Zamlar geri alınsın!
Türkiye’de emekçiler için hayat her geçen gün daha da pahalılaşıyor. Ücretler erirken, elektrikten doğalgaza, gıdadan barınmaya kadar her kalemde zamlar peş peşe geliyor. En temel tüketim maddesi olan ekmeğe gelen zamlar emekçinin sofradaki dilimin küçüldüğünün en açık göstergesi. Nisan ayında elektrik ve doğalgaza yapılan yüzde 25’lik zam ise zaten ağır olan yaşam koşullarını daha da kötüleştirmiş durumda. Enerjiye gelen bu artışlar yalnızca faturaları şişirmekle kalmıyor; iğneden ipliğe her şeye yeni zamlar olarak geri dönüyor.
Resmi veriler bile tabloyu gizleyemiyor. TÜİK’in açıkladığı verilere göre tüketici fiyatlarındaki artış yılbaşından bu yana yüzde 14,64’e, yıllık artış ise yüzde 32,37’ye ulaştı. ENAG verilerine göre ise yıllık enflasyon yüzde 55,38. Bu tablo, ücretlerdeki erimeyi de açıkça gösteriyor. Çalışma ekonomisi uzmanı Aziz Çelik’in hesaplamasına göre asgari ücret daha yılın ilk dört ayında 4 bin 110 lira eridi. Maaşlar daha cebe girmeden buharlaşıyor, milyonlarca emekçi açlık sınırının altında ücretlerle hayatta kalma mücadelesi veriyor. İktidarın 2026 yılı için açıkladığı yüzde 16’lık enflasyon hedefi ise daha yılın ortası gelmeden fiilen çökmüş durumda.
Şu çok açık: Enerji maliyetleri, döviz artışı ya da küresel gelişmeler bahane edilerek yapılan zamların faturası doğrudan emekçilere kesiliyor. Emekçinin yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan her şey daha erişilmez hale geliyor. Oysa aynı dönemde şirketler teşviklerle, vergi indirimleriyle desteklenmeye devam ediyor. Bunun son örneği, kurumlar vergisinde yapılan indirim oldu. Üretici kurumlar ile zirai üretim yapan kurumların ödeyeceği kurumlar vergisi oranının yüzde 25’ten yüzde 12,5’ye düşürülmesi kabul edildi. Bir diğer düzenleme de yurt dışındaki ve yurt içindeki kayıt dışı varlıkları ekonomiye “kazandıracağı” öne sürülen “Varlık Barışı” oldu. İktidar, ekonomide yaşadığı sıkışmayı kaynağı belirsiz paraların da aklanmasına sebep olacak bu tip yollarla aşmaya ve vergi indirim ve muafiyetleri ile yine sermayeyi memnun etmeye devam ediyor.
Bu karşın bugün milyonlarca işçi, emekçi, kadın ve genç sermayeden yana bu sistemin kendisine kestiği faturayla yüzleşmek, baş etmek zorunda. Bizler bir ekonomik-siyasal tercihin bedelini ödüyoruz! Maliyetleri bahane ederek her şeye zam gelmesini meşrulaştıran; ama söz konusu ücretler olduğunda onu da maliyet gördüğü için zam yapmayan bir ekonomi-politiğin sonuçlarını yaşıyoruz. Oysa onların maliyet gördüğü bizim hayatta kalma mücadelemiz; ücretlerimizle birlikte günden güne eriyen sofradaki ekmeğimiz, sağlığımız, geleceğimiz…
Bunun farkında olmak, öfkemizin de mücadelemizin de bugün sadece hayat pahalılığına karşı değil; bize bunu dayatan, sermaye çıkarına faturayı bize ödetenlere karşı olduğunu da ifade etmek çok kritik. Başka bir seçenek olduğunu, buna mahkûm olmadığımızı biliyoruz! Faturayı emekçiye değil, sermayeye ödetecek bir ekonomik program ve politik hat mümkün! Ancak bunun için acil taleplerimiz etrafında emekten, işçiden yana bir mücadeleyi örgütlemek gerekiyor.
- Temel gıda ve tüketim maddelerine, elektrik, su, doğalgaz, akaryakıt ve ulaşıma yapılan zamlar geri alınsın! Enerji, barınma ve gıda gibi temel ihtiyaçlar sübvanse edilsin; bu yük sermayeye ödetilsin. Kaynak ihtiyacı için zenginlerden artan oranlı servet vergisi alınsın!
- Ücretler insanca yaşayacak düzeye çıkarılsın; gerçek enflasyon oranında otomatik artırılsın. Bugün ara zam ihtiyacı bir tercih değil, zorunluluktur!
- Enerji üretimi, iletimi ve dağıtımı başta olmak üzere stratejik sektörler tazminatsız kamulaştırılsın; kâr amacı gütmeden, halkın ihtiyaçları doğrultusunda organize edilsin.
Yorumlar kapalıdır.