Avrupa’da aşırı sıcaklar: iklim kriziyle mücadele değil, krize uyum

Date:

Share post:

En hızlı ısınan kıta olan Avrupa’nın birçok ülkesinde daha şimdiden sıcaklık rekorları kırıldı. Sadece mayıs ve haziran aylarında en az 10 bin kişi aşırı sıcaklarla bağlantılı olarak hayatını kaybetti. Yüksek sıcaklıklar bir yandan su kıtlığını, bir yandan da orman yangınlarını beraberinde getiriyor. İtalya, İspanya ve Fransa’da şiddetli yangınlar çıkarken kıta genelinde kuraklığın şiddeti de artıyor. Aşırı sıcakların bu yıl bu kadar erken yaşanması ve kırılan yeni rekorlar, iklim krizinin ciddiyetini bir kez daha gözler önüne seriyor.

2020 yılında Avrupa Yeşil Mutabakatı onaylandığında Avrupa Birliği; en yeşil, en çevreci olacağı iddiasıyla 2050 yılına kadar sera gazı emisyonlarını net sıfıra indirme, doğal kaynakları tüketmeden ve çevreye zarar vermeden ekonomik büyüme sağlama ve yeşil dönüşümü adil bir geçişle yapma hedefi koymuştu. Sonraki yıllarda bu önceliklerin yerini Avrupa sanayisinin korunması, Çin’le rekabet ve Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltmak aldı. Bugünse artık esas konulardan biri iklim krizinin nasıl durdurulacağı değil, krize nasıl uyum sağlanacağı.

Hollanda merkezli finans şirketi ING Grubu’nun Küresel Makro Araştırma Başkanı ve Almanya Başekonomisti Carsten Brzeski, bu durumu destekler şekilde, sıcak hava dalgalarının artık geçici iklim olayları değil yapısal makroekonomik risk olduğundan bahsediyor. Almanya merkezli sigorta şirketi Allianz’ın İklim Ekonomisti Hazem Krichene, iklim krizinin ekonomik etkisinin bu kadar büyük olmasını beklemediklerini söylüyor ve acil uyum ihtiyacına işaret ediyor. Bahsi geçen iklim uyumu, enerji altyapısından ulaşıma, kent yaşamından tarımsal faaliyete kadar yatırım demek. Peki bu uyum maliyetinin faturası kime kesilecek? Aşırı sıcaklardan en çok etkilenen emekçilere, çiftçilere, köylülere mi yoksa şirketlere, zenginlere, en kirletici sanayilere mi?

Aşırı sıcaklar bir yandan da bir işçi sağlığı ve güvenliği meselesine dönüşmüş durumda. Özellikle inşaat, tarım, taşımacılık, turizm gibi sektörlerdeki işçiler, aşırı sıcaklarda en fazla riski taşıyanlar arasında. AB sendikaları, mevcut İSG tedbirleri aşırı sıcaklar karşısında yetersiz olduğu için maksimum çalışma sıcaklığı belirlenmesi, aşırı sıcakta çalışma saatlerinin düzenlenmesi, işyerlerinde tedbirler alınması gibi başlıkları gündeme getirse de AB hükümetlerinin çoğu çeşitli bahanelerle bu konuda bağlayıcı bir AB direktifi olmamasından yana.

Hükümetleri, kurumları ve burjuva iktisatçılarıyla kapitalizm, çözüm olarak önüne iklim değişikliğine uyumu koyarken, iklim krizinin bizzat sorumlusu olduğu gerçeğinin üstünden tüm ikiyüzlülüğüyle atlıyor. Krizi durdurmak yerine krize uyum tercih edildikçe aşırı iklim olayları daha sık ve kaçınılmaz hale geliyor. Kapitalist hükümetlerin iklim politikaları doğaya da insanlığa da asla daha iyi bir gelecek sunmayacak.

Son Yazılarımız

spot_img