Dünyada ve Türkiye’de artan işsizlik sorunu

ILO 2026 İstihdam ve Sosyal Eğilimler Raporu’na göre küresel işsizlik oranı yüzde 4,9 ve dar tanımlı işsiz sayısı 186 milyon. Ancak bu sayılar yalnızca buzdağının görünen kısmı. Geniş tanımlı işsizliğe bakıldığında dünya genelinde iş bulmaktan ümidini kesme veya istihdama erişememe gibi sebeplerle iş aramayan 408 milyon insan var. Bu sayının içinde çocuğunu bırakacak ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli kreş hizmeti olmadığı için iş aramayan anneler de var, uzun süredir tüm uğraşları sonuçsuz kaldığı için ümidini yitirenler de.

Dünya genelinde esnek, kayıtdışı ve güvencesiz çalışma artıyor. Dolayısıyla mevzu sadece istihdam değil, istihdamın niteliği de bir o kadar önemli. Erişilebilir ve kaliteli istihdam olanakları yaratılmadığı müddetçe, ekonomik kriz karşısında işçilerin ücretleri eriyor ve geçim sıkıntısı büyüyor. Dünyada 284 milyon işçinin aşırı yoksulluk içinde yaşadığı tahmin edilirken, düşük gelirli ülkelerdeki çalışanların yüzde 68’i ise aşırı ya da orta düzeyde yoksulluk içinde hayatını sürdürüyor. Türkiye’de de emekçiler 2026 yılına zaten açlık sınırının altında bir asgari ücretle girdi; yüksek enflasyonun etkisiyle bu ücretler şimdiden erimiş durumda.

Dolayısıyla Türkiye’deki durum küresel tablodan farklı değil. Büyüme, sanayi yerine hizmet sektöründe yoğunlaşırken, Disk-Ar’ın 2025 yılı İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu da dünyadaki trende benzer bir biçimde Türkiye’de işsizliğin arttığını gösteriyor. Her ne kadar TÜİK 2025’te işsizliğin yüzde 0,4 oranında azalarak yüzde 8,3’e gerilediğini belirtse de bu tablo yanıltıcı. Geniş tanımlı işsizliğe göre değerlendirme yapıldığında işsizlik oranı yüzde 29,7’ye ulaşmış durumda.

Bu yüksek işsizlik sarmalından herkes aynı ölçüde etkilenmiyor. Öyle ki her 5 kadından yalnızca 1’i istihdamda yer bulabiliyor. Krizlerde kadınların en güvencesiz işlerde çalışmaya zorlanan ve ilk önce gözden çıkarılan kesim olduğunu biliyoruz. Bakım yükü ve ev içi sorumluluklar gibi pek çok nedenle iş arayamayan kadınlar, istihdam edildiklerinde de böylesi bir eşitsizlikle karşı karşıya. Sadece toplumsal cinsiyet rolleri değil, sermayenin yeni iş bölümü stratejileri de eşitsizlikleri körüklüyor. Türkiye’de tekstil sektörünün çökmesi, binlerce işçinin işsiz kalması ve üretimin daha yoğun sömürü imkânı sunan Mısır gibi bölgelere devredilmesi buna en güncel örneklerden biri.

Bir yanda ekonomik büyüme müjdeleri verilirken, diğer yanda patronlar iflas ya da küçülme gibi bahanelerin arkasına sığınarak toplu işten çıkarma yapıyor. Krizin faturası emekçilere ödetilemez. Bu durumun değişmesi için şirketlerin hesap defterleri işçi denetimine açılmalı ve tam şeffaflık sağlanmalı! Emekçileri korumak adına; işten çıkarmalar derhal yasaklanmalı! Alım gücünü korumak için ücretlere her üç ayda bir enflasyon oranında zam yapılmalı!

Yorumlar kapalıdır.