29 Nisan günü Siyonist devletin korsanlık saldırısına uğrayan Küresel Sumud Filosu yeniden yola çıkmaya hazırlanıyor. Saldırıdan kurtulan gemilerin Marmaris limanına yanaşmasıyla ve buradaki yeni katılımlarla Filo, Gazze’ye doğru seferine kaldığı yerden devam edecek. Deniz filosuna aynı zamanda Kuzey Afrika’dan yola çıkan kara konvoyu eşlik ediyor. Filo’nun duyurusuna göre, Moritanya’dan yola çıkan konvoy Cezayir, Libya ve Mısır hattı üzerinden Refah Sınır Kapısı’na ulaşmayı hedefliyor. 35’ten fazla ülkeden 1500’den fazla kişinin katılımıyla bugüne kadarki en büyük kara konvoyu girişiminde 10 ambulans, 50 yardım kamyonu ve 20 mobil ev bulunuyor.
15 Nisan’da Barselona’dan yola çıkan filo, 26 Nisan’da İtalya’nın Augusta limanından 53 gemiyle, bugüne kadarki en büyük uluslararası girişim olarak yoluna devam etmişti. 29 Nisan günü Girit açıklarındaki uluslararası sularda Siyonist korsanlık 22 gemiye müdahale ederken, 31 gemi bu saldırıdan kurtularak Yunanistan karasularında Girit açıklarında demirlemişti.
Siyonist varlık, işgal altındaki topraklardan 1000 km ötedeki bu saldırıyı başta Yunanistan olmak üzere AB hükümetlerinin ve ABD’nin desteğiyle gerçekleştirebildi. ABD emperyalizmi ve Trump yönetimi Siyonizmin en azılı hamisiyken, AB ve hükümetleri de Siyonizmin ve soykırımın bir diğer asli finansörü ve destekçisi konumunda. AB-İsrail Ortaklık Anlaşması çerçevesinde AB, 43 milyar dolarlık dış ticaret hacmiyle İsrail’in en büyük ekonomik partneri. Siyonizme karşı eleştirel sesler yükselten hükümetlerin ülkeleri de bu tablodan azade değil. Örneğin, hem İsrail’e hem de İran’a dönük savaşa ilişkin eleştirilerde bulunan Pedro Sanchez yönetimi altında İspanya’nın İsrail’le ticaret hacmi 3 milyar dolar düzeyinde seyrediyor. Sanchez hükümetinin askeri yaptırım kararları da pek çok istisnaya tabi ve Airbus gibi stratejik firmalar İsrail’den askeri teknoloji transfer etmeye devam ediyor.
Bu süreçte Türkiye hükümetinin Siyonizmin alıkoyduğu filo katılımcılarına ev sahipliği yapması ve Marmaris limanının filoya açılması kendi başlarına olumlu gelişmeler olmakla birlikte, bu durum Erdoğan yönetiminin İsrail karşıtlığının değil üzerindeki toplumsal basıncın bir sonucudur. Erdoğan yönetimi bir yandan İsrail karşıtı bir söylem kullanarak Filistin davasını bir iç politika malzemesine ve halkla ilişkiler operasyonuna dönüştürmeye çalışırken, diğer yandan Siyonizmle olan ilişkilerini sürdürmektedir.
Bunlar arasında en önemlisi, günlük ortalama 100 bin varil Azerbaycan ham petrolünün Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı üzerinden Siyonizme can damarı olmasıdır. Öte yandan, 2024’te ilan edilen resmi ticaret kısıtlamasına dek iki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 7 milyar dolardı. Bu kısıtlamanın ardından ise resmi rakamlar üçüncü ülkeler aracılığıyla ve diğer gayriresmi yöntemlerle iki ülke arasındaki ticaretin devam ettiğine ilişkin çok fazla iddia bulunuyor. Örneğin, Siyonizmin kendi kurumları 2025’te Türkiye’den 1 milyar dolar civarında ithalat yapıldığını açıkladı. Kürecik Radar Üssü ise, Siyonizmin bölgedeki gözü olmaya devam ediyor. Bu bağlamda “Hamaseti bırak, ilişkileri kes!”, “Ceyhan’dan akan petrol değil kan!” sloganları hayati önemini koruyor. Türkiye de dahil olmak üzere tüm bölge hükümetlerinden Siyonist korsanlığa karşı tutum almasını, insani yardım filosunu ve vatandaşlarını korumak üzere deniz kuvvetlerini bu korsanlığa karşı harekete geçirmesini talep etmeliyiz.
Tüm dünya hükümetlerinin Siyonizmle ilişkilerini tümüyle kesmesi, soykırımın ve ablukanın sona ermesi, 9000’den fazla Filistinli tutsağın özgürlüğü ve nihai olarak Siyonizmin yıkılmasıyla nehirden denize özgür bir Filistin, Türkiye’de ve dünyada seferberliklerin yeniden büyümesiyle mümkün olabilir. Küresel Sumud Filosu tam da bu hedefler doğrultusunda yeniden yola çıkıyor. Eylemlerle, kampanyalarla, grevlerle bu yolculuğa eşlik edelim.
Yorumlar kapalıdır.