ABD-İsrail saldırısının sınırlılıkları

İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a başlattığı emperyalist saldırının üzerinden bir ay geçerken, İran’da 2 bine yakın ölü ve binlerce yaralı var. Üç milyonu aşkın İranlı ise yerinden edildi. Hizbullah’ın işgal ordusuna saldırısını bahane ederek 2 Mart tarihinde Lübnan’ın güneyine havadan ve karadan saldırı başlatan İsrail, Lübnan’da ise 1200’ü aşkın kişiyi katletti. Bir milyon 200 bin Lübnanlıyı da evlerini terk etmek zorunda bıraktı. İsrail işgal ordusu, Lübnan’ın güney kısmı ile bağlantısını sağlayan bütün köprüleri yıkarak adeta Güney Lübnan’ı Lübnan’ın kalanından koparıyor. Siyonist rejim, Beyrut’u Gazze’ye çevirmekle tehdit ediyor. Sınır bölgesindeki köyleri tamamen imha ederek bir tampon bölge oluşturma planını hayata geçirmeye çalışıyor.

İran ve Lübnan halkına yönelik emperyalist-Siyonist saldırının yarattığı ağır bilançoya rağmen ABD ve İsrail’in politik hedeflerine ulaşabildikleri söylenemez. İran’ın savaşı bölgeye yayması ve dünya ham petrolünün yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatma taktiği şu ana kadar başarılı olmuş gözüküyor. İsrail, İran’ı kendisi için bir tehdit olmaktan çıkarmak isterken “vaat edilmiş topraklar”, Siyonist yerleşimci nüfus için güvenli bir toprak parçası olmaktan her geçen gün uzaklaşıyor. Bu durumun üzerine eklenen enerji kaynaklarındaki ve ekonomideki sorunlar, Siyonizmin krizini daha da derinleştiriyor.

ABD tarafında ise Trump bir konuşmasında rejimin değiştiğini söylerken, bir diğer konuşmasında İranlı yetkililerle görüşmelerin olumlu bir şekilde gerçekleştiğini ve anlaşmanın yakın olduğunu söylüyor. İran’a saldırının başladığı günden bu yana ABD her bir gün için yaklaşık 1 milyar dolar askeri harcama yaptı ve Pentagon 200 milyar dolar ek bütçe istemek zorunda kaldı. Bütün bunlar ve Trump yönetimine olan tepkiler “Krallara hayır!” hareketini tekrar canlandırdı ve ülke genelinde yaklaşık 8 milyon kişi sokağa döküldü. Trump destekçisi tabanda dahi ciddi kırılmalar söz konusu ve bu durum bürokraside de ifadesini buluyor. Tüm bunların üzerine Trump, NATO ve AB ülkelerinden de istediği düzeyde destek alamadığını açıkça ifade ediyor.

Trump’ın iddia ettiği, İran’ın ise yalanladığı ateşkes görüşmelerinin ne kadar ciddi olduğunu şu an için bilmek güç. Fakat tarafların savaşa dair yaklaşımını anlamak açısından öne sürdükleri koşullara bakmak faydalı olabilir. ABD’nin Pakistan aracılığıyla sunduğu şartlar, Cenevre görüşmelerindeki koşullar ile hemen hemen aynı: nükleer tesislerin tamamen kapatılması, Hizbullah vb. güçlere desteğin kesilmesi, balistik füzelerin menzilinin sınırlandırılması ve Hürmüz Boğazı’nın açılması. İran bu şartları kabul etmek bir yana, bir daha saldırı olmayacağını garanti altına alan bir anlaşma ve savaş tazminatı talep ediyor.

Savaşın ABD’nin stratejik noktalara piyade çıkarmasıyla mı devam edeceğini, yoksa çelişkileri çözmeyen yeni bir ateşkesle çatışmaların bir başka zamana mı öteleneceğini hep birlikte göreceğiz. Fakat bütün bunlar olurken izlenimci bir şekilde gelişmeleri sadece takip etmekle kalmamalı; emperyalist saldırı altındaki halklarla dayanışmayı büyütmeliyiz. Yani mevcut durumda İran’a ve Lübnan’a yönelen emperyalist-Siyonist saldırganlığı reddetmeli ve bu saldırganlığın yenilgisi için mücadele etmeliyiz. Bu tutum, daha birkaç ay önce kendi halkını katleden molla rejimine veya sözde “direniş ekseni”ne politik bir destek anlamına gelmiyor. Bir başka deyişle, İran’ın ve Hizbullah’ın askeri zaferi, bizim için emperyalizmin ve Siyonizmin yenilgisinden başka bir anlama gelmiyor. Bu yaklaşımla İran ve Lübnan halklarının yanında olmalı ve ülkemizden emperyalist üsleri ve Siyonizmle ilişkileri söküp atmalıyız.

Yorumlar kapalıdır.