Saif AbuKeshek ile söyleşi: “Filistin’in her türden seferberliğe ihtiyacı var”

Bu söyleşi, Siyonist İsrail’in 29 Nisan’da Küresel Sumud Filosu’na yasadışı bir şekilde müdahale etmesinden 24 saat önce gerçekleştirilmişti. Arjantin’de Sosyalist Sol (IS) ve FIT-U (Sol Cephe-Birlik) milletvekili olan Mónica Schlotthauer, filonun Batolo (Amqa) gemisindeydi. Mónica, Katalan-Filistinli aktivist Saif AbuKeshek ile bu söyleşiyi, Saif başka bir gemiye transfer edilmeden önce Batolo’da gerçekleştirmişti.

Arjantin’de demiryolu işçisi olan Mónica Schlotthauer, İşçilerin Uluslararası Birliği-Dördüncü Enternasyonal’in (İUB-DE) bir üyesi. Mónica Yunanistan’ın Girit Adası yakınlarındaki uluslararası sularda Siyonizmin ordusu tarafından kaçırılan ve daha sonra serbest bırakılarak İstanbul’a getirilen filo katılımcıları arasındaydı.

Saif ise soykırımcı İsrail devleti tarafından kaçırılıp gözaltına alınmış ve Brezilyalı Thiago Avila ile birlikte 9 Mayıs’a kadar tutsak edilmişti. Saif’in söyleşideki açıklamaları, onun Filistin halkını ve tüm dünya halklarını savunmadaki tutarlılığının yanı sıra demokratik ve insani açıdan mücadeleci karakterini ortaya koymaktadır.

Mónica: Saif, Arjantin’de ve diğer ülkelerde seni tanımak isteyen insanlar için biraz kendinden, nereli olduğundan ve hikâyenden bahseder misin?

Saif: Benim adım Saif. Batı Şeria’nın kuzeyindeki Askar adlı mülteci kampında doğdum. Burası Nablus şehrinin yakınında. Ailem, babamın 1948’de doğduğu Yafa[1] yakınlarındaki bir kasabadan geliyor. Tam adım biraz uzun: Saif Ashfem Camel Yavergsev Mahmud AbuKeshek. Ben hariç tüm ailem orada doğdu; çünkü ben mülteci kampında doğdum. Birinci İntifada sırasında büyüdüm. Hem annem hem babam siyasi tutukluydu ve benim de Batı Şeria’da kendi deneyimlerim oldu. Birkaç kez tutuklandım, protestolar sırasında birkaç kez üzerime ateş açıldı. Filistin’de olağan olduğu üzere, her Filistinli ailenin işgalden zarar görmüş en az bir üyesi vardır. Sanırım aile fertlerini kaybeden diğer ailelerle karşılaştırıldığında biz oldukça şanslıydık. Barselona’da yaşıyorum, iki kızım ve bir oğlum var. Yaptığım her şeyi öncelikle onlar ve hepimizin geleceği için yapıyorum.

Mónica: Küresel Sumud Filosu’ndan bahseder misin? Nasıl ortaya çıktı ve amacı nedir?

Saif: Filoların ilk kez 2008’de, Gazze ablukası başladığında ortaya çıktığını biliyoruz ve o zamandan beri çeşitli girişimler organize edildi. Geçen yıl, uluslararası kampanyaların düzenlenmediği uzun bir aradan sonra, aynı anda üç kampanya yapıldı: ablukayı kırmak üzere yola çıkan Madleen gemisi, Kuzey Afrika’dan Sumud Konvoyu ve 80 ülkeden 4 bin kişinin Kahire’ye giderek Refah’a yürümeye ve ablukayı kırmaya çalıştığı Küresel Gazze Yürüyüşü.

Bu üç hareketi bir araya getirip durumun nasıl ilerlediğini görmek ve iletişimi ortak şekilde organize etmek istedik. Üç girişim de baskıyla karşılaşınca “Güçlerimizi birleştirelim, konuşalım ve tek bir kampanya koordine edelim,” dedik. Böylece Küresel Sumud Filosu doğdu.

Birlikte çalışmaya başladıktan kısa süre sonra Güneydoğu Asya’dan Sumud Santara da bize katıldı. O zamandan beri bu dört koalisyon birlikte çalışıyor. Filo geçen yıl organize edildi ve soykırım sırasında ablukayı kırmaya çalışan en büyük filo oldu. Şimdi ise çok daha büyük bir filoyla geri döndük; üstelik çok daha karmaşık bir siyasi ortamda. Ancak son altı aydır süren tam bir sessizliğin ardından, İsrail’in 740’tan fazla Filistinliyi öldürdüğü ve ateşkes anlaşmalarını en az 2073 kez ihlal ettiği sözde bir “ateşkes” ortaya çıktı. Daha iki gün önce sözde geçici olması gereken Sarı Hat’ı genişleteceklerini açıkladılar. Ancak sahadaki gerçeklik değişmedi; soykırım durmadı. İsrail geri çekilmedi ve sınırlarını genişletti. Yani daha fazla toprağı sömürgeleştirdi. Batı Şeria’da daha fazla toprağa el koymak ve daha fazla Filistinliyi yerinden etmek için yeni yasalar çıkardılar. Yalnızca Filistinli mahkûmlara uygulanacak ölüm cezasını onayladılar. Dahası, mahkûmlara yönelik fiziksel ve cinsel işkenceler de sürüyor.

Sözde barış süreci ve ateşkes konuşulurken geçen bu altı ay boyunca İsrail saldırganlığını yalnızca artırdı. Filistinlilere daha fazla saldırdı ve uluslararası alanda hiçbir yaptırıma maruz kalmadan, hükümetlerin ve Avrupa Birliği’nin suç ortaklığıyla onları bombaladı. Avrupa Birliği ise daha iki gün önce İsrail ile ortaklık anlaşmasının süresini uzatma kararı aldı.

Bu girişimi gerçekten çok zor ama gerekli bir ortamda başlatıyoruz. Altı ay öncesinden çok farklı bir durum var. 31 Ağustos’ta Barselona’dan yola çıktığımız zamandan çok farklı. Ama yine de gerekli.

Mónica: Temel farkları özetleyebilir misin?

Saif: Öncelikle seferberlik düzeyi farklı. Geçen yıl soykırım sırasında dünyanın birçok yerinde çok sayıda eylem vardı; son altı aydır ise çok az hareketlilik oldu. Medyanın odağı da değişti. Geçen yıl Filistin ve Gazze hakkında çok konuşuluyordu, ama son altı aydır Gazze’den neredeyse hiç söz edilmiyor. Siyasi durum da farklı. Sokak basıncı vardı; birçok hükümet açıklamalar yapıyor ve adımlar atıyordu. Ancak son altı ayda Filistin konusundaki tüm siyasi süreç yön değiştirdi. İran’la savaş ve Lübnan’a saldırılar nedeniyle oluşan istikrarsız ortamdan dolayı risk seviyesi de daha yüksek.

Bütün bunlar geçen yıla göre çok farklı. Ama yine de daha fazla insanı ve daha fazla gemiyi harekete geçirmeyi başardık. Filonun daha ilk haftasında bile insanların yeniden Gazze hakkında konuşmasını başardık. Sosyal medyada paylaştığımız içeriklerle 244 milyon etkileşim aldık. Yani temel hedeflerimizden biri olan Filistin ve Gazze konusunda farkındalık yaratmayı başarıyoruz.

Ayrıca siyasi çerçevede farklı bir yaklaşım benimsedik. Geçen yıldan farklı bir siyasi etki yaratmaya çalıştık. Brüksel’de, dünyanın dört bir yanından 300’den fazla politikacının katıldığı bir kongre düzenledik ve Filistin halkının deniz haklarına ilişkin Brüksel Bildirgesi’ni başlattık. Bu bildirge kendi kaderini tayin hakkını, insan hakları ihlallerini ve mahkûmlara verilen ölüm cezalarını ele alıyor. Böylece filoyu destekleyen siyasi bir temel oluşturduk. Şimdiden çeşitli milletvekillerinden destek açıklamaları almaya başladık. Kolombiya’dan 25 milletvekili filoya destek bildirisi yayımladı. Başka milletvekilleri de bizimle iletişime geçerek bir sonraki aşamada bize katılmak ve gemilerde yer almak istediklerini söylüyorlar.

Yani siyasi etki yaratma hedeflerimizden biri şimdiden gerçekleşiyor. İlk kez sivil bir filo, soykırıma ortak olan uluslararası büyük bir yük gemisinin rotasını değiştirmeye çalıştı. Bu gemi, İsrail’de topçu silahlarının üretiminde kullanılan malzemeleri taşıyordu; bu silahlar daha sonra Filistinlileri bombalamak ve soykırımı sürdürmek için kullanılıyor.

Gerçekte İsrail Filistin’de suç işlese de bu suçlar Avrupa’da ve dünyada başka hükümetler tarafından destekleniyor ve kolaylaştırılıyor. İsrail’e silah gönderenler; malzeme sağlayanlar; siyasi, medya ve mali açıdan koruma sunanlar yalnızca sessiz suç ortakları değil; aktif olarak soykırımın ortaklarıdır.

Mónica: Brüksel’de Francesca Albanese’nin[2] gündeme getirdiği tartışma hakkında ne düşünüyorsun?

Saif: Açıkçası bir kişinin yaptığı açıklamalar üzerine kamuoyu önünde tartışmalara girmekle ilgilenmiyoruz. Filistin’in her türden seferberliğe ihtiyacı var. Sürekli bir harekete geçme çağrısına ihtiyaç var ki karada, denizde, limanlarda, okullarda, üniversitelerde ve diğer siyasi alanlarda çalışmalar yürütülebilsin. Bizim yaptığımız da bu. Karadaki kampanyaları öğrenciler ve işçilerle koordine eden bir çalışma grubumuz var. (…) Bu, Brüksel Bildirgesi aracılığıyla yürüttüğümüz siyasi çalışmanın bir parçası ve gelecekteki siyasi ağın inşasına hizmet ediyor. Bu çalışma filoyla bitmiyor; filo sonrasında da devam ediyor.

Filistin’in görünürlüğünü ve iletişimi sürdürmek için çalışıyoruz. Başka eylemler için çağrı yapan herkese davetim şudur: yapın. Limanların bloke edilmesi gerektiğini söyleyenlere katılıyorum; evet, limanları bloke etmeliyiz. Ama bir şeyi örgütlemek için başka bir şeyi itibarsızlaştırmaya gerek yok. İhtiyacımız olan şey birliktir. İnsanları örgütlenmeye ve seferberliğe çağıran seslere ihtiyacımız var. Altı ay boyunca sessizlik vardı, seferberlik yoktu ve hiçbir seferberlik çağrısı duymadık. Şimdi filo denizdeyken onu desteklemeliyiz.

Burada sembolizmle ilgili çok önemli bir nokta var. Bu terimleri nasıl kullandığımıza dikkat etmeliyiz çünkü yalnızca filodaki yüzlerce insanın doğrudan eylemini değil, şiddet içermeyen doğrudan eylem tarihlerini de itibarsızlaştırıyoruz. Filistinlilerden başlayarak: 1936’daki üç yıllık grev, Birinci İntifada, Gazze’deki Büyük Dönüş Yürüyüşü… Tüm bunlar, Mahatma Gandhi’nin Tuz Yürüyüşü ya da mahkûmların açlık grevleri gibi hepsi seferberlik örnekleridir. Eğer doğrudan eylem siyasete meydan okuyorsa, hükümetleri de değişime zorluyordur. Birlik yaratmanın yollarını bulmalı, farklı seferberlik alanları oluşturmalı ve tüm girişimleri desteklemeliyiz. Enerjimizi nereye odaklayabiliyorsak oraya yönlendirmeliyiz.

Mónica: Peki kara konvoyu hakkında ne düşünüyorsun?

Saif: Konvoy yola çıkacak, hazırlıklarının son aşamasında. Önümüzdeki günlerde Moritanya’dan yola çıkacak ve ardından Libya’ya geçecek. Orada uluslararası düzeyde 400 kişi daha katılacak. 30 ya da 40’tan fazla ülke katılıyor. 40’tan fazla insani yardım kamyonu olacak ve konvoyun Gazze’ye ulaşmasının bizim deniz yoluyla Gazze’ye varışımızla aynı zamana denk gelmesini umuyoruz. Denizden ve karadan ablukayı kıracağız.

Mónica: İsrail’in bölgede “polis” rolü oynadığı bir ortamda Filistinliler için Ortadoğu’da barışın mümkün olabileceğini düşünüyor musun?

Saif: Bir barış sürecinden söz ederken, Filistin devleti için gerekli koşulların oluşturulması gerekirken sistematik biçimde topraklara el koyuluyorsa, daha fazla Filistinli yerinden ediliyorsa, Filistin köyleri yalıtılıyor ve Filistinlilerin kullanamayacağı yollar açılıyorsa bunlar barış işareti değildir. Ayrıca tüm bunlar olurken Filistinli tutsak sayısı artıyor, serbest bırakmaları şöyle dursun daha fazla Filistinli hapse atılıyor. Yani İsrail’in hiçbir zaman gerçek bir barış süreci niyetinde olduğunu görmedik.

İsrail hep aynı hikâyeyi anlatıyor; dünyadaki birçok insan da Hamas hakkında bunu tekrar ediyor… Hamas 1980’lerin sonunda kuruldu. Hamas kurulmadan önce İsrail zaten 40 yıldır Filistin’i işgal ediyordu. Şimdi soykırımdan söz ediyoruz ve birçok kişi bunun 7 Ekim’de başladığını düşünüyor. Oysa soykırım 80 yıldır sürüyor. İsrail’in son üç yıldan önce de işlediği pek çok suç, etnik temizlik ve saldırı vardı. Dahası, sadece Gazze’de 2008, 2010, 2014, 2018, 2020 ve 2022’de de saldırılar oldu ve binlerce insan öldürüldü.

Şunu anlamalıyız: Bir hükümet Filistin diye bir yer olmadığını, Filistinlilerin var olmadığını söyleyerek başlıyorsa; liderleri Filistinlileri hayvan olarak tanımlayıp hepsini öldüreceklerini, çocukların suçlu ve terörist olduğunu söylüyorsa, ister Filistin içinde ister dışında olsun, o zaman herhangi bir barış çözümünden söz edebilmek için önce Siyonist hareketin sona ermesi gerekir. Siyonist hareket ırkçı, ayrımcı ve faşist bir harekettir; başka bir halkın varlığını kabul etmemektedir. Bu toprağın yerli halkını tamamen yerinden etmek ve ortadan kaldırmak istiyorlar. Tek devlet mi iki devlet mi tartışmasına odaklanırken, barışı engelleyen mekanizmaların ayrıntılarını gözden kaçırıyoruz. Bu açıdan öncelikle uluslararası hukukun uygulanması, uluslararası kararların hayata geçirilmesi ve Siyonist hareketin sona ermesi gerekiyor.

Mónica: Dinleyenlere başka bir mesajın var mı?

Saif: Buradayız; kararlılıkla ve halkların her zaman kazandığına olan inançla Gazze’ye doğru yelken açıyoruz. Ablukayı kırma girişimimiz, karadaki eylemler olmadan başarıya ulaşamaz.

Dünyanın her yerinde insanları ayağa kalkmaya çağırıyoruz. Bugün mesele yalnızca Filistin değil; mesele insanlığımızdır. İsrail’in yaptıkları ve ABD’nin yaptıkları… Venezuela devlet başkanının kaçırılmasını gördük, Kolombiya’ya yönelik tehditleri gördük, Küba’ya yönelik ablukayı gördük. İran’daki savaşı, Sudan ve Somali’nin bölünmesini nasıl başlattıklarını, Kongo’da ve dünyanın başka birçok yerinde işlenen suçları gördük.

İşte bu, bizi bastırmak, haklarımızı elimizden almak için kusursuz bir şekilde işleyen bir siyasi sistem. Haklarımız için, insanlığımız için, toplumsal kurtuluşumuz için ayağa kalkın.

Bugün Filistin için savunduğumuz şey, aslında insanlığımızın uluslararası savunusudur. Kimsenin bir sabah aynaya bakıp “Soykırımı durdurmak için ne yaptık?” diye sormasını istemiyorum. Ya da çocuklarının ve torunlarının bir gün onlara aynı soruyu sormasını. Çünkü bugün Filistin’de yaşanan yalnızca Filistin’in değil, eğer harekete geçmezsek insanlığımızın soykırımıdır. Eğer bugün harekete geçmezsek, bize dayatılmak istenen bu karanlık yolu değiştirmezsek geleceğimizin ne olacağını bilmiyorum. Bu yüzden yelken açıyoruz, bu yüzden insanların ayağa kalkmasını, silah fabrikalarını bloke etmesini, suç ortaklığı yollarını kesmesini ve kendi adlarına hareket eden suç ortağı hükümetleri durdurmasını istiyoruz. Çünkü bu hükümetler kendi çıkarları için hareket ediyor, çoğunluktan alıp, haklarımızdan ve kaynaklarımızdan kâr etmek isteyen azınlığa veriyorlar. “Bir daha asla” dediğimizde bu herkes için geçerli olmalı, yalnızca belirli bir grup için değil. Herkes için, bir daha asla.


[1]Yafa, 1948 öncesinde Filistin’in en önemli ekonomik, kültürel ve kentsel merkeziydi ve narenciye sanayisi ile ünlüydü. 1948’deki Nakba’da Siyonist güçler, 80 binden fazla Filistinliden oluşan nüfusun yüzde 95’ini yerinden etti.

[2]  Francesca Albanese, BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları Özel Raportörü. 22 Nisan 2026 tarihinde Belçika’nın Brüksel kentinde düzenlenen konferansta Filo’ya destek vermiş olmasına rağmen, 2026 eylemiyle arasına mesafe koydu; eylemin önemini sorgulayarak onu “sembolik” olarak nitelendirdi ve liman ablukaları gibi eylemlerle karşılaştırdı. Açıklaması, içsel risklerine rağmen halihazırda devam etmekte olan Filo içinde kafa karışıklığına ve eleştirilere yol açtı.

Yorumlar kapalıdır.