB-DE) Venezuela seksiyonu Sosyalizm ve Özgürlük Partisi’nin 25 Ocak’ta yayımlanan açıklaması.

Geçtiğimiz 22 Ocak’ta Ulusal Meclis, Hidrokarbonlar Organik Yasası’nda kısmi bir reformu aceleyle kabul etti. Söz konusu reform, patron yanlısı muhalefetin bir kesimine mensup milletvekillerinin olumlu oylarıyla kabul edildi. Bu, Beyaz Saray’da kotarılmış bir yasadır. Kabulünden bir gün önce aşırı sağcı Donald Trump hükümetinin bu yasaya onay vermesi tesadüf değildir.

Bu reform, Venezuela petrol sektörünü yabancı yatırımlara açmayı amaçlamaktadır. Artık karma şirketler aracılığıyla PDVSA ile ortaklık içinde faaliyet yürütme zorunluluğu olmayacaktır. Bu, yeni yasanın en önemli değişikliğidir. Ülkenin PDVSA aracılığıyla ham petrolün işletilmesi ve pazarlanması üzerinde kullandığı denetim ortadan kaldırılmaktadır. Bu şekilde, gerek ulusal gerekse çokuluslu özel ortakların, sözde Üretken Katılım Sözleşmeleri (CPP) yoluyla petrolün aranması ve çıkarılmasına doğrudan katılmalarının önü açılmaktadır. Bu sözleşmeler, petrol işinde PDVSA’nın denetimi olmaksızın, söz konusu ortaklara operasyonel ve yönetsel özerklik tanımaktadır.

Artık karma şirketler aracılığıyla PDVSA ile ortaklık içinde faaliyet yürütme zorunluluğu olmayacak. Bu, yeni yasanın en önemli değişikliği. Ülkenin PDVSA aracılığıyla ham petrolün operasyonları ve ticarileştirilmesi üzerinde uyguladığı denetim ortadan kaldırılmaktadır.

Ayrıca, çokuluslu şirketlerin ve ulusal şirketlerin Venezuela devletine ödemekle yükümlü oldukları telif bedelleri düşürülmektedir. Bu oran yüzde 33,3’ten yüzde 15’e indirilmekte, bazı projelerde ise yüzde 20 olarak uygulanmaktadır. Telif bedelleri, şirketlerin devlete ödemesi gereken bir vergiydi. Bu bedellerin düşürülmesi, petrol şirketleri için daha fazla kâr, ülke için ise daha az kaynak anlamına gelmektedir.

Çokuluslu şirketlerin ve ulusal şirketlerin Venezuela devletine ödemekle yükümlü oldukları telif bedelleri, yüzde 33,3’ten yüzde 15’e, bazı projelerde ise yüzde 20’ye düşürülmektedir.

Öte yandan reform, şirketlerle yaşanacak ihtilaf ve uyuşmazlıkların artık ulusal mahkemelerde çözülmesini zorunlu olmaktan çıkarmakta, bu davaların uluslararası mercilere taşınmasına olanak tanımaktadır.

3 Ocak’ta gerçekleşen ve ABD’nin 200’den fazla insanı katlettiği vahşi emperyalist saldırının ardından, bugün geçici başkan Delcy Rodríguez’in başında bulunduğu sahte sosyalist Chavezci hükümet, saldırıya onurla karşılık verip ABD ile ilişkileri kesmek yerine, Trump’ın ülkemiz üzerindeki vesayet girişimlerine boyun eğmiştir. ABD müdahalesine karşı gerçek bir direniş ya da seferberlik çağrısında bulunmamış, bu ülkenin şirketlerine karşı somut ekonomik önlemler almamıştır.

Ulusal Meclis’te kabul edilen bu yağmacı ve teslimiyetçi reform ile Venezuela hükümeti ve Trump arasındaki anlaşma somutlaşmıştır. Bununla ilgili uyarılarımızı daha önce yapmıştık. Bu anlaşma, petrolün çokuluslu şirketlere ve ulusal özel sermaye gruplarına devrini daha da derinleştirecek ve kaynaklarımızın yeni bir yağmasını pekiştirecektir.

Ulusal Meclis’te kabul edilen bu yağmacı ve teslimiyetçi reform ile, Venezuela hükümeti ve Trump arasındaki anlaşma somutlaşmıştır. Bu konuda daha önce uyarıda bulunmuştuk.

Bir anlaşmanın kotarıldığına dair işaretler açıktı. Venezuela hükümetinin kendisi, Trump’ın kontrol ettiğini övünerek dile getirdiği 30 ya da 50 milyon varil petrolü ABD’nin kullanımına sundu. Bunların bir kısmı ABD tarafından uluslararası piyasada satıldı. Son günlerde ülkeye 300 milyon dolar girdi ve yakında 200 milyon doların daha gelmesi beklenmektedir. Bunlar, Trump’ın Katar’daki bir fona yatırdığı toplam 500 milyon doların parçalarıdır. Tüm bunlar Venezuela hükümetinin onayıyla gerçekleşmiştir. Ayrıca Venezuela ile ABD arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi hızla ilerlemektedir. Kısa süre önce geçici başkan CIA direktörü ile görüşmüş, Beyaz Saray ise Delcy Rodríguez’in Trump ile görüşmeye davet edileceğini açıklamıştır.

Ancak bu skandal niteliğindeki teslimiyet bizi şaşırtmamaktadır. Yirmi yılı aşkın süredir, sözde “21. yüzyıl sosyalizmi”nin büyük bir aldatmaca olduğunu teşhir ediyoruz. Bu, Venezuela’yı kapitalist çerçeve içinde tutmak için kurgulanmış bir sahtekârlıktır ve işçi sınıfının ve halk kesimlerinin yaşam düzeyinde vahşi bir düşüşe yol açmıştır.

Bu skandal teslimiyet bizi şaşırtmamaktadır. Yirmi yılı aşkın süredir, sözde “21. yüzyıl sosyalizmi”nin büyük bir aldatmaca olduğunu teşhir ediyoruz. Bu, Venezuela’yı kapitalist çerçeve içinde tutmak için kurgulanmış bir sahtekârlıktır ve işçi sınıfının ve halk kesimlerinin yaşam düzeyinde vahşi bir düşüşe yol açmıştır.

Yıllardır, önce Chávez’in, ardından Maduro’nun her zaman çokuluslu şirketler ve özel sermaye gruplarıyla anlaşmalar aradığını dile getiriyoruz. Chávez petrolü millileştirmemiştir. Gerçek millileştirme 1975’te gerçekleşmiştir. 2006’da “Tam Petrol Egemenliği” planı ile yapılan, Venezuela’daki çokuluslu şirket sözleşmelerinin “karma şirketler” ile değiştirilmesidir. Bu yapıda çokuluslu şirketler, pay oranları yüzde 51’e yüzde 49 şeklinde düzenlenerek petrol işinde PDVSA’nın ortağı haline getirilmiştir. O dönemde ABD’li ve diğer ülkelerden çokuluslu şirketler bu anlaşmaları imzalamıştır. Exxon Mobil ve ConocoPhillips gibi şirketler hükümet tarafından kovulmamış, sadece bu modeli reddederek ülkeden ayrılmıştır.

2018’den itibaren Ekonomik Toparlanma, Büyüme ve Refah Programı’nın uygulanmasıyla Maduro, patron örgütleri Fedecámaras ve Conindustria ile anlaşarak ücretleri yok eden, şirketlere yönelik vergileri kaldıran, çalışma ilişkilerini kuralsızlaştıran, işçileri yarı köle emek gücüne dönüştüren ve sendikal hakları ortadan kaldıran acımasız bir kapitalist kemer sıkma programı uygulamıştır. Birden fazla kez, ABD’li ve diğer ülkelerden çokuluslu şirketlere ülkenin petrolünü, gazını ve madencilik zenginliklerini adeta altın tepside sunmuştur. 31 Aralık’ta İspanyol gazeteci Ignacio Ramonet ile yaptığı bir röportajda Maduro şu ifadeyi kullanmıştır: “Petrol istiyorlarsa, Venezuela ABD yatırımlarına hazırdır. Chevron örneğinde olduğu gibi, ne zaman isterlerse, nerede isterlerse ve nasıl isterlerse.”

Son 25 yıl boyunca, Chavezci rejime hiçbir zaman destek vermedik. Aynı zamanda patron yanlısı ve emperyalizm yanlısı sağ partileri teşhir ettik ve her iki kutup karşısında da siyasi bağımsızlığımızı koruduk. Tek stratejik çıkışın, işçilerin ve halk kesimlerinin iktidarını kurmak olduğunu savunuyoruz. Karma şirketleri ve çokuluslu şirketleri reddediyoruz. Petrol yüzde 100 devlet mülkiyetinde olmalı ve işçiler, profesyoneller ve teknisyenler tarafından yönetilmelidir. Petrolden elde edilen kaynaklar, ücret ve emekli maaşlarında artışı güvence altına alan, sağlık, eğitim, konut, gıda ve ilaç üretimine yatırım yapan, ayrıca petrol, elektrik ve Guyana’daki temel sanayilerin yeniden inşasını hedefleyen acil bir işçi ve halk planına yönlendirilmelidir.

Son 25 yıl boyunca, Chavezci rejime hiçbir zaman destek vermedik. Patron yanlısı ve emperyalizm yanlısı sağ partileri teşhir ederken, her iki kutup karşısında da siyasi bağımsızlığımızı koruduk.

1999 ile 2014 yılları arasında Venezuela, petrol ihracatından 960 milyar dolardan fazla gelir elde etti. Ancak bu kaynakların çok küçük bir bölümü işçilere ve halk kesimlerine ulaştı. Büyük kısmı karanlık işlerde, yolsuzlukta, silah alımlarında ve büyük çokuluslu şirketler ile ulusal ekonomik grupların zenginleşmesinde heba edildi.

Bu tablo, Chavezciliğin 26 yıllık pratiğinin bir özeti olmakla birlikte, Venezuela parlamentosunda ilk görüşmede kabul edilen Hidrokarbonlar Yasası reformu, petrolümüzün ve doğal kaynaklarımızın devrine giden yolu daha da derinleştirmektedir.

Emekçi halk içinde büyük bir kafa karışıklığının varlığını kabul ediyoruz. Bu durum, Chavezciliğin iki yüzlü söylemi ve sahte sosyalizmi tarafından beslenmektedir. Derin toplumsal kriz karşısında, bazı petrol işçileri ve diğer sektörlerden emekçiler, çokuluslu şirketlerin ve yatırımların gelişinin ücretleri ve yaşam koşullarını iyileştireceğine dair yanlış beklentiler taşımaktadır.

Ancak tarih göstermektedir ki, dünyanın hiçbir yerinde büyük şirket yatırımları halklara refah getirmemiştir. Aksine, yalnızca daha fazla yoksulluk, kaynakların yağmalanması ve işçi sınıfı için daha fazla kayıp getirmiştir. Bu nedenle hem ABD ve Trump’ın ülkemize ve petrolün yönetimine yönelik müdahalesini, hem de Venezuela hükümetiyle yapılan son anlaşmayı reddediyoruz.

PSL olarak, yaşam koşullarımızda gerçek değişimleri yalnızca emekçi halkın mücadelesinin yaratabileceğine inanıyoruz. Hiçbir şey gökten düşmeyecek ve kimse bize bir şey hediye etmeyecek. Bu nedenle, temel ihtiyaçlarımızı karşılamaya yetecek, acil bir maaş artışı için bugünden örgütlenerek mücadele etmemiz gerektiğini söylüyoruz.

Yalnızca emekçi halkın mücadelesi yaşam koşullarımızda gerçek değişimler yaratabilir. Hiçbir şey kendiliğinden olmayacak ve kimse bize bir şey bahşetmeyecektir. Bu nedenle, ücretlerin yoksulluk sınırının üzerine çıkarılması için derhal örgütlenmemiz gerektiğini savunuyoruz.

Petrol satışından 300 milyon dolar yeni geldi. Önümüzdeki günlerde 200 milyon doların daha gelmesi öngörülmekte. Emperyalist ABD ablukası nedeniyle satılamayan petrolden elde edilecek gelirler gelmeye devam edecektir. Bu paranın ücret artışlarına, sağlığın, eğitimin ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesine ayrılmasını talep ediyoruz. Aşağıdaki maddeleri içeren bir eylem planı için seferber olmalıyız.

  • Emekçi halka yönelik kemer sıkma politikalarına son!
  • Ücretlerin prim ve ikramiyelerle ikame edilmesine son verilmelidir.
  • Toplu iş sözleşmesi görüşmelerine yeniden başlanmalıdır.
  • Grev hakkı ve sendikal özgürlükler güvence altına alınmalıdır.
  • Siyasi tutuklulara tam özgürlük!. Özellikle mücadele ettikleri, yolsuzluğu teşhir ettikleri ya da siyasi nedenlerle tutuklanan işçiler derhal serbest bırakılmalıdır.
  • Halen tutuklu bulunan 120’den fazla petrol işçisinin derhal serbest bırakılmasını ve görevlerine iade edilmesini talep ediyoruz.
  • Olağanüstü dış tehdit kararnamesi derhal kaldırılmalıdır.
  • Sol ve demokratik siyasi partilerin yasallaştırılması sağlanmalıdır.

Bu çerçevede, PSL olarak talebimizi yinelemeye devam ediyoruz:

Trump Venezuela’dan ve Latin Amerika’dan defol!

Yorumlar kapalıdır.